Hermafrodit Cazibe

Türkü barda eğleniyoruz. Pek de isteyerek gitmemişim oraya, belki biraz kafa bulmak için… Oldum olası eğlenceden kaçarım; sevmediğimden değil, eğlence beni yorduğundan. Neden bilmem, ama eğlence, içki, fazla gülmek, fazla insanla birlikte olmak, telefonda uzun konuşmak, fazla sevmek, sevilmek, gürültü, ışık, tuhaf ya da çekici insanlarla bir arada olmak, çevremin fazla hareketli olması… Bütün bunlar beni yorar…

Bunun bir sonucu olarak da eğlence yerlerinden ve eğlenilen ortamlardan kaçarım. O gün de öyle olacağını düşünerek gitmiştim oraya. Sanırım türkü bar tarzı bir yerdi. Sonra o geldi. Dansöz. O geldiği andan itibaren herkesin bütün dikkati onun üzerindeydi, tabi benim de… İnanılmaz bir cazibesi vardı. Erkekti. Uzun boyluydu. Yakışıklıydı. Ama, dansöz kıyafeti giymişti ve vücudu, hareketleri  garip biçimde çekici geliyordu bana.

İnsan onu ne bir kadın, ne de bir erkek olarak görebiliyordu. İkisinin tam ortasındaydı ve ikisinin de en güzel taraflarına sahipti. Hem bir kadın güzelliği hem de bir erkek yakışıklılığı var üzerinde.

Seyirciyi hemen ve derhal kendine bağlamıştı. Sahnede sanki hiç ağırlığı yokmuş gibi geziyor ve dans ediyordu. Daha fazla anlatmaya gerek yok, onu çekici bulmuştum. Uzundu, yine de insanın gözüne küçük bir kız çocuğu gibi görünüyordu. Bir yanı da vardı ki gerçekten mısır hiyerogliflerindeki ince uzun adamlar gibi, erkeksi ve insanın çekinmesine neden oluyor. Yakışıklı erkeklerin yanında hissettiğimiz o huzursuzluğu hissetmemize neden oluyor; yani bütün kadınlar ona bakacak, bütün kızları o kapacak türünden bir eziklik hissediyorsunuz… Öte yandan, onu güzel bir kadın gibi de görüyorsunuz aynı zamanda, ilgisini çekmek istiyorsunuz; onu güldürmek, ona iltifatlar yağdırmak, onu kucaklamak istiyorsunuz. (Oysa benden 15 cm uzundu belki de…)

Bütün bunları içtiğim bir kaç biranın da etkisiyle açıklayabilirdim. Ama keyfini çıkardım. Kendimden falan da utanmadım, çünkü daha buraya gelmeden onun methini duymuştum.  Kadınlar ve erkekler, aynı heyecanla söz etmişlerdi ondan. Doğrusu, o beni hayal kırıklığına uğratmadı. Evet, hiç utanmadan sıkılmadan söyleyebilirdim, onu çok çekici bulmuştum ve başka bir ortamda karşıma çıksaydı ona kesinlikle kur yapardım. Hatta beni yatağa atmaya niyetlense, karşı durmazdım. Onda öyle bir çekicilik vardı ki insana erdemleri ya da ahlaki ilkelerini sorgulamayı falan unutturuyordu.

Sadece ben mi böyle hissettim? Yoksa ben gizli bir eşcinsel falan mıydım? (Şimdi siz, bunları ya anlayışla ya da tiksintiyle okuyorsunuz, duruma göre… Ama eminim ki onunla karşılaşsaydınız, aynı benim gibi düşünürdünüz.) Eşcinsel olmadığımı biliyordum. Kesin bilgi… Ama, ona karşı hissettiğim bu cinsel yakınlık da neyin nesiydi böyle?

Program bittikten sonra birlikte gittiğimiz gruptaki herkes ondan bahsedince anladım ki bende bir gariplik yok. Çünkü, grupta en straight takılan erkekler bile onu çekici bulduklarını itiraf ettiler, üstelik bunu doğal bir şeymiş gibi yaptılar. Onda hem kadınları hem de erkekleri aynı anda çeken bir şey vardı. Onu överken hem erkeklerin hem de kadınların aynı cümleleri kurması ne tuhaftı. O adeta erkek ve kadını birleştirmiti. Onun cinsel hegemonyası altında hepimiz eşittik.

O bir hermafroditti… Erdişi… Kadın-adam… Fizyolojik olarak değil tabi, ama bize hissettirdiği duygular açısından…

Yıllar sonra izlediğim bir filmde böyle bir erdişi, kendisini taciz eden magandaya şöyle sesleniyordu (Rent adlı filmden…):

—Ben hem senin ulaşamayacağın güzellikte bir kadınım, hem de hiç bir zaman olamayacağın kadar gerçek bir erkek…

İşte bu söz onu öylesine güzel anlatıyordu ki. Bir erdişi olarak, onu hem kadınmış gibi arzuluyordunuz, hem de bir kadının yanındayken asla onunla rekabet edemeyeceğinizi biliyordunuz. Her kadın onu çekici bulurdu ve sizin hiç şansınız yoktu. Bazı erkeklerin yanında böyle hissedersiniz ve hiç de hoş bir duygu değildir. Ama onun yanında böyle hissetmek kalbinizi kırmıyordu, çünkü, onun yanındayken kadınları anlıyordunuz, çünkü onu siz de arzuluyordunuz, kadın gibi ve biraz da erkek gibi arzuluyordunuz. Hayatımda yaşadığım en garip deneyimlerden biri de onunla karşılaşmak olmuştur.

O küçük ilçeyi fethetmişti. Ankaralı bir delikanlı olduğu söyleniyordu. Üniversitede okuyormuş. Normal bir ailenin yakışıklı delikansıymış ama işte yazları böyle dansözlük yaparak para kazanıyormuş, ama ailesinin bundan haberi yokmuş. Anlatılan buydu. İçinde cinsellik volkanları patlayan birisi başka bir iş yapamaz ki.

İkinci bir defa onu izlemeye gitmedim. Bir daha da onu hiçbir yerde görmedim. Ama o gün bugündür kafamı kurcalar… Onun gibi birisine rastlamak çok ilginçti gerçekten de.

Sonraları bir çok sahne sanatçısının da aslında onun gibi erdişiler olduğunu farkettim. İlk aklıma gelen örnek Michael Jackson olsa da, böylesi çok vardır. Bratt Pitt mesela öyledir. Erlik kısmı ağır bassa da onda da bir erdişilik cazibesi vardır.

Bir yerde okumuştum, New York’ta lezbiyen bir kadın Brad Pitt’i basket oynarken görüyor ve şöyle haykırıyor:

–Bütün erkekler onun gibi olsaydı, lezbiyen olmazdım.

Kadınlardan Lady Gaga, Madonna, hele de Grace Jones örnek verilebilir.

Başka çok örnek verilebilir. Hatta bizden belki Z. Müren de öyledir kuşkusuz. Belki gençliğinde B. Ersoy da…

Reklamlar

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

3 comments

  1. Yine döktürmüşsün. Erdişilikten ziyade ilk paragrafa dikkat çekmek istiyorum. Biz neden böyleyiz acaba? Ben düğünleri, doğum günlerini, mezuniyet balolarını hiç sevemedim. Bir tane bir selfie çektirmedim mesela, ki bu durumdan memnunum o ayrı. Kitlesel ahmaklığa dahil olmak istemediğimiz için mi, yoksa ruhumuzun yaşlı olduğu için mi? Babamın kahkaha attığını en fazla 10-15 kez görmüşümdür, belki onu örnek almak istedim. Belki de potansiyelimin kaldıracağından fazla ciddi işlerle uğraştım, çöktürdü, sana daha önce anlattığım sorunlarla da ilgili olabilir. Ne diyorsun? Sen bir de unlardan kurtulmak için sigara içtim demiştin, mezuniyetten, doğum gününden kurtulduk da düğünler hala başa bela, eskiden kitap götürürdüm de çok dikkat çekiyor, eğer kafa dengi bir tanıdık yoksa çekilmiyor hiç, kulaklık götürüp Bach’ a gömüleyim desen müzik çok, yok mu sigaradan başka yolu kurtulmanın?

  2. Yok arkadaş, ben hiç sevmem kestirip atmayı, sen at istediğin gibi ama her şeyin dibine inip analiz etme huyum var, zaten kendimce bunu da analiz etmiştim, senin fikrini de alayım demiştim sadece. Boşver ama çok da önemli değil ne de olsa sana hiç psikolojik baskı yapmam. ( gülen yüz attığımı farz et buraya.)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: