Kemik, Et ve Yağ

tumblr_n711qaJb6b1sped3xo1_1280

400 kilogramlık bir adamın x-ışını fotoğrafı.

Adamın iskeleti bedeninde esir gibi. Bu adam kim? Dışardan görünen şu yağ tulumu mu yoksa kuklaya benzeyen zavallı iskelet mi?

Bu fotoğraftaki, insanın kendi iskeletine bile yabancılaştığının kanıtı. İnsan artık kendi kendini bile tanıyamıyor, hatta nasıl göründüğünü hatırlamıyor bile. Fenotipi tarafından ezmiş bir genotip. Kendisine sunulan ticari hazların esiri zavallı bir insanlık. Sarkan göbeğinin altında kaybolmuş penisiyle, cinselliği yok edilmiş bir birey.

Aynada kendine sevgiyle bakabiliyor mu? Oysa ona verilen mesajlar hep bu yönde: “Kendini sev!” Peki nasıl sevebilir, aynaya baktığında kendini göremiyor ki? İçerde hapsolmuş gibi.

Modern tıp tarafından zorla yaşatılıyor bu sağlıksız beden. Bu çağda ölmek bile kolay değil, masraflarını ödeyebildiğiniz sürece doktorlar ölmenize izin vermiyor.

Eğrilmeye başlamış kemikler kapitalizmin yükünü artık taşıyacak durumda değil.

Gıda sektörünün şişmanlattığı kişi zayıflama sektörünün eline düşüyor. Oradan tıp sektörü devreye giriyor. Yayıncılık sektörü bu gidişatı pompalıyor. Adamın hiç kurtuluşu yok gibi… Tıpkı bir tenis topu gibi kapitalistlerin raketiyle oradan oraya gönderiliyor: Gıda, zayıflama, spor malzemeleri ve salonları, sağlık sektörü ve alternatif tıp… ve sonunda cenaze levazımatçısının eline düşmekten kurtuluş yok.

Gerçekte kim bu adam? Kemik, üzerine giydirilmiş bu tuhaf yağ ve etten elbisenin içinde kaybolup gitmiş. Sanki çığlığını duyuramıyor gibi. Onu içine gömüldüğü bu yağlı bataklıktan çıkaramıyorsunuz, onunla gerçekten tanışamıyorsunuz bile.

Sonu iyice yaklaşmış olan kapitalizmin insanı ne hallere düşürdüğünün resmi bu.

Çağımızda yanlış olan şeylerin fotoğraflarından biri.

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

4 comments

  1. Seni neden rahatsız ediyor ki eğer kurban değilsen veya bir kurbanın durumu seni etkilemiyorsa( akraba, sevdiğin biri gibi…) ? Sonuçta kimse kafasına silah dayamadı, kafası çalışsa böyle olmazdı, sen veya ben niye böyle olmadık kapitalizm çağında yaşamamıza rağmen? Bırak bunlar gibilerin ekmeğini yiyenler olsun biz yiyemesek de. Kapitalizmin sonunu biz görmeyiz bence. Bu ülkede solun etkili olacağını da görebilecek miyiz onu bile bilmiyorum, sence?

    • O kadar basit olsaydı keşke… Bu adamın çok yemek yemesi onun sorunu diyebilirsin; ama mesela çocukları düşün… Bir çocuktan çikolataya ya da cipse hayır diyecek disiplini beklemeye hakkımız yok. Öte yandan, çocuklar reklamlarla ve her yerde serbestçe satılan cicili bicili zararlı gıdalarla çevrilmiş… Çocuğun olunca anlarsın, zararlı olduğunu (şeker ve yağ bombaları) bile bile çocuğuna hamburger, çips, nutella, makarna, patates kızartması, şeker vs. yedirmek zorunda kalacaksın. Üstelik onun gün be gün kilo aldığını ve mutsuz olduğunu göre göre… Bunların suçlusu yiyecek ve reklam sektörü… ama engel olamıyorsun, çünkü kar getiren bu yiyeceklerin satışını ve reklamını kimse yasaklatamıyor (şimdilik)… Oysa sigara ve uyuşturucu yasak, (uyuşturucuyu da yavaş yavaş sersbet bırakmaya başladılar gerçi). Uyuşturucu kadar kötü olan bu yiyeceklerin satışı ve reklamının serbet olması kapitalizmin suçu.

  2. O bahsettiğin gıdaları ölçülü tüketmekte sorun yoktur, aşırı tüketen çocukların ebeveynleri suçludur, gelecekte bütün çocuklar bu adam gibi olmayacak sonuçta, kaldı ki çocuklarda sorun hareket etmeyip gününün büyük bir kısmını bilgisayar ve televizyon başında geçirdiği zaman ortaya çıkıyor, yine ebeveyn hataları. Efsane mi bilmiyorum ama bir yerden Bill Gates’ in çocuklarının günde sadece iki saat bilgisayar kullanmasına izin verdiğini duymuştum. Tabii ki bu demek değil ki çocuklara bunları asla yedirmemeliyiz, dediğin gibi imkansız ama bilinçli tükettirmek elimizde. Sana laf çarpmaya çalışmıyorum, dediğim gün gibi ortada zaten.
    Polisiye film ve kitaplardan etkilenip bu yapımlardaki katil karakterlerin yaptıklarını gerçek hayatta uygulayanlar var. Az bunlar deme, Mussolini’ nin Hitler’ den daha az insan öldürmüş olması Mussollini’ nin katilliğini yok etmiyor. Üstelik bunu yapanlar doğal olarak psikolojik olarak hasta olan insanlardır, nasıl çocuktan o disiplini bekleyemezsek hasta adamdan da bekleyemeyiz. Falcılar, üfürükçüler bir sürü insanı kandırıyor, kişisel gelişim kitapları da keza… Kötü bir psikologun hastaya etkisi, tıp fakültesini daha bitirmemiş birine beyin ameliyatı yaptırtmaya benzer derler ya, falcıların veya kişisel gelişim kitaplarının insanları etkilediği noktalar psikolojik değil mi? O zaman hadi bunları da yasaklayalım. Recep İvedik izleyip onun hareketlerini yapan çocuklar da var, (yapmayan çocuklar da var bir o kadar… ) Recep İvedik’ i yasaklayalım mı? Oysaki sanatçı asla o veya bu etkilenecek diye yapıtını sansürlememeli, “sanat, sanat için midir toplum için midir?” sorusu bağlamında da düşünebiliriz. Aynı şey sektör için de geçerli, kimsenin ne olduğu sektörü ilgilendirmez. Mesela Coca Cola yüz yirmi sekiz yıllık bir şirket, firma kurulduğundan beri yaşayanların çoğunun Coca Cola içtiği bir bölgeleri araştırırsın, illaki yaşam ortalaması sekseni bulan veya diş sağlığı ortalaması ” sağlıklı” olan bir yer vardır. Bunu verilerle ortaya çıkardın mı senden sorumluluk çıkar ondan sonra kimin sağlığı bozulmuş veya kimin dişi dökülmüş firmanın umurumda olmaz.
    Neden şimdilik? Devrim falan olacağına mı inanıyorsun? Olsa da çok fark etmez. Spartacus devrim yaptı, Fransızlar Devrim yaptı, sonuç: (modern) Köleye kafana göre davranamıyorsun, kişilik onuru ve hakkı olduğunu düşünerek davranıyorsun. Elbette bu iyi bir şey, her insanın şahsi onuruna saygı duymalı. Sömürenin de işine gelir: köle, köle olduğunun farkında değildir, ömrü boyunca bir şeylere sahip olmak için çalışmaya onu inandırırsın, televizyon gibi uyuşturucularla uyutursun. Bu fikrin babası Henry Ford’ dur, çalışanlarına araba sözü verir, adamlar yıllarca eşek gibi çalışır, ellerine geçe geçe bir kıytırık araba geçer.
    Tabii bu devrin de sonu gelecek, ha biz görür müyüz, sanmam ama tartışırım, demeye çalıştığım her zaman sömüren ve sömürülen olacak.
    Yanlış anlama ben “yaşasın kapitalizm, sömürelim herkesi, kölelerimiz olsun” kafasında değilim ama gerçekleri inkar etmeden yaşamak lazım. Nişanyan’ ın dediği gibi: ” Anarşizm kapitalizmin romantik, kapitalizm ise anarşizmin rasyonel versiyonudur. “

    • Kapitalızm yaşasın ya da ölsün, benim tartışmak istediğim tam olarak bu değildi. Kapitalizmin “reformu” yahut biraz “adam edilmesi” taraftarıyım ben. Şeker, çok güzel bir örnektir. Biraz felsefi yaklaşalım ona. Bir kere şeker “basit” bir maddedir. Üretimi kolaydır. Bitkilerin aküsüdür. Bitkiler gün boyu şeker “şarj” olurlar ve enerjiyi şekere depolarlar. Şeker, hayvanların asla reddedemeyeceği bir yiyecektir.

      Gelgelelim, şeker doğada bol miktarda bulunmaz. Ehlileştirilmemiş yabani meyvelerde çok az bulunur. Doğada yoğun biçimde şeker içeren madde yoktur. (Bal hariç, ki o da çok az bulunabilen bir maddedir.) Doğa onu yiyeceklerin içine çok çok az miktarlarda katar.

      Ancak insan şekeri bol miktarda üretmeyi başardıktan ve gıda endüstrisi kurulduktan sonra şeker her yiyecekte kullanılmaya başlanmıştır. Hemde aşırı (çok aşırı) miktarlarda… Doğal miktarın yüzlerce, binlerce katı miktarlarda….

      Aynı şeyler yağ için de geçerli.

      Kapitalizm rejiminin saçmalıklarını yazarken, komünist rejimlerin her derde deva olduğunu söylemek değil niyetim. Her iki rejim de saçma, çünkü onları yaratan, o rejimleri kuran insan zihniyeti saçma… Daha doğrusu “zayıf” noktalarımız var. Bu zayıf noktalar da ister istemez rejimlere yansıyor tabi. Bu yüzden bu yazımda ve bundan sonraki bütün yazılarımda “kapitalizm” sözcüğünü “sosyalizm karşıtı” anlamında değil, “tüketime ve üretime dayalı, insan doğasına uygun olmayan, kontrolsüzce doğayı yağmalayan ve insanlarda ruhsal bir hazımsızlığa neden olduğu için savaşlara ve nefrete yol açan, eşitsizliği destekleyen ve insan doğasına aykırı” her türlü rejimi kastettiğimi hatta bir rejimden ziyade, bir zihniyeti hedef aldığımı hatırlamanı umarım.

      Kapitalizmin sorunu, onun kar eden her şeyi haklı görmesi… Kısaca “zorla değil ya, istemeyen bu ürünleri kullanmaz” diyebiliyor. Ama sen sadece son ürünü görüyorsun… Öncesini görmeyiz hiç. Üretim süreçleri tonlarca su ve ham madde tüketirken, ortaya yine tonlarca atık çıkarır. Bütün bunlar doğaya öylece bıraklır. Sorun, doğanın (buna insan doğası da dahil) artık bu yükü kaldıramayacak raddeye gelmiş olmasıdır. Yani doğa kapitalizmin “kaprislerini” artık çekemiyor. İflas etmek üzere… İşte sorun bu.

      Önemli olan insan mutluluğu ise, kapitalizm mutluluk olarak insanalara şu seçenekleri sunuyor: Tüketim, yeme, içme, dışkılama, seks yapma ve bunların türevleri… Sistem, hazlarımıza karşı olan zaaflarımız (yani hedonizm) üzerine kurulu….

      Oysa, insanı mutlu eden oyuncaklar değil, diğer insanlardır. İnsanlar arası ilişkeleri daha geliştirici, sanata, kültüre, temasa ve iletişime dayalı daha insanca bir “rejim” mümkün olabilirdi. Akıl, bunun mümkün olmaması için hiç bir sebep olamayacağını söylüyor. Ama olgunlaşmamış insanoğlu kapitalizmin hazlara ve iç gıdıklayan ilkel güdülere dayalı tuzaklarına yöneliyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: