Netekim

80 darbesi olduğunda ilkokula giden bir çocuktum. Her pazar en büyük eylencemiz Gırgır dergisi okumaktı. O pazar, abim dergi almaya gitti ve çabucak geri döndü. “Darbe olmuş, askerler beni geri gönderdiler” dedi. 12 Eylül sabahı beynimde hep böyle kalmış… Yani Gırgır okuyamadığım bir pazar günü…

Ondan sonra Cumartesi-Pazar demeden haftanın her günü Kenan Evren’in nutuklarını dinlemek zorunda kaldık. Biz çocukların tek eğlencesi olan televizyonu Evren’e kaptırmıştık. En sevdiğimiz çizgi filmler hep onun nutukları yüzünden güme gidiyordu. “Kenan Evren Mersin’de konuşuyor, Kenan Evren Sivas’ta… Kenan Evren bugün Yozgat mitinginde…” Bütün mitingler canlı yayınlanıyordu, bir türlü bitmek bilmiyordu nutukları… Hep aynı şeyleri anlatıyordu, darbeden önce ülkenin durumu, kardeşin kardeşi vurması, yönetime neden el koyma ihtiyacı duyduklarını anlatıyor da anlatıyordu… Ben de kendi kendime hep şunu düşünüyordum: “Ama aynı şeyleri dün anlatmıştı zaten, neden bir kere daha tekrarlıyor?” Konuşmalarında en çok kullanduğu kelime “netekim”di ve bu kelimeyi bir tuhaf söylüyordu: “nedegim, nedegim”. Ses tonu cahil ama kendine aşırı güvenen kişilerin ses tonuydu. İnce gergin dudakları ruhunun acımasızlığını yansıtıyordu. Çipil gözlerinde hep kurnaz bir ifade vardı. Konuşurken çenesini tuhaf biçimde boynuna doğru çeker, dudaklarını garip bir şekilde kıvırır, emir vermeye alışkın insanlar gibi her söylediğinin, her yaptığının duğru olduğuna inanırdı. Faşizmin özünde kuşku duymak yoktur zaten.

O kadar çok konuştu, o kadar çok anlattı ki nitekim sonunda adı “netekim paşa”ya çıktı.

Mitingler bitmek bilmiyordu, aylarca devam etti sanırım. Bu arada “pazar sineması” ve “çocuk saati” programları hep ama hep güme gidiyordu.

Galiba Kenan Evren asıl darbeyi biz çocukların TV keyfine yapmıştı.

Reklamlar

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

6 comments

  1. Einstein'in Kayıp Dölü

    “Geberdi sonunda pezevenk” ve ” Siz gençler o zamanları yaşamadınız, bilmesiniz, sokağa çıkamıyorduk, darbe geldi rahatladık” söylemleri arasında okuduğum en insani ve farklı yorum bu sanırım. Teşekkürler.
    Biraz iç dökmek istiyorum, sonuçta Taş Duvar’ ı sadece kendine ayırmak istesen bu işi internet ortamında yapmazdın, içini bir deftere dökerdin, birilerine ulaşmak istedin, birileri sana ulaşsın istedin ki, internet ortamında açtın.

    Mamafih mevzuya dönelim. Baktığında 80 darbesinin savunulacak pek bir tarafı yok, bunu peşinen söyleyeyim de… Eğer darbe öncesi süreçte anarşi ortamı yaratan gençler, idealleri uğruna savaşan bağımsız insanlar ise, kusura bakma Kenan Evren yapması gerekeni yapmıştır. Müesses sisteme karşı çıkan kişilere ne yapacaktı? Devrim de bir darbe değil mi derinine indiğinde? Ama darbeyi gerektirecek ortamı hazırlayan ve yöneten kişiler Kenan Evren ve şürekası, MİT ve dolasıyla CIA ise, işte o zaman Evren suçludur. Ki ikinci şık muhtemel. (Her ne kadar mağdur olanlar olsa da Ergenekon sürecini savundum, askerin kibrinin kırılması gerekiyordu. Bu iktidarın da askerden daha zorba olduğunu kimse iddia etmez. Ama özgürlüklerin artmasını beklediğimiz bir dönemde zorbalığın nüksetmesi biraz fazla batıyor.)

    Ama o kullanılan gençlerin kanaat önderleri de aynı tezgahta neden olmasın? Eğer ikinci şık doğru ise bence aynı derece Mahir Çayan gibiler de suçludur. Ki sol örgütlere SSCB ve diğer sosyalist ülkelerin elçiliklerinin yardım ettiği o döneme şahit olanlar tarafından anlatılır. ABD seni tarafına çekmeye çalışacak da SSCB öylece bakacak mı? Türkeş’ in ABD’ ye yakın olduğunu bilmeyen kaldı mı? Ülkücülerin kanaat önderleri birilerine yakın oluyor da neden solcuların kanaat önderleri birilerine yakın olamıyor? Hatta bırak SSCB’ yi, direkt MİT tarafından örgütlenmiş olanlar da vardır. ABD’ nin solcuyu solcuya kırdırması görülmemiş şey değil. Latin ve Güney Amerika bunun en somut örneği. Veyahut İran Devrimi sırasında İmam Humeyni taraftarlarına karşı Halkın Mücahitleri gibi İslami sol örgütlerin sırtlarının da “görünmez el” tarafından sıvazlanmadığı ne belli? (Türkiye jeopolitik konumu ve tarihi gereği tarafsız kalamaz, bir ölçüye kadar olur belki ama mutlak bir tarafsızlık olamazdı, olsa da iyi olmazdı. NATO yerine Varşova Paktı’ na katılsaydık daha mı iyi olurdu? Bunun en güzel cevabı eski Sovyet ülkelerindeki insanların sosyalizm hakkındaki sorulara verdiği cevaplardır herhalde… En azından Özal döneminden sonra biraz medeniyet gördük…)

    Bu yüzden Evren’e sallarken “gencecik insanlara kıyan, cuntacı” gibi argümanların kullanılması saçma. Sen yapınca devrim başkası yapınca cunta! Bazen kanserli kolu kesek gerekmez mi? Tamam kimse istemez kesmeyi ama yaşamak uğruna kol feda edilir. Mısır’da darbe olmasına üzüldük mü? Beş binden fazla insan öldürmelerinden bahsetmiyorum, darbe yapmalarından. Hukuksuzluk yapanı hukuksuzlukla devirirsin, hatta sen yerine geldiğinden azıcık da olsa daha iyiysen, o zaman eyvallah deriz, demez miyiz? Hitler’ i ordusu indirse, kim üzülürdü? İnsan kıyımına gelince, sanki bu adamlar iktidar sahibi olsan gerektiğinde kıymayacak mıydı birilerine? Stalin’i, Mao’ yu kanaat önderi görenler bal gibi yapardı, belki daha acımasız da olurdu. Mesela Atatürk 2 şehir(Dersim ve Rize) bombaladı, 40 köy yaktı(Zilan), meydanlarda adamlar astı, tamam “az bile yaptı, keşke hepsinin kökünü kurutsaydı Ata’m” demiyoruz ama, oturup da üzülmüyoruz. Tabii ki öyle olmasa daha iyi olurdu ama adam ne yapacaktı, irticailerin yanaklarından mı öpecekti? “Üzülüyorum” ayağına yatan “entel liberal” takımı, “karşı iktidar” zorbalığından sonra seslerini biraz kesmeye başladı ne hikmetse?

    Kenan Evren’ i savunmamakla birlikte, münferit istisnaları saymazsan, öldürdüklerine de üzülmüyorum açıkçası. Sen kendine devrimci diyorsan, bu uğurda silah kuşanmayı, banka soymayı, okul basmayı, zorla yayınını sattırmayı, kendinden olmayanı çatıdan atmayı, kahve taramayı meşru görüyorsan, o zaman bastırılmayı da göze alacaksın arkadaş. Tamam, işkence konusunda haklı 12 Eylül muhalifleri, ama dediğim gibi biri siyah da ötekisi beyaz değil, griyle gri. Ayrıca bana göre sosyalist sistem de acımasız ve diktatördür, bunu savunan yağmacılara nazaran Evren gözümde daha “beyaz”. Biri açık gri ise diğeri koyu gri.
    (Evren’i ve Atatürk’ü , Hitler’ le bir tutmak büyük haksızlıktır. Hitler insanları seçemedikleri özelliklerden dolayı öldürmüştür. Yağmacılık uğruna insanlara nefret aşılamıştır. Atatürk, toplumunu ileri götürmek amacıyla bazı çatlakları kapattı. Hatta Bursa ve Menemen’ in de bombalanması konuşuluyordu da, anlatılana göre İsmet Paşa vazgeçirdi. Bence Atatürk zorba bir manyak olsa milyonlarca insanı katledebilirdi. Dersim meselesi biraz yaşlılık, alkol ve iktidar sarhoşluğunun tezahürü, kabul, zaten benim argümanım ” savunulacak tarafı yok ama oturup da üzülmem”. Dönemin konjonktürü gereği savunulacak tarafı da vardır ama bu dönemde yok, savunmak kimseye bir şey kazandırmaz.)

    Son tahlilde, Evren’ e ve şürekasına ne darbeci olduğu için ne de birilerine kıydığı için laf etmek incir çekirdeğini doldurur. Asıl mesele şunlardır: 1) Darbeyi gerektirecek ortamı hazırlamak; 2) Ülkeye miras bıraktıkları.
    2’ye gelince, ne miras bıraktılar: %10 seçim barajı, YÖK, siyasetten rahatsız olma, toplum içinde siyaset konuşmama, gençlerin siyasetten uzaklaştırılması ve 2 koyun gütme yolunu da palazlandırma. Biri Kemalizm, ikincisi Köktendincilik. Kemalizm, 1938′ de ölmüş ve fikirleri büyük ölçüde 2. Dünya Savaşı’ nda Mihver tarafının yenilmesinden sonra, yani 1945′ ten sonra hükmünü yitirmiş bir lideri putlaştırmak, olmayan başarılar yüklemek, doğal süreçleri onun başarısı gibi sunmak(aynı bugün AKP olmasa hala açtık söylemleri), hatalarını silmek, marşlar, törenler ve şiirlerle gençleri koyunlaştırmaktır. Ötekisi malum. Her halkın bu tarz değerlere ihtiyacı var, benim yok ama ekseriyetin var. Lakin bizde sorun ikisinin de miladını doldurmuş olmasıdır. Revize edilmelerine ihtiyaç var. 12 Eylül ikisini de palazlamıştır.

    İşin hülasası, Türkiye’ nin dünyadan kopuk olarak gelişebileceğine kimse inanmaz herhalde. “Biri çiş biri kaka” derler ya hani, kakaya yaklaşmak varken çişe yaklaşmak bence daha iyidir. Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülke üzerinde iki taraf da kozunu paylaştı, biri kazandı…

    • Sorun, ordu içinde her zaman devleti vesayeti altındaymış gibi gören bir tayfa vardı, her zaman oldu. Haklılar da. Çünkü devleti aslında askerler kurmuşlardır. Her kurum doğal olarak kutsallık atfettiği kendi varlığını ve bütünlüğünü savunur.

      Mesele bu değil…

      Ama şeriatçılar iktidar talep ederken devletin kurumlarını ve yapısını değiştirmeye de çalıştıkları zaman ne oluyor? Askerin elini kolunu birileri bağlıyor, savunma refleksini gösteremiyor.

      İşte, ilginç nokta bu.

      Sol ya da sosyalist olsun olmasın her türlü hareketi, her türlü özgür düşünceyi ordu bastırmıştı bugüne kadar. Bunu kendi inisiyatifiyle mi yaptılar dersin? Bunu yapanlar öyle zannediyor olabilir ama burada “izin” alınmadan “inisiyatif” kullanamama durumu vardır ki acı olan bu.

      Yani ABD “yap” demeden hiç bir şeyin yapılamaması, “gir” demeden hiç bir yere girilememesi. (Kıbrıs, Kuzey Irak vs)

      Yani ordunun CIA ajanları ve ABD kaynaklı güç odakları tarafından kukla gibi kullanılması…

      Hiç bir darbe, hiç bir operasyon ABD’nin izni alınmadan yapılmadı bugüne değin… Yapılanları da ABD’nin tetiklediği sanılmakta.

      Sonuçta 12 Eylül’de ortalık süt liman oldu mu? Oldu.

      E, bunun neresi kötü diyeceksin?

      Kötü olan şu… Darbelerde taşlar bağlandı ve köpekler salındı. Ülkede düşünce ve fikir üreten, cesur ve namuslu insanların çok büyük eziyetlere, ölümlere, işkencelere ve sürgünlere maruz bırakılması büyük bir trajediydi. Binlerce faili meçhul dosya kaldı darbeden geriye… Bu adamlara ne oldu? Kimse hesabını soramadı. Tam bir “operasyon”. Niye, Türkiye’de sol iktirada gelecek korkusu. ABD’nin o zamanlar en büyük paranoyası buydu.

      Haklı haksız demeden, suçlu suçsuz demeden bir çok insana kıyıldı, bir kısmı yurt dışına kaçtı, bir kısmı sırtından vuruldu, bir kısmı asıldı, bir kısmı işkence tezgahlarından geçti. Bunları kimse inkar edemez.

      İyi insanlar, dinamik insanlar, düşünen insanlar gitti. Geriye işte “bunlar” kaldı. Süprüntüler.

      Hem devletin bütün varlıklarının yok edilmesi süreci de (yani özelliştirme, kapitalistleştirme) böylece başlatılmış oldu. 24 Ocak kararları alındı ve Özal tarafında uygulatıldı. (Sonuçta Özal kim ki? Banker skandalının mimarı değil mi? Hayali ihracatı körükleyen adam değil mi?)

      İmam hatiplerin vs. temeli atıldı. Ak evler, tarikatlar vs. palazlandırıldı, güçlendirildi.

      Bütün demokratik hareketlerin önü kesildi.

      Bütün bunlar 12 Eylül sayesinde oldu.

      Ayrıca darbeyi meşrulaştırmak için 11 Eylül’e kadar terörün özellikle tırmandırıldığını bile söyleyenler var.

      12 Eylül bitmedi ki… Hala sürüyor. Yıllarca da sürmeye devam edecek.

  2. Einstein'in Kayıp Dölü

    Yazdıklarımı okurken yorgun falandın, çok iyi okuyamadın zannedersem.

    “Sol ya da sosyalist olsun olmasın her türlü hareketi, her türlü özgür düşünceyi ordu bastırmıştı bugüne kadar. Bunu kendi inisiyatifiyle mi yaptılar dersin? Bunu yapanlar öyle zannediyor olabilir ama burada “izin” alınmadan “inisiyatif” kullanamama durumu vardır ki acı olan bu.

    Yani ABD “yap” demeden hiç bir şeyin yapılamaması, “gir” demeden hiç bir yere girilememesi. (Kıbrıs, Kuzey Irak vs)

    Yani ordunun CIA ajanları ve ABD kaynaklı güç odakları tarafından kukla gibi kullanılması…

    Hiç bir darbe, hiç bir operasyon ABD’nin izni alınmadan yapılmadı bugüne değin… Yapılanları da ABD’nin tetiklediği sanılmakta.”

    Ne demişim zaten: “Ama darbeyi gerektirecek ortamı hazırlayan ve yöneten kişiler Kenan Evren ve şürekası, MİT ve dolasıyla CIA ise, işte o zaman Evren suçludur. Ki ikinci şık muhtemel.”
    “Türkeş’ in ABD’ ye yakın olduğunu bilmeyen kaldı mı? Ülkücülerin kanaat önderleri birilerine yakın oluyor da neden solcuların kanaat önderleri birilerine yakın olamıyor? ” ” ABD’ nin solcuyu solcuya kırdırması görülmemiş şey değil. Latin ve Güney Amerika bunun en somut örneği. Veyahut İran Devrimi sırasında İmam Humeyni taraftarlarına karşı Halkın Mücahitleri gibi İslami sol örgütlerin sırtlarının da “görünmez el” tarafından sıvazlanmadığı ne belli?”

    12 Eylül’ ün katlettiklerine gelince: Tamam, kötü bir şey, eyvallah. Lakin anakronizm yapmamak taraftarıyım. O dönemde yaşayan ortalama bir insan, anarşinin birileri tarafından palazlandırıldığını bilebilir mi, bilse de ne kadarını? Google yok ki elinin altında. Adam bakıyor, sağcı solcu diye millet birbirini kesiyor, çocuklar okula gidemiyor, ekonomi gümlemiş, darbe gelmiş, bunlar gitmiş. O yüzden Aziz Nesin’ in “koyunluk, aptallık” tanımı yaparken, bunu anayasa referandumuna evet reyi vermekten yola çıkarak yapması, bilemiyorum, bana biraz haksızlık gibi geliyor, evet reyi veren dedem bile, “en az on yıl geriye gittik” demişti o gün… Peki katledilenlere gelelim. Arada güme giden insanlar olmuştur elbet, ama bu eşyanın tabiatında var, şapka devriminde camide hönküren Fettah efendinin gazına gelen masum bir vatandaş da illa ki asılmıştır, Fransız Devrimi’ nde jakobenler kaç adamı giyontinden geçirdi, kimyanın babası Lavoiser mesela… Zaten darbenin savunulacak yanı yok diyorum, ve tabii ülkenin demokrasi tarihine vurulmuş bir darbedir aynı zamanda, lakin katledilenlerin ekseriyeti de demokratik insanlar değildi. 1989 dan önce sosyalist ülke gezdin mi? Gezmediysen zararı yok, Kuzey Kore ziyarete açık sanılanın aksine, dersen pahalı, burnumuzun dibinde İran var, hem vizesiz hem sudan ucuz! “İran sosyalist mi bre cahil” deme sakın, sosyalist rejimin insanı illet eden, adım başı propaganda dolu zehirli atmosferi İran’da da var. Her yerde çatık kaşlı devrimci posterleri, yer adlarında göndermeler, halka görevini hatırlatan yazılar, şehit anma gösterileri, televizyonlarda molla propagandası, kendini kıstırılmış hissedersin… Tek fark nüanslar: Lenin yerine Humeyni ve Hz. Ali, “devrim, prolaterya” gibi söylemler yerine İslami söylemler. İlla sosyalizm isterim dersen, eski sosyalist ülkelere git, insanların sosyalizm hakkındaki düşüncelerini sor, hatta etrafında Gürcistan’ dan veya Türki cumhuriyetlerden göç edenler falan varsa, onlar da olur, Lenin adını duyunca yüzlerindeki ifade görmeye değer. O ülkelerde komünizmden kalma yapılar da siyahtır genelde, ruhsuzdur, o zamandan kalma bir sürü sanat eseri de dini diye yok edilmiştir, Çek Cumhuriyeti’ nde Karlovy Vary yakınlarındaki, Büyük Petro’ nun atıyla çıktığı yere dikilen büyük haç mesela, bugün yerinde uyduruk bir maket var… Lakin iki rejimin ortak iki yanı daha var: 1) İstibdat ve katliam 2) özel sektör karşıtlığı. 1)’ den başlayalım: Tarihte ne kadar devrim olmuşsa arkasından istibdat ve kan gelmiştir. Fransız, Rus, Çin, Kamboçya, Romanya, İran vs Hatta kendini devrimden sayan ama biraz farklı olan 1918 Alman Devrimi ve 1920′ lerin Türk Devrimi de böyle. 12 Eylül’ ü hazırlayan dönemde Stalin’ i, Mao’ yu örnek alan adamlar da Türkiye’ de iktidarı ele geçirse farklı olmazdı… Peki darbe farklı bir şey mi getirdi? Evet getirdi! Türkiye’ de Kemalist hareket miladi 1945′ te dolduğu için çok uğraşmadan demokrasiye boyun eğdi, 1950′ de seçimlere izin verdi, NATO’ ya katıldı… 1980 ‘ den sonra Evren’ in televizyonda “reyinizi ona verin” dediği Sunalp paşanın partisi üçüncü oldu ama cuntacılar cuntayı devam ettirmedi. ABD izin vermedi veya verdi, sonuç değişmiyor. Türkiye’ ye sosyalizm gelse, bugün çok daha geri bir yerde olurduk, Almanya’ da kırolar genelde eski Doğu Almanya’ da olan şehirlerden çıkar, eğer Antalya gibi turistik illere gittiysen veya turizmci tanıdığın bahsettiyse de Ruslar’ ın ekseriyetinin sonradan görme olduğunu biliyorsundur… İşte burada 2)’ ye geliyoruz…

    Demişsin ki: “Hem devletin bütün varlıklarının yok edilmesi süreci de (yani özelliştirme, kapitalistleştirme) böylece başlatılmış oldu. 24 Ocak kararları alındı ve Özal tarafında uygulatıldı. (Sonuçta Özal kim ki? Banker skandalının mimarı değil mi? Hayali ihracatı körükleyen adam değil mi?)”

    Devletçilik görüşünü savunanlar üretim araçlarının kamuya, yani halka ait olduğu için halkın çıkarına daha uygun olduğunu söyler. Atatürk döneminde İtalya’ nın ve Almanya’ nın uyguladığı sistem, hem dönem modası açısından hem de Türkiye konjonktürü açısından Türkiye’de de uygulandı. Batı’ da sosyalist iktisat modelini isteyenler ile milliyetçilik birleştirildi, hem işçi sınıfı hem milliyetçiler, hem de Birinci Harp’ in bozgununa uğrayan halk tatmin edildi. Türkiye’ de ise hem bir işçi sınıfı yoktu hem de halkın değerleri gereği din düşmanı komünist sistem benimsenemezdi, yani retorik alanı yoktu. Ekmek olan kapıya yöneldiler. Aynı bu dönemde özel sektöre yönelmek gibi. Diyeceksin ki, “özel sektöre karşı değil ki, hem devlet hem o var, sınırı olmalı”, Nazi Almanya’ sında da vardı, aynı bugün hükümete yalakalık yapan iş adamları gibilerdi onlar da, Türkiye’ de bugün dik duruşlu olmakla övünen bazı iş aileleri bunu o gün dedelerinin ” evet efendim” demelerine borçlular… Mamafih, sınırı olmalı tabii, eyvallah. 19. yüzyıl ABD’ sinde sınır kaymıştı, büyük kriz oldu, o yüzden FED kuruldu, sonra sınır gene şaştı, 2008 krizi çıktı… Bugün Avrupa’ da devlet denetleyici konumda, Türkiye’ de bunun zayıf olması sistemin suçu değil, memleketçi, kayırıcı, rüşvetçi sistemin ve sorgulamayan halkın suçu. Soma faciası yaşanıyorsa ve yaşanma riski hala varsa, bu kafayı onaylayan bir halk kitlesi olduğu için. Bu arada halkçıyım diyenden her zaman şüphe duy! RTE de ” bana yüzde elli oy verdi, halkın adamıyım ben!” diyor. Totaliter rejimler de halkçıyız dediler. Chp’ nin altı okundan biri halkçılık biliyorsun… O dönem gazetelerine bakalım: Hakimiyet-i Milliye, İrade-i Milliye, Ulus… Sistem kendine Cumhuriyet dedi, gücünü halktan aldığını iddia etti, tek aday alan seçimleri ve üyelerini tek bir kişinin seçtiği parlamentoyu korudu… Hülasa olarak, RTE’ nin halkçılığına ne kadar güveniyorsam, Gezmiş ler’ inkine de o kadar…
    Özel mülkiyetin olmadığı yerde özgürlük olabileceğini düşünmüyorum. Bireyin topluma karşı durabildiği bir kaledir özel mülkiyet. Avrupa’ da dükler krala dur diyebildiyse, Martin Luther’ e sahip çıkan Kuzey Alman prenslikleri olduysa, bunun sayesinde. Çin, Osmanlı ve Ortadoğu bundan yoksundu. Avrupa’da ve Japonya(daimyo sistemi)’ da ise bu vardı, bugün demokrasi hangilerinde daha köklü? Ayrıca bireyin girişim özgürlüğü yoksa yeni fikirler de daha güdük olur, ” IBM’ in tatsız ürünlerine” karşı kurulacak bir Apple olmaz, neden kurulsun ki, ne geçecek kimin eline? Bugün İran, kasaba seviyesinde gibi bir ülkeyse bu yüzden… Sanat bienalleri, filarmoni orkestraları, caz ve sinema festivalleri, şirin kafeler, enteresan müzikler çalan radyolar, hükümete direnen medya organları… Bunların ortak özelliği özel sektör tarafından kurulmuş veya onun tarafından finanse ediliyor olmalarıdır. Belediyeler de bunlara tek tük imza atıyor ama belediyelerin hepsinin aynı telden çaldığı bir sistemde ne fayda getirirler? Yanlış anlama, vahşi kapitalizm olmasın dersen katılırım, devlet vatandaşın temel insan haklarına sahip çıksın, Soma gibi olmasın dersen, gene eyvallah, ama bir gelir ayrımı ve kapital sistem de olmazsa olmaz diye düşünüyorum. Sovyetler’ in herkese piyano çalmayı öğretmesi halkını öküzlükten kurtarmadı…

    Özal’ a gelince… Banker skandalı, hayali ihracat… Bunlar gene ” benim memurum işini bilir” kafasının ürünleri, TC’ nin ebedi ve -görünür gelecekte- ezeli sorunu. Her şeye rağmen Özal döneminde Türkiye’ de çığır açıldığı gerçeğini değiştirmiyor. Tamam bir anda gerçek manada liberal ve sosyal demokrat bir demokrasiye kavuşulmadı ama yumurta kırmadan omlet yapılmaz… Para getiren şeyi, elektrik dağıtımını, Göcek Koyu’ nu özelleştirmesin, özelleştirecekse de denetlesin, ranta kurban gitmesin, eyvallah ama bunu önlemenin yolu bürokrat kafanın tasfiyesidir, o da olur mu? Allah’ tan ümit kesilmez…

    Demişsin ki: “İmam hatiplerin vs. temeli atıldı. Ak evler, tarikatlar vs. palazlandırıldı, güçlendirildi.” “Ülkede düşünce ve fikir üreten, cesur ve namuslu insanların çok büyük eziyetlere, ölümlere, işkencelere ve sürgünlere maruz bırakılması büyük bir trajediydi.”

    Ama bak ne demişim: “ne miras bıraktılar: %10 seçim barajı, YÖK, siyasetten rahatsız olma, toplum içinde siyaset konuşmama, gençlerin siyasetten uzaklaştırılması ve 2 koyun gütme yolunu da palazlandırma. Biri Kemalizm, ikincisi Köktendincilik. Kemalizm, 1938′ de ölmüş ve fikirleri büyük ölçüde 2. Dünya Savaşı’ nda Mihver tarafının yenilmesinden sonra, yani 1945′ ten sonra hükmünü yitirmiş bir lideri putlaştırmak, olmayan başarılar yüklemek, doğal süreçleri onun başarısı gibi sunmak(aynı bugün AKP olmasa hala açtık söylemleri), hatalarını silmek, marşlar, törenler ve şiirlerle gençleri koyunlaştırmaktır. Ötekisi malum. Her halkın bu tarz değerlere ihtiyacı var, benim yok ama ekseriyetin var. Lakin bizde sorun ikisinin de miladını doldurmuş olmasıdır. Revize edilmelerine ihtiyaç var. 12 Eylül ikisini de palazlamıştır.”

    • Özgürlük ille de özel sektör anlamına gelmez. Özel sektörde çalışmadığın ya da hiç haksızlığa uğramadığın belli. Ben çalıştım. Hakkını aradı diye patron tarafından tokatlanan bir gencin görüntüsü hala aklımdan çıkmaz. O patron ağzından inşallah, maşallah düşmeyen bir adamdı. Ama işçilerin haklarını çatır çatır yiyordu. Bosna’ya yardım panayırı düzenliyordu ama paraların çoğu cukka ediliyordu. Kapitalist sistem uygarca olduğunda, işçiye örgütlenme hakkı verdiğinde, hukuk sistemi doğru düzgün işlediğinde iyidir. Bir de doğaya saygılıysa, kar hısını dengeleyen anayasal güçler varsa, güçler ayrılığı ve güçler dengesi iyi kötü kurulmuşsa (ki batı uygarlığının en büyük özelliği güçler dengesi üzerine kurulmuş olmasıdır, bunu daha önce konuşmuştuk sanıyorum) elbette kapitalist sistem sosyalist sistemden (özellikle de reel sosyalizm denen Sovyet ve Çin modelinden) elbette daha iyidir. Ama bunun şartları var tabi.

  3. Einstein'in Kayıp Dölü

    Yahu zaten ne demişim, denetleme olmalı, denge olmalı, ABD’ den örnek vermişim. Teorik konudan bahsederken böyle bir örnek çok saçma. Gelir ayrımının gölgesinde yaşanan gelişmelerden bahsetmişim. Hangi medya organlarını takip ediyorsun? Dikkat et ekseriyeti bir tane medya grubuna aittir, tamam o da ahlaksızlıklar yapıyor ama bir şey değiştirmez. Ayrıca bu bahsettiğinin özgürlükle ne ilgisi var? Demin bahsettiğim zihniyetin farklı bir tezahürü. Lakin bu tarz sıkıntılar her zaman olacaktır, Steve Jobs da çalışanlara göt gibi davranırmış, doğru değil tabii ki ama sosyalist sistemde de aynısı yaşanabilir. Ondaki tek parti mafyalığı daha beterdi, bugün İran’ da da molla mafyalığı var. Her şey devletin olursa devlet kademeleri içinde kimin sözü geçiyorsa o götürür. Kaldı ki devlette çalışıp üst kademeli memur tarafından haksızlığa uğrayan yok mu? Devlet okulunda çocuklara adam gibi sanat aktivitesi yaptırtmak istesen, kot kafalı bir müdür varsa ne olur acaba? Ya da amirin rüşvet aldığını görsen, bir yerlere bildirsen, amir de hükümete veya kaymakama yakın bir adamsa sonuçta kim zararlı çıkar?
    Beğenmediğiniz ABD, Rockefeller’ a dava açıp, tekel olma hakkını elinden almıştır zamanında. 2008 krizinden sonra balon yaratılmasına izin verenler, batan şirketlere en yüksek kredi notu veren kuruluşlar da yargılandı. Sonuçta ne oldu diyebilirsin ama en azından halk gözünde küçük düştüler, yargılandılar, herkese ayağını denk alması gerektiği gösterildi. Bu da bir şeydir. Hem intikamcı nefretin daha kötü sonuç doğurduğu da bilinen bir şey…

    Ne hayal ediyorsun? Kimsenin kimseye kötü söz söylemediği, herkesin “günaydın azizim” diyen İstanbul beyefendisi olduğu, kimsenin kabalık etmediği, herkesin sıfır mağdur olduğu bir dünya mı? Kimsenin temel insan haklarının çiğnenmediği bir dünya, olabilir, zordur ama uğruna mücadeleye değer. Lakin en kusursuz sistem de bile ufak tefek kaçaklar olacaktır.

    Bu arada her konuşmada benim bir şeyleri bilmediğim, bir şeyleri yaşamadığım, toy olduğum göndermeleri yapma çabanı da anlamış değilim. Eğer bir niyetin yok da konuşma tarzın öyleyse canın sağ olsun…

    • Sosyalizm vs. Kapitalizm savaşı yapmıyorum ki ben, sen öyle zannediyorsun. Sen hepsini bir sistem olarak görüyorsun. Ben ise Sosyalizmi, Kapitalizm’i ehlileştiren, adam eden bir karşı-hareket, bir denge-unsuru olarak görüyorum. Hegelciyim ben, yani diyalektik düşünürüm. Zıtların savaşı ve birliğine inanırım. Her şeyin (sistemler dahil tabi ki) zıddıyla birlikte var olabileceğini düşünürüm. Hegel ve Marx da böyle düşünürler. Kapitalizm, zıttı olmadan, yani alternatifi olmadan var olamaz, hiç bir şey alternatifi olmadan var olamaz. Kapitalist sistemin alternatifi de 1990’lı yıllara kadar sosyalizmdi. Ama kapitalizm sosyalizmi yedi… (yendi değil, yedi diyorum.) Peki bu mutlak bir galibiyet, bir ezme miydi? Hayır. Bu aslında Sosyalizmin sosyal demokrasi ya da kısaca demokrasi olarak Kapitalizm içine sızması idi… Yani sosyalizm, sistemin içine sendikalar, demokratik kurum ve kuruluşlar, sosyal adalet anlayışı olarak (özellikle Avrupa’da) dahil olmuş, sistem içinde erimiştir. Tıpkı ikizini yutan, ama bir parçası karnından bacak şeklinde sarkan ikizler gibi… Ama bu ucubik örneği vermek doğru olmaz, çünkü sosyalizm ile kapitalizmin kaynaşmasından modern batı toplumları özellikle de Avrupa doğmuştur. İşin garibi (ve bizim itiraz ettiğimiz konu) şu ki sosyalizm fiilen ortadan kalktıktan sonra karnından sosyalizmin bacakları fırlayan kapitalizm derhal cerrahi müdahale yaptırmaya kalkıştı. Yani bugün Avruda’da “kriz kriz” dedikleri bu… Kriz mriz yok aslında… Sadece işçi sınıfının sosyalist olsun olmasın, işçi sınıfının iki yüz yılda savaşa savaşa kazandığı hakları elinden almaya kalkıyorlar. Doktor, yeterince para biriktirdik, keş şu bacakları diyor patron milleti. Sen onu bunu boş ver… Eğer gerçekten büyük patron değilsen, sistemin keyfini çıkaran, yatlarda matlarda gezen bir herif değilsen, garibansın ya da orta sınıfsın, ki her halükarda sistemin eşeğisin… Ne diye savunacaksın ki sistemi… Muhalif ol ki sistem biraz adam olsun. Emi evladım. Öğren de gel. Bilmiyorsun. Ben biliyorum… He he he… Hemen gaza gelme yav, kızma, benim tarzım böyle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: