Zorla Getirilen Şeriat, Şeriat mıdır?

Din gerekli midir sorusunu daha önceki bir yazımda tartışmıştım. Şimdi, bir başka konuyu, yani herkesi kendi dini inancının gerektirdiği yaşam biçimine zorlamanın doğru olup olmadığını tartışacağız. Daha da ilginci, böyle yapmanın, yani herkesi belli bir inancın ritüellerine mecbur bırakmanın bilakis dinin kendisine, özelde müslümanlığa uygun olup olmadığını soracağız, ki bana göre böyle yapmak tam da müslümanlığın kendisine aykırıdır. Değiştirilmiş, özünden ayrı düşürülmüş müslümanlık adı verilen safsataya teslim mi olacağız?

Herkesi zorla bir hizaya sokan bir toplumda kimi, neyi test edeceksin? O zaman tanrının insanları denemesinin bir anlamı kalır mı? Herkesin korkudan ve zorla oruç tuttuğu, namaz kıldığı bir toplumda, oruç ve namaz neyi test edebilir?

Kadınların eve hapsedildiği, kadınla erkeğin dünyalarının ayrıldığı bir toplumda kimin iradesine daha çok sahip çıktığı nasıl ortaya çıkacak?

Düşünün ki herkes sopa zoruyla namaz kılıyor ve oruç tutuyor. Peki, bunun gerçek doğruluk ve iyilik olduğu söylenebilir mi? “Allah kalplerimizdekini bilecek, münafıklarla gerçek dindarları ayıracak,” demenin bir anlamı yoktur. Çünkü o zaman test etmenin, denemenin bir anlamı kalmaz.

Yani kendilerine müslüman diyen zorbalar, herkesi zorla şeriata sokabilseler, o zaman gerçek müslümanlığın yaşanacağını mı sanıyorlar? Şeriat, ölüp cennete gidinceye kadar dünyada geçirdiğimiz zamanın kazara günaha kurban gitmesini önleme çabası mıdır?

Şeriat, ancak gönüllü olarak kabul edildiğinde ve kişinin kendi iradesi ile yaşandığında gerçekten şeriattır. Şeriat birilerine zorla dayatıldığında anlamsız bir zorbalıktan öte gidemez. Bir insan çevresindeki caydırıcı etmenlere rağmen iradesi ve aklıyla doğru yola girip bu yolda yürümeyi sürdürebiliyorsa ancak o zaman bu kişinin gerçek müslüman olduğunu ve tanrının yolunda yürüdüğünü söyleyebiliriz. Yoksa çevresindeki bütün caydırıcı unsurlar elimine edilmiş bir kişi zaten at gözlüğü takmış gibi istenen yolda ilerleyecektir, çünkü çevresinde hiç bir çeldirici yoktur. Yoksa beygirden ne farkı olur?

Kadın görmeyen, gördüğü kadınlar da kapalı olan bir toplumda zinadan kaçınmanın bir anlamı olabilir mi?

Ya da çevresinde yemek yenilmeyen bir şehirde oruç tutmanın zorluğu nerede?

Ayrıca dinin amacı insanları kötülükten uzak tutmak mıdır? Yani din şu amaçla mı gelmiş: Ben tanrınız olarak sizleri kötülüklerden kaçınamayacak şekilde yarattım ve kötülüklerden kaçınmanızın tek yolu da her şeyin size zorla yasaklanmasıdır, başka çaresi yoktur…

Sanmıyorum.

İyilik gibi kötülüğün de tercih edilebileceği bir dünyada iyiliği seçmenin bir anlamı olabilirdi.

Aksi taktirde zaten kötülük kılıktan kılığa girebilen bir şeydir. Ondan kaçamazsınız. Kötülük yapmak isteyen insan bunu şeriat kurallarının dört dörtlük uygulandığı bir ülkede bile yapabilir.

Saymaya gerek yok: Zinayı yasaklayacağım diye kadının eve hapsedildiği bir toplumda, zina ve ensest patlaması olacaktır. Kapalı kapılar, çekik perdeler ardında yaşanan ağıza bile alınmayacak çarpık ilişkileri getirin aklınıza.

Adam öldürmek, zorbalık, vahşet… Din kisvesi altında ve başkalarını zorla yola getirmek adına işlenen korkunç ve tüyler ürpertici cinayet ve cezalandırmaları bir düşünün…

Kötülüğü yasaklayarak yok edemezsiniz, bilakis azdırırsınız.

Reklamlar

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

3 comments

  1. Türkiye’ ye şeriatın geleceğine inanıyor musun? Cidden soruyorum.

  2. Einstein'in Kayıp Dölü

    Peki sence bu saatten sonra bir takım siyasi grupların çolak ve bencil emellerine göre değil de gerçekten memleketin menfaatlerine göre ayarlanmış bir eyalet ve başkanlık sistemi fayda getirir mi?
    1923’te bu olsaydı kesinlikle derdim. Ama bu saatten sonra, bilemiyorum.Türkiye ekonomik olarak tek bir şehrin yani İstanbul’un üzerine binmiş bir ülke. Dünyada böyle başka bir ülke var mı bilmiyorum ama gelişmiş ülkeler arasında olmadığını biliyorum. İstanbul’ u, New York gibi ayrı eyalet yapsan, diğer illeri coğrafi, kültürel ve ekonomik özelliklerine göre bölsen ne kadar faydalı olur? Tamam, Ege’ de kürtaj ve eşcinsel evlilik serbest olur ama turizm ve tarımdan yırtacak birkaç eyalet dışında diğerlerinin ekonomik olarak kalkınabileceğini sanmıyorum. Gerek devlet gerekse özel sektör eliyle diğer bölgelerin refahını artıracak atılımlar yapılabilir, ama yapılır mı, Türkiye’de hiç sanmam, “ben işime, yoluma vs. bakarım” zihniyeti herkesin içine işlemiş sonuçta. Hala İstanbul, Ankara ve İzmir sırasıyla memleketin en çok göç alan illeri. Adamı Adıyaman’da kalmaya nasıl ikna edeceksin? Şayet eyalet sistemini getiriyoruz, nasıl bölmeliyiz? Almanya zaten belli başlı prensliklerin, baronlukların birleşimi… ABD de birleşim, oturup masa başında bölmemişler. İzmir, Aydın, Muğla, Antalya’da Batı Ege Eyaleti; Ordu, Giresun, Samsun, Amasya’dan Orta Karadeniz; Rize, Trabzon, Gümüşhane, Bayburt’tan Doğu Karadeniz Eyaleti vs vs çıkartırsın, düşününce güzel geliyor ama bilemiyorum. Al bir düşünce daha: Her il bir federal bölge olabilir mi?

    Başkanlık’ a gelince. Destekliyorum açıkçası. RTE her sistemde diktatörlük yapacak zaten. Eğer getirecekleri sistem kağıt üstünde (Meksika gibi) başkana diktatör yetkileri verecekse, tamam karşı çıkalım. Ama kağıt üstünde demokrasi timsali bir örnekle gelirlerse, karşı çıkmak için sebep göremiyorum. Sonuçta memlekete Cumhuriyet getirenler, 30 küsur yıl milletvekillerini tek elden seçtiler. Tek adayın olduğu seçimler yapıldı. Bugünkü Kuzey Kore’ den pek farkı olduğu söylenemez. Ama bu uzun vadede demokrasinin gelişmesine zemin hazırladı. Ha peki bunlar kağıt üstünde demokratik sistemle diktatörlük yaparlar mı, keşke ama hiç zannetmem. Kağıt üstünde diktatörce bir sistem olacak ve halk gene destekleyecek.

    Neden destekliyorum peki? Yasama ve yürütmenin arasını açması, yani yasamanın yürütme baskısından kurtulması demokrasi adına olumlu bir şeydir. Yasama ve yürütme seçimlerinin ayrı zamanlarda yapılması, yürütme üyelerinin yasama üyeleri arasında seçilmemesi bunu yoludur. Geçen Obama’ ya hakkında yazılmış kötü tweetleri okudular, güldü ve “Bunlar gene iyi, siz bir de Senato’ nun hakkımda dediklerini duyun.” tarzı bir şeyler söyledi. Türkiye’ de bu olur mu? Muhalefet vekilleri söyler ama ya iktidar vekilleri? Milletin değil RTE’ nin vekilleri hepsi. Tıpkı 1930′ ların Atatürk’ ün vekilleri gibi. Gene onların durumu zamanlarına göre anlaşılır. Neyse, kısaca kuvvetler ayrılığını arttırır. Bir diğer faydası ise, en az %50+1 alman gereken seçimlerde, CHP-MHP gibi partiler ölür gider, birleşmek zorunda kalır.

    Can alıcı soru: İki partili seçim mi çok partili seçim mi Türkiye için daha faydalı? İşte bu noktada “çık bakalım işin içinden” diyorum, net bir yanıt bulamıyorum. ABD’ de işler yolunda ama Türkiye’ de yer mi? ABD’ de başkan olmanın asıl noktası daha fazla eyalette birinci çıkmaktır. Eğer Türkiye’ de eyaletler adamakıllı bölünürse aynı olumlu etki yakalanır, ama hiç sanmam. Karadeniz’ i tek eyalet yap, Kürt bölgesi hariç Doğu Anadolu ve İç Anadolu’ yu da keza, Ege’ nin doğusunu da da Batı’ yla birleştir, hep AKP kazansın. Ama böl bakalım Karadeniz’ i üçe, sadece Doğu’ da birinci çıkarlar. Çok partili sistemin de daha fazla görüşlrin temsili açısında olumlu buluyorum ama şu an görüyoruz fazla görüşü. Son tahlilde iki partili derim ama sol parti chp gibi olmamalı, olursa Allah rahmet eylesin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: