Lars Von Trier

Lars Von Trier’in son filmi Nymphomaniac (Nimfomanyak), seks bağımlılığıyla ilgili ilginç bir filmmiş. İzlemeden bu konuda bir şey diyemem. Yine de merakla bekliyorum. Ama Trier’i kesinlikle sevmiyorum. Şimdi onun izlediğim filmlerini bir iki cümleyle özetlemeye çalışacağım.

Karanlıkta Dans: Kadına uyarlanmış bir İsa (İncil) öyküsü. Kadına yüklenmiş aptalca ve haksız bir fedakarlık rolü.

Dogville: Irkçılığa entel bir gerekçe üretmeye çalışan, umutsuz ve zavallı bir öykü (ama yine de çok iyi bir senaryosu var, ayrıca sinemanın ne kadar minimalist olabileceğini de gösteriyor.)

Dalgaları Aşmak: Mazoşizmin kadına itelenmesi yanısıra çekinceli bir dine dönüş çağrısı. Kadına yüklenmiş fedakar ve ezilgen bir cinsel obje rolü.

Melancholia: Bütün filmleri gibi, uydurulmuş bir kadın karakter aracılığıyla anlatılmış depresif bir kabus (ama yine de beğendim.)

Antichrist (Deccal): Engizisyon kafasıyla yazılmış bir modern cadı avı senaryosu. Yine kadın kötülenmiş, cadı olarak, deccal olarak gösterilmiş. Bu filmde ciddi bir doğa ve bilim düşmanlığı var. Trier’in kafasına göre bilimin tanrının yerine doğayı geçirmesine aracılık eden belgesel sinemasına karşı yapılmış bir anti-belgesel sineması örneğidir diyebiliriz bu film için.

Bütün Filmlerinin Ortak Yönleri

Triers’in bütün filmlerinde ortak yönler var. Hepsi de aşırı bir depresyonun ürünü… Hepsinde de anlatılanları %30’u doğru. Hepsinde de uydurulmuş, hayal edilmiş kadınlar var. Hepsinde de kadın düşmanlığı var. Hepsinde de dine dönüş isteği var. Hepsinde de gericilik var. Hepsinin de senaryosu iyi yazılmış. Ama bunlar onu kurtarmaya yetmiyor benim gözümde. Çünkü aşırı karamsar ve modern batı uygarlığının yarattığı, herkese, her şeye, kendine bile düşman insanın karamsar, umutsuz profili… Bu onu iyi bir sinemacı yapabilir, filmleri iyi olabilir, ama bu adamın kişiliğini sevmiyorum, elimde değil. Belki de bazı gerçekleri gözümüze soktuğu içindir, bilemem.

Reklamlar

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

15 comments

  1. Roman Polanski,Quentin Tarantino ve Stanley Kubrick hakkında ne düşünüyorsun?

  2. Polanski’nin Tess ve Rosemary’nin Bebeği…
    Tarantino yönetmen olmasaydı kesin seri katil olurdu.
    Kubrick ise her filminde sıfırdan başlar, kendini asla tekrar etmez. Spartaküs bence izleyenin hayatını değiştirecek bir filmdir.

  3. Seri katil olmayı ben de düşünmüyor değilim…
    Kubrick kendini tekrarlamaz derken kastın nedir?Kubrick’in (nerdeyse)her filminde çocuğa eziyet,beyin yıkama-zihin kontrolü,otorite,kadın-erkek ilişkisi görülür.İlk filmlerinde daha sonra yapacaklarına dair ipuçları bulunur(tabii ki bunlar özenle bilerek konulmuş şeyler değil)(bu saydıklarıma filmlerden örnekler verebilirim istersen ama konuştuğum kişiyi gözden geçirdiğimde gerek olmadığını düşünüyorum?).Beni asıl en çok etkileyenler Shining ile Eyes Wide Shut olmuştur.Defalarca kez izlerim bıkmam.
    Hazır beni kale almışken sorayım?Tim Burton,Steven Spielberg,James Cameron?Ben Burton’ı sevmekle diğer ikisini pek sevmem.Tamam kaliteli film yaparlar ama ilk tercihim olacak filmleri yok,piyasa filmleri yapıyorlar genelde.Cameron’ın filmlerinde görsellik müthiştir ama bu fakir olan içeriği kapatmak içindir.Tabii Spielberg’in birkaç istisnası var:Schindler’s List,Catch Me If You Can…

  4. Spielberg deyince… Herkesin sevdikleri dışında aklıma gelen iki filmi var: Duel (Bela, 1971 yapımı bir TV filmi) ve A.I. (Yapay Zeka)…

    Duel (Bela)’yı izlemediysen mutlak izle. Ben izlediğimde daha orta ikiye gidiyordum. Kesinlikle unutamayacağım bir filmdi. Hala bile ıssız yollarda araba kullanırken yanıma bir tır yanaşsa ürkerim.

    Yapay Zeka’da bulduğum tek hata, Haley Joel Osment’i oynatmasıydı. Kötü oyuncu olduğu için değil, hikaye 3-5 yaşlarındaki bir çocuğa uygundu. Oysa Osment 8-9 yaşları civarındaydı. Eğer 3-4 yaşında bir çocuk oynatılmış olsaydı, gerçekten çok çok daha etkileyici bir film olurdu.

    Spielberg iyi bir sinemacı… Walt Disney gibi… Eğlendiriyor, duygulandırıyor. Onu eleştirebilirsin ama gerek yoktur, her zaman kalp çalmayı başarıyor çünkü. E.T. mesela bence çok iyi bir film. Keza Kutsal Hazine Avcıları, Kanca, Amistad, The Color Purple… Çok var. Haksızlık etmemek lazım. Çok dalga geçilen Dünyalar Savaşı’nda da gerçekten kıyamet duygusu yaşamıştım. Amerikan tarzı bir yönetmendir, kendi içinde kıyaslamak lazım. Yani arada bir cips yemek gibi bir şey onun filmlerini izlemek.

    Cameron’a gelince aklıma gelen tek film Terminator 2. Onun dışındakiler eh işte… Avatar ise her şeye rağmen büyüleyici… Ama tabi aptal holivud klişeleriyle dolu.

    Kubrick’in en sevdiğim filmleri: Bary Lyndon, Spartaküs, Dr. Strangelove… Kubric kendini tekrar etmez derken, tür açısından demek istedim. Farklı konuları ele alır. O açıdan.

    Tim Burton iyidir.

  5. A.I’yi bitiremedim…Kubrick’e olan sevgimden mi,beğenmemekten korktuğumdan mı bilmiyorum?Ama ondan seneler önce Kartal Tibet,Kemal Sunal’la Japon İşi’ni yapmıştı,o yetmez mi?
    Ben ilk Jurassic Park’ı izlemiştim Speilberg’ten,baya hoşuma gitmişti ama en beğendiğim Catch Me If You Can.Schindler’s List her ne kadar propaganda da olsa güzeldir.Diğer filmlerinden pek etkilendiğim yok.Duel’i kaçırmışım ama bakacağım.
    Avatar’ın senaryosu kötüydü bence,görsellik müthiş elbet ama ben ambalaja bir yere kadar değer veririm.
    Kubrick her filmde başka tarzla aynı konuları işler bence.Dr.Strangelove güzeldi ama çok gülmedim.Büyük ihtimalle o dönemde olsam gülerdim.O filmi götüren Peter Sellers’ın müthiş oyunculuğu.Lolita’da o ve James Mason olunca tadından yenmiyor ama cinsel sahneler sansüre uğramış,öyle olmasa daha da güzel olurdu. Shining’i bitiremeyen insanlar tanıyorum,ben de durdurarak izlemiştim.Eyes Wide Shut,Sikkofield’ın abarttığı kadar olmasa da gerçekten bir şeyler anlatıyor.Adamın dört gün sonra ölmesi tesadüf desek de o filmin(birkaç az bilindik dışında) hiçbir ödüle aday gösterilmemesi bir kanıt.
    Tim Burton kendini çok tekrar etmeye başladı.Beterböcek’ten bu yana hiç orijinal fikri oldu mu?Ama gene de tarzı için izlenir.

  6. Ingmar Bergman’ı yönetmen olarak tek geçerim….dönemine göre değil günümüze göre de oldukça ileri düzeyde filmler yapmış usta…onun karakterleri de doğal olarak depresyondalar:))..ama bergman karakterlerinin dinden kurtulma istekleri daha ağır basıyor..özellikle 7. mühür filmi ortaçağ ve Hristiyanlık üzerine tartıştığımız şeyler için zihin deryamıza güzel ve bol malzemeler sunar…
    lars von trier in sadece dogville yi izlemiş ve hiç beğenmemiştim…çok sıkmıştı…
    ayrıca darren aranofsky’nin Requiem for a Dream…
    Alejandro Amenábar the others
    Oliver Hirschbiegel untergang
    Alejandro González Iñárritu Amores perros
    Christopher Nolan inception
    diyerek en sevdiğim filmlerden aklıma gelenleri yazayım.gerçi hepsini izlemişsinizdir……film önerileriniz varsa beklerim…

    • Lars’ın Melankolisini beğendim işin tuhafı… İnsanı rahatsız eden şiddet ve cinsellik sahnelerine rağmen. Bir de bitişi çok saçmaydı, ama dediğim gibi, bu adam harika senaryo yazıyor, harika bir yönetmen. Film önerisine gelince, bilemiyorum, çok fazla film önerebilirim ama benim zevklerimle sizinki uyuşmayabilir. Bir tane gelsin o zaman: “Yürek Yalnız Bir Avcıdır”.

  7. Dergahımıza yeni biri katılmış,hoş gelmiş,artık pabucumuz dama atılır.Aranofsky ismini görünce yorum yapmadan duramadım,o adamdan çok umutluyum,rahmetli Kubrick’in yerini dolduracağını umuyorum ama Requiem for a Dream’in üstüne bir film yapamadı hala.Ben en çok Kubrick’in seviyorum,hem ortlamanın biraz üstünde bir sinema izleyeisine hitap eden film yapabiliyor,hem kar ediyor hem de altıa derin anlamlar kouyuyor.Misal Cronenberg ve Lynch’i Platon’dan itibaren felsefe okumayan birini anlaması güçtür,Hitchcock’u anlamak için de Freud bilmek gerekir,Cameron ve Spielberg gibilerin filmleri ise Holywooddur sadece.Ama Kubrick bunların hepsinin güzel bir karışımı gibi bence,fazla bir birikim de lazım değil,sinemada çıtayı yükseltmek isteyen birinin başvuracağı ilk kapı olabilir bence,felsefede Sofi’nin Dünyası veya Politzer’in kitapları gibi.

    • Öyle psikolojik baskı yapıyorsun ki bana mutlaka cevap yazmam gerekirmiş gibi hissediyorum. Bu yorumunun nesine cevap yazayım?!!! Kubrick’i ben de severim ama en büyük yönetmen falan olduğunu düşünmem… Hele de Eyes Wide Shut filminden dolayı ve de sallamasyoncu Sikkofield’in yazısından etkilenip de Kubrick izlediysen vay vay vay derim… Sinema sanatının doruğu değildir, hiç bir yönetmen değildir… İyi filmleri vardır, kötü filmleri vardır… Gerçi bu Kubrick’in hiç kötü filmi yok (Eyes Wide Shut hariç…) ama olmaz tabi adam az film çekmiş, iyice araştırıp çekmiş, bir şekilde bol para da bulmuş…. Belki gerçekten illuminaticidir, bilemem… Gider ayak da illucilere bi kazık atayım demiştir, yapar mı yapar… Karakter olarak da kazmanın teki olduğunu düşünürüm… Sapık supuk işler yaptığını bile söyleyebilirim… Çok entellektüel falan değil ama aşırı yetenekli, titiz, zeki bir herif orası kabul… Niye kötüledim ki ben şimdi bu herifi yahu!!! Sikkofield’e gıcık olduğumdan olabilir… illumunati deşifresi bir yana, Kubrick’in en kötü filmi bence Eyes Wide Shut… Bok gibi… Bana ne illucilerin saçmalıklarından yahu… Ben Allah’a inanmıyorum ki şeytana inanayım… Şeytan yok ki illuminati olsun… Varsa da kendi kendilerine seks partisi yapan paralı ihtiyar piçlerin yavşak örgütlerinden bana ne! Kubrick uğraşmaz öyle işlerle… Dalga geçmiştir o komplo teorisyenleriyle… Değilse de kim takar! İyi bir film değil.

  8. İlk olarak diğer arkadaşa da yönelik yazmıştım.İkincil olarak bundan daha önce yazdığım cevapsız yoruma cevap alma beklentim yoktu,unutmuştum bile,cevap verilirse şu kısma cevap verilmesini ummuştum:”hem ortlamanın biraz üstünde bir sinema izleyicisine hitap eden film yapabiliyor,hem kar ediyor hem de altına derin anlamlar koyuyor.Misal Cronenberg ve Lynch’i Platon’dan itibaren felsefe okumayan birini anlaması güçtür,Hitchcock’u anlamak için de Freud bilmek gerekir,Cameron ve Spielberg gibilerin filmleri ise Holywooddur sadece.Ama Kubrick bunların hepsinin güzel bir karışımı gibi bence,fazla bir birikim de lazım değil,sinemada çıtayı yükseltmek isteyen birinin başvuracağı ilk kapı olabilir bence,felsefede Sofi’nin Dünyası veya Politzer’in kitapları gibi.”Üçüncü olarak sana zaman zaman ufaktan psikolojik baskı yapmış olabilirim ama bu yorumda inan yapmadım,gırgırına “pabucumuz dama atılır” dedim,ne bilim menapoz teyze tepkisi vereceğini,herhalde öncekilerden ötürü bu cümleyle birlikte böyle bir algı doğurdu sende.Ama hoşuma gitti,baskı kurmaya bayılırım,kızman da egomunu tatmin etti.Ama şu kısma hafif bozuldum,(iyi ki 1 saattir Bach dinliyorum yoksa kızardım),” Hele de Eyes Wide Shut filminden dolayı ve de sallamasyoncu Sikkofield’in yazısından etkilenip de Kubrick izlediysen vay vay vay derim…”.Buraya aylardır yorum yazıyorum,sende böyle bir izlenim bıraktığıma çok üzüldüm,Sikkofield gibi internette okuduğu şeyleri Türkçeye çevirip komik bir üslupla anlatıp düşük iradelileri etkileyecek bir adamı Bekir Coşkun kadar ciddiye alırım. Ama yine de okuyorum,Zaman’ı ve Sözcü’yü neden okuyorsam o yüzden.Ve de o adamı ilk senin blogunda tanıdım,ben Kubrick’in bütün filmlerini bitirmiş iken onun blogu daha dutluktu…Dördüncü olarak burada Sikkofield’dan etkilenen biri varsa bence sensin.Eyes Wide Shut’ın illuminati deşifresi olduğuna kendini inandırıp filmden soğumuşsun,belki gerçekten kadın-erkek ilişkisini konu aldı adam,olamaz mı?Konusun ne olursa olsun hikaye anlatıcılığı açısından başarılı bir film bence,nedense seviyorum,müzikler ve dekorun da etkisi var tabii.Beşinci olarak Kubrick’in kişiliği hakkında dediklerini anlamadım,hiç cevap yazmayacaksan buna yaz bari,sapık supuk işlerden kastın ne?Ayrıca adam senin gibi barış yanlısı,savaş olmasın,insanlar ölmesin kafasında.on olarak Sikkofield’a gıcık olman çok lüzumsuz,onu ciddiye alıyorsun,siktir et pezevengi!

    • Bi kere medya önüne hiç çıkmaz bu Kubrick… Gizemli adamdır. Resmi bile yok doğru düzgün… Röportaj falan vermez… İllucu salaklarla takılıyorsa sapık supuk işlerle uğraşması da doğaldır. Ayrıca filmlerini biraz analiz ettim, kadın düşmanlığı (pek çok sanatçıda olduğu gibi) bu Kubrick’de de var. Shining filmindeki kadın karaktere Jack Nicholson(*) ile ne psikolojik işkenceler yapmışlar, kadın filmi zor bitirmiş… Tabi kendilerine sorarsan, “rolünü iyi yapsın, otantik olsun diye yaptık” diyorlarmış ama yemezler…

      (*) Jack Nicholson: İllucu olduğunu sanıyorum… İllucuları deşifre eden bir başka yönetmen olan Roman Polanski’nin ABD’den kaçmasına neden olan olayı biliyor musun? Roman Polanski, bir genç kızla deneme çekimi yapacaktır. Jack Nichohson’un önerisiyle çekimler Jack’ın evinde yapılır. Evde kimse yoktur… Kızla Polanski boş evde içki içip foto çekimi yaparkene, Polanski dayanamaz ve kıza çıplak poz verdirir… Sonrasında cinsel ilişki (rıza ile)… Ve kız Polanski’den şikayetçi olur, bu olay Polanski’nin kariyerini bitiremez ama başına çok işler açar… Her neyse… Senaryo apaçık değil mi? Tezgah kurulmuş işte…

  9. Medyaya çıkmaması benim de dikkatimi çekti ama fotoğraf olayını geç,eskilerden liderler(Hitler,Atatürk vs.) ve aktörler(doğal olarak) dışında kimin fazla fotoğrafı var ki?Hitchcock’un Kubrick’ten ne kadar fazla fotoğrafı vardır ki?”Sapık supuk” dediğin şeyin tanımlamasını hala yapmadın?
    Kadın düşmanlığının sanatçı ve filozoflarda fazla göründüğü doğru,bence bu adamlar toplumun genelinden farklı olduğu için karşı cinsten ihtiyaç duyulan ilgiyi fazla görmedikleri için böyleler.Şahsen ben de bu yaşıma kadar hiçbir karşı cinsten bedavaya ilgi görmedim.Bildiğim kadarıyla Nietzsche hayatının son yıllarına doğru kendini 1 yıla yakın kadınlardan arındırmayı denemiş ama sonra dayanamayıp fahişenin biriyle ilişkiye girmiş ve ölümüne neden olan frengiyi kapmış.Schopenhauer’ın “Kadınların ve Aşkın Metafiziği”nden de kadın düşmanlığı manası çıkaranlar var ama bence tespitleri muazzamdır.Ama sen dedikten sonra Kubrick’in bütün filmlerini kafamda canlandırdım ama kadına karşı işlenmiş bir düşmanlık pek göremedim,zorlasan çıkar ama göze sokulacak derecede yok.Shining’teki kadına yapılan işkenceyi nereden okudun veya gördün,söyle de ben de bakayım.
    Daha önce söylediğim gibi Kubrick’in sana benzeyen bir yönü pasifist olması,Full Metal Jacket’ı çok beğenmiş olmanı bekliyorum.Spartacus da köleliğe karşı bir yapıt,hayatımı değiştirdi diyordun(mübalağa bence).Barry Lyndon filminde de Barry Lyndon’ın arkadaşının öldüğü sahnede anlatıcı şuna benzer bir şey diyordu: “Koltuğunda oturan biri için savaş eğlenceli gelebilir ama yaşayınca farklı olduğu görülür vs …”.Ayrıca dikkat et çoğu filmde çocuğa ve kadına karşı istismar eleştirilmiş:Fear and Desire’da genç kızı bağlayıp ona tecavüz edilmesi,The Killing’te kocası tarafından ilgi görmediği için onu aldatan kadın,Lolita’da genç kızla yaşanan aşk,Barry Lyndon’da Barry Lyndon’ın kırbaçla Lord Bullington’ı dövmesi,A Clokwork Orange’ta Alex’in uyanması ve evinde okul görevlisi gibi bir şey gördüğü sahnede kitaptan uzaklaşılmış,bildiğim kadarıyla kitabında Alex robdöşambr giyiyordu ama fimlde sadece donu vardı,filmde adam çocuğu yanına çağrıyor,bacağına dokunuyor,saçını çekiyor,cinsel bölgesine vuruyor falan,hatta Kubrick bilerek sarışın mavi gözlü birini seçmiş olabilir(bir de ari ırk göndermesi var o ayrı).Shning’te Jack Nicholson’ın çocuğu kucağına oturttuğu bir sahne vardı,orada çocuk tırsıyordu,Jack’e “anneme ve bana zarar verecek misin” diye soruyordu ve sonrasında boğazlanıyordu falan,bu böyle uzar gider…
    Polanski’nin deşifre dediğin filmleri Rosemary’nin Bebeği ve 9.Kapı mı?

  10. Bari şu sapık sapuk işleri açıkla ve kadına işkence olayını nerede okuduğunu veya gördüğünü söyle.

    • “Sapuk supuk işler yaptığını tahmin ediyorum,” demiştim, adamın hayatı o kadar gizemli ki… Yani ser verip sır vermiyor… Bir de illüminati falan filan… Bu bir tahmin… Kadın meselesine gelince… Onu da ya bir röportajda okumuşumdur ya da bir kitapta… Hangisi olduğunu bilemiyorum, ama kadının beyanı bu: “Çekim sırasında, setlerde sürekli psikolojik işkence ve tacize maruz kaldığını, kendisi için çok zor bir çekim olduğunu” söylüyordu kadın. Zaten filmde de öyle korunmasız, zavallı bir hali var… Sanki işkence edilmek için konmuş gibi oraya… Bir de bu tacizlerin filmin gerçekçi olması için yapıldığı ile ilgili bir şeyler söylemişti kadın galiba… Her neyse şimdi bir araştırayım bakayım, ben de merak ettim şimdi…

      Edit 1: Ekşi sözlük “the shining” maddesi, 18. nolu tanımın 5. nolu paragrafı…

      Aynen alıyorum: “kbs’de shelley duvall’in cok az konustugunu fark ederiz. bunun nedeni duvall’le kubrick arasinda kubrick’in bitmez tukenmez tekrarlari yuzunden gerginlik cikmasi, bunun devaminda surmenaje olmus duvall’in icine kapanmasidir. tabii kubrick de kesin killigindan duvall’in sahnelerini kesmis olmali, zira filmin ilk suresi iki saat yirmi dakikaymis. kgs’de ise, kitaba uygun sekilde oldugu rivayet edilir; ailemizin annesi konuskan, aktif bir bayandir. bence kbs’de duvall’in kisisel nedenlerle hikayenin disinda kalmasi ve daha “gercege bagli” gozukmesi izleyicinin kendisini onun yerine koymasini saglamis, bu da filmi daha etkileyici kilmistir.”

      Burada Shelley Duvall ile Kubrick arasında sorun çıktığı belirtiliyor ve bu da ciddi boyutta bir sorunmuş… Demek ki ben yanlış hatırlamıyorum, çünkü kadın resmen travma yaşamış… Ararsak kadının kendi beyanını da buluruz…

      Edit 2: Asıl bomba burada… Bu linkteki onuncu maddeyi okursan, anlarsın… Zaten bu link de yönetmenlerin oyunculardan performans almak için uyguladıkları psikolojik işkencelerle ilgili…

      Kubrick Shelley Duvall’ın Travmaya Uğrama Sahnelerini İyi Oynaması için Onu gerçekten Travmaya Uğratmıştı.

      Bu linkte bir sürü şey yazmışlar… Bir tanesini çevireyim: “Wikipedia’ya göre diyaloglu bir sahne tam 127 kez çekilmiş ve bu rekormuş…” Bunun gibi şeyler… Kubrick bunu kadının asabını bozmak için yapıyor, belki de haklı olarak yapıyor, bilemiyorum ama sanmam… Çünkü oyuncu değiştirebilirdi… Bence kadına mobbing uygulamış…

      Neyse çevirmeye devam edeyim: Kubrick kadına sürekli bağırıyor ve sürekli bir şeyleri yapmasını istiyormuş, o kadar ki, stresten kadının saçları dökülmeye başlamış… 17 haftada bitmesi planlanan film Kubrick’in mükemmelliyetçiliği yüzünden bir yılda bitmiş… Kadına yönelik öylesine büyük bir psikolojik baskı uygulamış ki yani kadın sonunda kendisini o filmdeki karakter gibi hissetmeye başlamış falan filan feşmekan… Sonuçta altı üstü bir film deyip geçmemek lazım… Bilmem ama diğer oyuncular öyle baskı uygulamadan falan da gayet güzel oynuyorlar sonuçta… Bu “oynadığın sahneyi yaşama” olayına Actor’s Studio tarzı oyunculuk deniyor. Bu tip oyunculuğu Elia Kazan icad etmiş. Bunun en iyi temsilcileri Paul Newman, James Dean, Marlon Brando imiş… (Hepsi de dev oyuncular bu arada…) Ama tabi bununla dalga geçenler de olmuş… Bir keresinde (galiba the marathon man filminde, emin değilim) Dustin Hofman’ın nefes nefese kalması gereken bir sahnenin çekimine koşarak gelmesine şaşıran Oskarlı Laurance Olivier, “nefes nefese kalmış görünmek için neden ille de koşman gerekiyor, sadece oynasana!” diye dalga bile geçmiş…

  11. Ben de biraz baktım,şatoda yaşıyormuş galiba,villa,köşk falan ben de istemem ama şato farklı,düşünsene duvarlarında Romantik Dönem’den resimler olan bir şatoda yaşadığını,ben de isterdim.Zaten normal bir adam olsa Kubrick olmazdı,deli dahilerden olsa gerek.
    Keşke kbs ve kgs kısaltmalarının ne olduğunu yazsaydın da Ekşi’ye girip bakmak zorunda kalmasaydım… Ekşi’ yi ben bir kaynak olarak kabul etmem,adamın biri kıçında attıklarını yazsa nereden bileceğiz.Orayı objektif konularda güzel bir liman olarak görürüm.Mamafih alıntı yaptığın entryde Jack Nicholson’ın da Kubrick’in tekrarları yüünden psikopata bağlaması yazıyor.Bu Kubrick sert hoca gibi herhalde,öğrenci şımarmasın diye onu uğraştıran hoca tipi vardır ya,kıl derler,öyle bir şey.Ne olursa olsun göümde değer kaybetmedi,ben yaptığı filmlere bakarım gerisi hikaye,ben lafa değil icraata bakarım.
    Verdiğin linkte Hitchcock’un da öyle olduğu yazıyor,bence onun ihtimali daha yüksek,Hitchcock’ta sarışın kadın hastalığı var,kan rengiyle uyumlu olur diyor ama palavra bence,resmen takıntı olmuş adamda,sarışın olmayan oyununun bile saçını boyattırmış.O fantezisine yapmış olabilir.
    “(Hepsi de dev oyuncular bu arada…)” Yapma yav, ilk defa duydum hepsini, yahu senle tartıştığımız şeylere bak bana dediğine bak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: