Devrimci Bir Din Olarak İslamiyet’in Hıristiyanlıkla Karşılaştırılması

Ya da İslamiyet’in, Reformist Yüzünü Anlamayan Müslümanlarla Hesaplaşması

İslamiyet esasında çağına göre ilerici ve reformcu bir dindir. Bunu anlayabilmek için onu özellikle Hıristiyanlıkla kıyaslamak gerekir. Hıristiyanlıktan farklı olarak İslamiyet’te ruhban sınıf, hoca, tapınak gibi kavramların yeri yoktur. İslamiyet’te ne hocaya ne de camiye gerek vardır, diğer bir çok dinin tersine İslamiyet sırtını kurumlara yaslamaz. Bu dinde herkes nikah kıyabilir, cenaze namazı kıldırabilir, ölü defnedebilir ve ezan okuyabilir… Dine girmek için bir ruhbana (hocaya) gerek yoktur; kelime-i şahadet getirmek yeterlidir. İslami anlayışta her yer camidir, her yerde ibadet yapılabilir. İslamiyet ölülere değil yaşayanlara önem verir, bu yüzden İslamiyet’te mezarlık zorunlu değildir. Muhammed ve sahabelerin yapılı, bina şeklinde mezarları yoktur. Bir bahçeye gömülmüşler, başlarına da birer de ağaç dikilmiştir.

Bütün bunlar din yozlaşmasın diye özellikle yapılmıştır. Oysa Hıristiyanlıkta kilise hem fiziksel bir bina olarak hem de ruhban sınıfı sembolize eden bir kavram olarak çok önemlidir. Papaz olmadan nikah kıyılamaz, ceset defnedilemez, dine girilemez… Hıristiyan olarak ölmeyen, yani vaftiz edilmeyen bir kişinin cesedi kilisenin bahçesine gömülmez (ki bunun sembolik anlamı, cennete girememektir.) Dine girmek için bir papaz tarafından vaftiz edilmek gerekir. İslamiyet’te bebeklerin günahsız olarak doğduğu kabul edilir ve otomatik olarak müslüman sayılır; oysa Hıristiyanlıkta her insan dünyaya Adem ile Havva’nın ilk günahını yüklenmiş olarak, yani günahkar olarak gelir. Vaftiz sayesinde, yani ruhban sınıfın aracılığı ile bu günahlarından arınır.

Görüldüğü üzere, Hıristiyan kilisesi bir ruhban sınıfı yaratmakla kalmamış, o zümreye ayrıcalık vermiş; halkı, hayattaki en önemli işler olan nikah, dine girme, dinden çıkma, cennete girme gibi konularda bu ruhban sınıfa yani papazlara bağımlı hale getirmek için elinden geleni yapmıştır.

İki din arasında daha çok fark vardır. Söz gelişi İslamiyette kimseyi dinden çıkaramazsın, cehennemlik ilan edemezsin, çünkü bunlar sadece Allah’ın bileceği şeylerdir. Oysa hristiyanlıkta afaroz vardır, cennetten yer satın alma vardır, lanetleme vardır. Oysa bu dinci geçinenler birilerini ‘mürted’ ilan ederler (yani dinden çıkmış ilan ederler.) Birilerini cehennemlik ilan ederler. Bunların İslamiyette yeri olmadığı gibi, başkasını müşrik ve mürtedr ilan eden aslında kendisi dinden çıkar. Bütün bunların İslamiyette bir adı vardı: Şirk. İslamcı kesim çok iyi bilir ki İslamiyet maddeye, şekle şemale önem vermeyen bir dindir. Şirk en büyük günahtır. Ama kendine dinci diyenlerin bu en büyük günahı işledikleri görülür. Muhammed zamamında ne ücretli maaşlı hoca vardı ne de bu kadar çok cami… Din yürekteydi, şekilde değil. Şimdi bu kişiler şeyhlerin peşinde koşuyor, bir takım kişilere Efendi diye hitap ediyorlar (Efendi, rab demektir. İngilizcede tanrıya Lord, yani efendi diye seslenilir.)

Hıristiyanlıkta günah çıkarma ve günah bağışlama vardır, oysa İslamiyet’te Allah ile kulu arasına hiç kimse giremez. Kimin ne kadar günahı olduğu bilinemeyeceği gibi, hiç kimsede günah bağışlama yetkisi yoktur. Bu yetki sadece Allah’tadır. O halde mezar taşlarından, yatırlardan bağış dilenmek şirktir ve İslamiyet’in temel düşüncesine aykırıdır.

Bir çok müslüman geleneksel, kurumsallaşmış ve mahalli bir diyanet anlayışına körü körüne bağlanıyor.

Velhasıl-ı kelam, günümüz müslümanlarının bir çoğu kendi dinlerinin özüne inemez, onu anlayamaz, ama tıpkı o çok nefret ettikleri putperestler ve Hristiyanlar gibi dini bozmaktan, şekle indirgemekten çekinmezler.

Hristiyanlıkla İslamiyet arasındaki temel farklara çok dikkat etmek gerekir. Anladığım kadarıyla her din (putperestlik dahil) eninde sonunda kurumsallaşıyor ve misyonunu kaybediyor. Kitle psikolojisi şekilci dini tercih ediyor. Hükümdarlar ve zorba yöneticiler de dini şekle indirgerler ve bu yolla halkı güderler. Alan razı satan razı durumu oluşur böylece, olan dinin ana fikrine olur.

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

6 comments

  1. Gayet güzel bir yazı, elinize sağlık…

  2. burada bahsedilen Hristiyanlık daha çok Katolik inanca göre olanı gibi geldi bana…Protestanlık ,aydınlanma çağı derken Hristiyanlık veya Hristiyanlar bunları pratikte büyük ölçüde aştı…
    bence asıl sorun şu…Hristiyanlık kendi reformunu yapıp kendine çekidüzen verirken neden aynı şeyi işe çok devrimci başlayan İslamiyet bir türlü gerçekleştiremiyor??…ekonomik sosyolojik binlerce nedeni vardır ancak öyle ya da böyle islam dünyasında bir” geri kalmışlık” meselesi var…

    • Evet, doğru. Ama ortaya çıktıktan bin beş yüz yıl sonra reform ihtiyacı duymuş, ya da ancak o zaman reform yapmak için şartlar oluşmuş, bin beş yüz yıl boyunca gerçek anlamda bir bataklık olan katolikliğin egemenliği var. Her neyse, bizde ise protestan bir anlayışla ortaya çıkan yenilikçi, reformcu, olumlu yönleri pek çok bir din var ve giderek katılaşıyor, yobazlaşıyor, sünnileşiyor… Bu da ilginç bir durum diye not alıyoruz burada…🙂

      • bence o bataklık reform yapacağı unsurları da içinde barındırıyormuş…kilise Roma’nın yıkılmasından sonra ortalığı istila eden barbar kavimlerin alt üst ettiği bir dünyada bilimi de sanatı da kendi tekeline almış ama yalan yanlış da olsa çarpıtsa da korumuş ve saklamış…resim yapmış heykel yapmış mesela…kiliselerin duvarlarını süslemek için olsa bile:)…
        herşeyden öte kadınla erkek hiç bir koşulda birbirinden ayrılmamış..beraber eylenmiş beraber ibadet etmişler…ben sosyolojik olarak bunu oldukça önemsiyorum…islamiyette cami kadına pratikte kapalı…adam karısını alıyor çocuğunu alıyor pazar günü en güzel giysisini giyiyor hep birlikte insan gibi bir düzende oturarak ibadet edebiliyorlar…
        sene olmuş 2014 ve her dini gösteride haremlik selamlık görüntüleri…yahu buradan reform çıkar mı:))…
        hem Hristiyanlık ayrıntıya çok girmemiş…bir Hristiyan şeriatinden bahsetmek güç…İslamiyet öyle mi?..nasıl evleneceksin..nasıl boşanacaksın…hangi suça nasıl ceza verilir…miras nasıl paylaşılır.eşinle nasıl cinsel ilişkiye girmelisin:)) vs vs..hayatın pek çok alanına ait oldukça kesin ayetler var…şu din adamı uydurdu canım deyip geçemezsin yani…bu da hayatın her alanına müdahale eden kendi hukuku olan bir düzeni zorunlu kılıyor ki bu bile gelişmenin ve aklın önünde koca bir engel…
        ben ateistim beni hiç bir inanç bağlamaz ama basit bir soruyla konuyu bağlamak istiyorum…türkler veya yöneticileri diyelim bin yıl önce Müslüman değil de Hristiyanlığı seçselerdi daha uygar bir toplumda mı yaşıyor olurduk…bence kesinlikle evet…en beterinden Macaristan kıvamında olurduk:))
        saygılar…

  3. Arap kültürüyle karıştırmamak lazım. Bütün bu yobazlıklar islamiyet öncesi paganizmde de vardı. Esasında bunlar din ile gelmiş değildi, çoğu Akdeniz coğrafyasının tipik özellikleri ve gelenekleridir (mesela örtünme islamiyetten önce olan bir şey, Bizanslılarda bile var, hatta örtünmenin güneş ışınlarının zararını bertaraf etme ile de ilgisi var. Bu konuda Örtünmek Açılmak adlı yazıma göz atabilirsin.) Büyük ihtimalle peygamber, Arapların bu ilkel geleneklerini ıslah etmeye çalışıyordu. O öldükten kısa bir süre sonra iktidar Muaviye tarafının eline geçti ve dini yozlaştırıcı eklemeler yapılmaya başlandı. Geleneksel yozluklar geri getirildi. Hadisler Kuran kadar ön plana çıkarıldı.. Bir çok yobaz din adamı kitaplar yazıp fetvalar vermeye başladılar. Bunların en zararlısı da uydurulmuş hadisler oldu. Akıl mantık sınırlarının dışına çıkıldı. Ben de ateistim. Ancak objektif olarak bakıldığında İslam dini eğer öz olarak kalabilseydi, gerçekten modern bir din olacak ve ilk zamanlardaki gibi bilim ve sanatta öncülük rolü üstlenecekti. Ne yazık ki geleneksel yapı filizlenen bu dini parçalamış. Hıristiyanlık da Avrupa’da Avrupalıların geleneklerine uyum sağlamıştı. Sorun dinden kaynaklanmıyor, toplumların dini kabul etmeden önceki inanç ve geleneklerinden kaynaklanıyor. Orta Doğu ve Kuzey Afrika Hıristiyanları da hemen hemen müslümanlar kadar yobazdır.

    Ayrıca Avrupa ve Orta Doğu kültür ve uygarlığının, tabi bu arada dinin de iki temel külte dayandığını düşünüyorum. Bunlardan biri ay kültü, diğeri güneş kültüdür. Ay kültü, sümer kökenlidir ve daha çok orta doğuda hayat bulmuş. Takvim olarak ay takvimini kullanır ve sembolü de genelde hilaldir. İslamiyetin tanrısı olan Allah’ın da El İlah’dan, yani Mekke’nin en büyük ilahı olan ay tanrısından gelme olduğunu söyleyenler var.

    Güneş Kültü ise Mısır kökenlidir. Güneş tanrısını baz alır. Güneş takvimi kullanır ve Mısır aracılığıyla Minos, Antik Yunan, Makedonya ve sonradan da Avrupa’ya yayılmıştır. Hıristiyanlığın tanrısı olan İsa (ki tanrı kabul edilir, ya da tanrının oğlu…) ile Güneş tanrısı arasında benzerlikler vardır. Paskalya, Noel gibi kutsal günler ve astrolojik semboller eski Mısır dini ile benzerlikler taşır.

  4. işin özü nerede ve kırılma anı neresi bence tarihi açıdan bunu daha yerli yerine oturtmak lazım…
    islam medeniyetinin altın çağı için 10. ve 11.yy diyebiliriz…bunun için de Muaviye’nin emevi hanedanının fetihleri gerçekleştirmesi hemen sonrasında yönetimi devralan abbasiler döneminde de fetihlerle veya seferlerle elde edilen zenginliklerin bir kısmının bilim ve sanatın gelişmesine de olumlu biçimde yansımasıdır…
    işin özü peygamber ve 4 halife dönemi ise sonraki emeviler veya abbasiler dönemindeki bilimin ve sanatın parlaklığının yanında” öz” oldukça sönük kalır…özün bir ibn-i sina sı bir ibn-i Rüşt’ü Haldun’u yoktur…bir (yine muaviyenin torunlarının eseri olan)Endülüs kütüphanesi (gırnatada okuma yazma oranı dönemine göre çok ileri seviyededir) veya şam emevi camisi ölçeğinde mimarisi de yoktur…
    ticaret yollarına hakim olmak ve bununla zenginleşmek esasen daha ilerici yapıyı inşa etmenin biricik koşuludur..
    kırlma anı amerikanın keşfi ile akdeniz ticaretinin önemini kaybetmesidir…Osmanlı kadar Venedik veya Ceneviz in de sonunu getiren de budur…Antwerp Rotterdam Londra veya alman liman şehirlerinde Protestanlığın hızla gelişmesi ve Katolik dünyanın hızla gerileşmesinin de nedeni ticaret burjuvazisinin palazlanıp papanın bu dünya üzerindeki yetkilerini sınırlama girişimlerinden ibarettir..
    yine de işin özüne de dönsek İslamiyet öncesi arap toplumuna göre ileri ama öteki kadim uygarlıklara göre hala güdük ve geri kalmış kurallar dizisi ile karşılaşırız….resim ve heykel hatta müziğin pek çok biçimi yasak iken sanatta pek de fazla yol alamazsın…çok eşlilik kölelik cariyelik kutsal kitaplarına kadar girmişken ilkel Hristiyanlar kadar bile cinsel veya sosyal sınıflar için ilkel de olsa eşitlikçi idealleri olan bir toplum yaratamazsın…
    gerçekten yaşamış olsun veya olmasın isa altı üstü ona tam olarak biat etmiş(biri de sonunda ihanet etmiş) 12 havarisi ile bir başınadır..ne iktidardır ne devlet adamı..dünyevi bir iddası yoktur….oysa Muhammet aynı zamanda yöneticidir…devlet başkanıdır…her iktidar gibi kirlenmeye ganimetten pay almaya varolan toplumsal çelişkileri gözetmeye mecburdur…kölelik de cariyelik de biraz çekidüzen verilmekle birlikte kutsal metinlerde dahi aynen sürer gider.eski döneminin zenginlerinden taraftar toplanır ,kız alnır kız verilir..İslamiyet öncesi güç dengeleri hassasiyetle gözetilerek yeni yapı inşa edilir…
    elbette hiç bir şey ortaçağın engizisyonunun bağnazlığı ve vahşeti ile boy ölçüşemez….ama karanlığın en fazla olduğu anlarda dahi batı toplumu onu aşacak dinamikleri içinde barındırır…Cizvit papazlarının korku salan öğretilerini dinledikten sonra gezici bir tiyatronun gösterisini izler kadınlı erkekli içer dans eder eğlenir..
    yani biz düşmanımıza pusu kurarız üstadım onlar düelloya davet eder…:))
    .

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: