Taşın Öyküsü

“Bir taş varmış, sıradan, küçük bir taşmış bu. Bir gün bir çocuk ona tekme atmış, ama taşın umurunda olmamış, çünkü o taşmış, hiç tepki vermemiş. Bir başka gün bir adam taşı yerinden kaldırmış ve onu yontmuş, şekil vermiş, onu bir baltaya dönüştürmüş, taş bu duruma tıpkı bir taş gibi tepki vermiş, yani hiçbir şey yapmamış. Adam baltası ile avlanıyor, onu her gittiği yere götürüyormuş. Ama olup bitenler taşın hiç umurunda değilmiş, çünkü o sadece bir taşmış. Bir gün adam ölmüş ve taşı oğluna miras bırakmış, ama bu bile taşta herhangi bir duygu uyandırmamış, zaten eski sahibini hatırlamadığı gibi, yeni sahibini de tanımıyormuş. Onu ne duyuyor, ne de görebiliyormuş. Bir başka gün sel olmuş ve sular taşı alıp başka bir yere götürmüş. Burası bir dere yatağıymış. Orada başka taşlar da varmış. Hatta içlerinden bazıları çok güzelmiş. Rengârenk çakıl taşlarıyla doluymuş bu dere yatağı. Hele içlerinden biri yusyuvarlakmış ve mermer gibi pürüzsüzmüş. İkisi yan yana düşmüşler tesadüfen. Ama aralarında hiçbir yakınlaşma olmadığı gibi birbirlerinin farkına bile varmamışlar ve birbirlerini hiç umursamamışlar. Çünkü onlar taşmış. Taşlar aşık olmazmış ve taşlar yeniliklerin farkına varmazlarmış. Taşlar sadece dururlar ve beklerlermiş. Üstelik zamanın geçişinin de farkına varamazlarmış.

“Aradan milyonlarca yıl geçmiş, taşın başına bir sürü iş gelmiş, ama o yine de taşmış. Ne birine kızmış, ne birinden intikam almış, ne de birini sevebilmiş. Hiçbir şeyi hatırlamadığı gibi, hiçbir şeyi unutmamış da… Sadece olduğu yerde öylece durmuş. Sonra aşınmış ve küçük bir çakıl taşına dönüşmüş, sonra daha da küçülmüş, bir kum tanesi olmuş, sonra da bir toz zerresine dönüşmüş. O zaman rüzgâr onu oradan alıp başka bir yere taşımış, ama o hala taşmış ve bütün bunlar hiç umurunda değilmiş, zaten olup bitenleri ne algılayabiliyor, ne de kavrayabiliyormuş. Dedik ya, o bir taşmış. Daha doğrusu artık bir toz zerresiymiş.

“Zamanın sonuna kadar da böyle kalacakmış. Üstelik bu durum onu hiç rahatsız etmiyormuş. Çünkü, dedik ya, o sadece basit, renksiz, sıradan bir taşmış.
“Zaman geçip her şey değişse de toz zerresi havada sakin sakin uçuşmaya, rüzgarın götürdüğü yere gitmeye ya da olduğu yerde sakince beklemeye devam edecekmiş. Ondan kimsenin başka türlü bir beklentisi yokmuş ve olamazmış. Taşın ne geleceğe dair bir umudu, ne de geçmişe dair bir hatırası varmış.

Mesela hiç bir zaman şöyle düşünmemiş: “Nereden geldim ben? Anam babam kim? Hangi volkandı beni doğuran?”

Bu soruları hiç bir zaman sormamış ve sormayacakmış da. Çünkü (sanırım daha önce de söylemiştik) o sadece bir taşmış ve hep de öyle kalmaya niyetliymiş. (Ya da bir toz zerresi.) Gerçi buna niyetlenmek denemezmiş, çünkü taşın hiçbir şey dilediği yokmuş. O sadece doğanın güçlerine ve evrenin yasalarına boyun eğiyormuş. Ne rüzgarın tersine gitmeye, ne yağan yağmuru yeniden bulutlara doğru itmeye ne de yerçekimine karşı durmaya çalışıyormuş. O her zaman doğa yasalarına boyun eğermiş. Gerçi o bunu tevekkülden ya da ilahi bir düşünceden esinlendiği için yapıyor değilmiş. Çünkü o asla ilham perilerinin seslerini duymazmış.

Çünkü o sadece eğri büğrü, birazcık ağırlığı olan, suda batan, birinin kafasına çarptığında can yakan, velhasıl-ı kelam, hiç bir öyküsü olmayan bir taşmış.”

Reklamlar

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: