Çağlara Dair

Bizim halen kullandığımız tarih çağları sistem çoktan eskidi… Çünkü bu çağlar yalnızca batı uygarlığının gelişimini ana hatlarıyla yansıtıyor, üstelik dinsel bir bakış açısından. Yanlış duymadınız, dinsel dedim.

Sözün gelişi “Orta Çağ” denen dönemde Avrupa dışındaki ülkelerde hiç de karanlık çağlar yaşanmıyordu. Hatta İslam coğrafyası altın çağındaydı.

Bunun dışında, Tarih Çağları sistemi ne Çin, ne Hint, ne Maya, ne Aztek ne de Afrika uygarlıklarının durumunu yansıtır.

Bu nedenle bu çağ sistemi artık kullanılmıyor, yerine “Tarihsel Periyodlar” denen daha modern bir sistem kullanılıyor. Bunu sonra yazarım.

1. İlk Çağ: Yazının bulunuşundan Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışına kadar geçen dönem. Bu çağda uygarlıkların, bilim, sanat ve felsefenin temeli atılmış; Mısır, Babil, Sümer, Yunan uygarlıkları gelişmiş, Roma ve Makedonya İmparatorlukları yükselmiştir. Bu çağda bronz ve demir işlenmeye başlanmış, ticaret çok gelişmiş, büyük mimari yapıtlar ortaya konmuştur.

Yine bu çağın bir özelliği, insanlığın çocukça düşünme alışkanlığından kurtulup, gerçek akıl yürütmeyi keşfetmesidir. Bu yeni düşünce tarzı kendini özellikle felsefe, matematik ve astronomide gösterir. Bu çağda büyük filozoflar yetişmiş, İskenderiye kütüphanesinin yıkılışına kadar önemli buluşlara imza atılmıştır.

Bu çağın coğrafyasının merkezi Akdenizdir.

Yine de bu çağı birleştiren en büyük özellik bu çağda hemen hemen bütün uygarlıkların dininin birbirine benzer olmasıdır. Bu çağda paganizm (yani putperestlik) egemendi. Paganizm, tapılan tanrılar farklı olsa da aşağı yukarı her yerde benzer özelliklere sahipti. Çoktanrıya inanılıyor, tanrılar arasında bir tür panteon, yani hakimiyet, güç ve denge sistemi bulunuyordu.

Yalnız şunu unutmayalım ki tektanrıcı dinler de temelini paganist dinlerden aldılar. Zamanın paganlarının sünnet, örtünme gibi bir çok adeti ve tapınak törenleri sonradan tektanrıcı dinlerin bünyesinde yaşamaya devam etmiştir. Sözgelişi müslüman adeti olan namaz aslında bir güneş kültü ritüelidir. Aynı şekilde Kabe etrafında tavaf geleneği gibi bir çok gelenek de aslında Kibele (yani Ana tanrıça) kültünün (tapıncının) devamıdır.

Ancak çok tanrıcı dinlerin giderek yüzeyselliği ve yozluğu anlaşıldı. İşte bu durum peygamberleri dinde reform yapmaya zorladı. Pagan inançlarına nefretle saldırıldı ve somut senli benli tanrıların yerini soyut tek tanrılar aldı. Nihayetinde, ilk çağ uygarlıklarının hepsinin en temel özelliği, paganizmdir. Paganizm, yok olmuş değildir, tek tanrıcı dinlerin ritüelleri içinde kısmen yaşamaya devam eder.

1. Orta Çağ: Kimilerine göre Orta Çağ Türkler yüzünden kapanmıştır. Yani Hunlar yüzünden… 3. yüzyıldan itibaren Avrupa’ya akın eden Hunlar önlerinde diğer kavimleri de sürükledikleri için, bu durum Roma’nın yıkılışıyla sonuçlanmıştır.

Orta çağ, sanılanın aksine bir yozluk ve karanlıklar çağı değildir. Yaklaşık bin yıl süreyle insanlığın duraklaması ve gerilemesi düşünülemez. Sadece Avrupa Orta Çağların sonlarına doğru bir zayıflama sürecine girmiştir. Diğer uygarlıklar için bu durum söz konusu değildi.

Orta Çağların en büyük özelliği tek tanrıcı dinlerin egemen oluşudur. Hristiyanlık Roma’yı fethetmişti. O güne kadar daima kovuşturmaya uğrayan ve eziyet gören hristiyanlar, İmparator Konstantin’in bu dini kabul etmesiyle, imparatorluğun resmi dini oldu. Büyük bir kilise kuruldu (Roma kilisesi) ve yüzlerce yıl boyunca tek dinsel düşünüş biçimi, tek dinsel egemenlik altında gelişme ve yayılma fırsatı buldu.

Orta Doğu coğrafyasında ise paganizme bir alternatif aranıyordu. Ancak, peygamber Muhammed Hristiyanlığın eksik yönlerinin farkındaydı ve bu nedenle biraz da buna tepki olarak yeni bir din kurdu. Bu dinde hristiyanların kendini kaptırdığı bir takım yanlışlara düşmek istemedi. Hristiyanlıkta tek tanrıcılık, üçleme [teslis] denen gerip bir yöntemle İsa’yı tanrılaştırmış ve amacından sapıp, paganlaşmıştı. Ayrıca kilise kurumlaşmış, hiyerarşik ve katı bir düzen içinde örgütlenmişti. Bunda Roma İmparatorluğunun devlet yapısı içinde yer edinmesinin de etkisi vardı. Hristiyanlar dilediklerini dinden çıkarıyorlar, cennetten yer satıyorlardı. Dinde özgürlük yoktu. İnsanlar papaz olmadan evlenemiyor, dine giremiyor, hatta ölemiyorlardı bile. Kilisenin gömmediği cesetler, cehennemlik oluyordu. İşte hristiyanlığın bu garip yönleri Muhammed’in nefretini kazanmıştı. O yüzden, kabilesine din olarak hristiyanlığı seçmedi. Yerine vicdan özgürlüğüne dayalı bir din kurmak istedi. Bu dinin temel özelliği, tanrı ile kulu arasına bir ruhban sınıfının girmemesi idi. Getirdiği dinin kurumsallaşmasını önlemek adına, ölmeden önce kendi yerine bir halife göstermemiş, serbest seçime gidilmesini istemiştir. Bu konularda aslında yazacak, söylenecek daha çok söz varsa da şimdilik bu kadarı yeter.

Orta Çağların temel özelliği tek tanrıcı dinlerin egemenliğidir demiştik. Tek tanrıcı dinler gerek kılıç gücüyle, gerek fetihlerle, gerekse ikna yoluyla yayılmışlardır. Keşişler tarafından bir çok bilimsel ve teknik buluş yapılmıştır. Bin yıl boyunca feodallerin yönetiminde kalan Avrupa, dünyaya açılamamasının da etkisiyle oldukça zayıf bir duruma düşmüştür. Sonunda dönüp dolaşıp, içine düştüğü bu durumdan dinsel fanatizmi sorumlu tutmuş ve nihayet dinde reform yoluna gitmiştir.

Sonunda kilise bölündü. Kuzey Avrupalı krallar papanın gücüne baş kaldırdılar. Vatikan’dan bağımsız olmak için, radikal, yenilikçi din adamlarını desteklediler. Sonuçta, Protestanlık ortaya çıktı ve Katoliklerle savaştı. Bu savaşların sonunda kilisenin gücü zayıflamış, egemenlik, güç ve iktidar çoğunlukla kralların eline geçmiştir. Beraberinde ise bir tür serbestlik ortamı doğmuş, düşünce alanında atılımlar başlamıştır.

Bu arada güçlenmeye başlayan Avrupa, Doğudaki zenginliklere göz dikmiştir. Zaten 12. yüzyıldan itibaren Moğollarla anlaşan Hristiyanlık, gözünü çoktan bu zenginliklere dikmişti. İslam dünyası doğudan ve batıdan saldırıya uğradı ve felç oldu. Batıdan gelen Haçlılar ve Doğudan saldıran Moğollara direnemedi. Böylece İslam için bir tür karanlık çağ başlamıştı. (Halen de devam etmektedir.)

3. Yeni Çağ (Rönesans): Kilisenin çökmesiyle ortaya çıkan manevi boşluğu Humanizm doldurmuştur. Bu nedenle Yeni Çağ, tek tanrılı dinlerin ortadan kalkmasa bile zayıfladığı, artık dünyevi işlerden elini eteğini çektiği bir çağdır. Dünyevi işler bilimlerin, sanatların ve pratik teknotratların eline kalmıştır. Bunlar da mümkün olduğunca akla dayalı bir sistem kurmaya çalışmışlardı.

4. Yakın Çağ: Yakın Çağ, yani günümüz, tektanrılı dinlerin artık büsbütün gerilemesi, dinin çökmesi ile karakterize olur. Artık din olabildiğince bireyselleşmiş, sadece öte dünyanın kurtuluşu için, ya da bireyin manen rahatlaması açısından sığındığı pek de rasyonel olmayan, ama üzerinde de çok kafa yorulmayan bir mefhuma dönüşmüştür. İnsanlar dinlerini gizler, kamusal alanda ortaya koymaz. Yargı verilirken dine baş vurulmaz. Onun yerini kamusal alanda bilimler almıştır: sosyoloji, psikoloji, hukuk, tıp vs.

Her ne kadar Yakın Çağ’da dinler ortadan kalkmamışsa da Ateizm, belirgindir. İnsanlar bir dine inanmadan da ahlaklı ve erdemli olunabileceğine inanmışlardır. Bunun insan doğasında doğuştan bütünleşik olduğu kabul edilir. Suçlular, istatistik sapmalar, ya da kusurlardır. Hedonizm ön plana çıkmıştır. Bu arada dünyanın küreselleştiği, tek örnek bir yapıya doğru evrimleştiği, iletişimin her şeyden daha önemli hale geldiği, dünyanın küçüldüğü bir çağdır bu.

Yine de en sorunlu çağ budur. Çünkü insan nüfusu inanılmaz derecede artmış, doğa katliamı başlamıştır. Artık dünya insanın faaliyetlerinden etkilenmekte, insanın yarattığı tahribat ve kirliliği tolere edememekte, dengesini koruyamamaktadır.

Öte yandan, bütün bir bilgi ve iletişim patlamasına rağmen, insanlar yalnızlaşmakta, güçsüzleşmekte, aptallaşmaktadır. Sadece bununla da kalmaz, insan emeğinin sömürüsü çeşitli aşamalardan geçerek (kölelik, serflik, işçilik vs.) daha da gelişme imkanı bulmasına rağmen, yoksulların durumunda pek de büyük bir iyileşme görülmez. Zengin fakir arasındaki uçurum geri kalmış ülkelerde giderek derinleşir. Batılı ülkeler, diğerlerine göre gelişmiş olmalarına rağmen, onlarda da halkın durumu kötüleşmektedir. Emekçiler yoksullaşmaya devam ederler. Yaşanan onca gelişmeye rağmen Yakın Çağ’da insanın insanla ve insanın doğayla çelişkisi çözümlenememiş, aksine giderek yıkıcı bir hale gelmiştir.

Bu çağın insanı olan bizler, eski çağlara oranla, çok daha derin çelişkiler içinde yaşamaya alışmakta ve onca kalabalığa ve ileri teknolojiye karşın, gittikçe yalnızlık batağına daha çok gömülmekteyiz.

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

5 comments

  1. Bence her çağın sorunları,yaşam faaliyetleri,inançları falan hepsinin temeli aynı,sadece yapısal farklılıklar var o farklılıklarda çağa göre evrimleşiyor.Yarın öbür gün Uzay Çağı veya başka bir çağ açılırsa o dönemde yaşayan insanlar da günümüzü aynen bizim eskiyi yorumladığımız gibi yorumlayacaklar,eski çağlarda da aynı durum geçerli.İnsanın doğayı yok edebileceğine de pek ihtimal verdiğimi söyleyemem,bizim yaşayamayacağımız bir şekil alabilir veya bütün gelişmiş canlılar yok olup yaşam standartlarına hiç uygun olmayan bir hal gelebilir ama o gene bir yolunu bulup varlığına devam edecektir.Yani doğa kalır biz gideriz.İnsan en kötü hayvan falan diyorlar mesela,doğaya zarar veriyormuşuz,tecavüz ediyormuşuz,birbirimizi öldürüyormuşuz falan ama bizim yaptığımız hiçbir hareket hayvansal dürtülerin ötesine geçemez sadece biz isim verip yapılış şeklini değiştiririz ve ona medeni falan gibi isimler veririz.Bu da beyinsel evrim sonucunda olmuştur.Diğer hayvanlar da tecavüz eder,birbirini öldürür,doğaya(insan kadar olmasa da) zarar verir.Bir yerde Amazon Ormanları’nın dünyaya çok zarar verdiğini okumuştum tabii faydası da var,her doğal olay gibi.Bir aslan yavrusunun kardeşini daha çok yemek ona gelsin diye öldürmesi ile bir insanın mirastan daha çok pay almak için kardeşini öldürmek arasında temel bir fark göremiyorum ha dersen ki insanın başka alternatifleri de var ama nesnel bir bakış açısı olur zira insanın hangi durumda ne yapacağı çevreden aldığı kodlar ve tecrübelerle belli olur,özgür irade diye bir şey olduğuna katılmıyorum,bilim çevresinden de böyle düşünenler var,mesela Stephen Hawking Grand Design’da değiniyordu buna. Tabii çok yüzeysel gelebilir veya aynı şeyleri farklı bir yolla söylüyor olabilirim ama bilimle sadece amatör olarak ilgilenen,teori kısmını seven ama eline kağıt kalem versen işlem kısımlarında mal gibi kalacak biri olduğumu da unutma lütfen.

    • Ne olursa olsun, insan faaliyetlerinin doğal yaşamı yok edemeyeceğini söylemişsin. Tam olarak doğru değil. Dünya karbon içeriğinin büyük bölümü kireçtaşı katmanlarına bağlanmış durumda. Küresel ısınma atmosferdeki sera gazlarının (temel olarak karbon dioksitin) miktarının artması yüzünden oluyor. Dünya sıcaklığı kritik bir değeri aştığında, kireçtaşı katmanlarında (yani yer kabuğunda) hapsolmuş karbondioksit açığa çıkmaya başlayacak. Böylece küresel ısınma oranı da artacak, bu da daha çok CO2’nin atmosfere sızmasına neden olacak. Karbondioksit düzeyi belli bir değeri aşarsa, işte o zaman geri dönülmez bir felaket oluyor. Küresel ısınma o kadar artıyor ki dünyanın sıcaklığı yüz dereceden fazla oluyor. Giderek hızlanan bir şekilde dünya ısınmaya devam ediyor ve sonunda Dünya, Venüs gibi bir cehenneme dönüşüyor. Bilindiği gibi Venüs’te yüzey sıcaklığı 500 derece civarında… Bu sıcaklıkta hiç bir şekilde yaşam var olamaz. Belki ektremofil denen, aşırı sıcağa dayanıklı ilkel bakteri türleri dışında… Ancak o sıcaklıkta dünyadaki bütün suyun buharlaşacağını da unutma. Su olmadan yaşam da var olamaz. Ayrıca su buharı da sera gazıdır ve dünyanın ısınmasına katkıda bulunur.

      Gezegenler milyarlarca yıl boyunca yıldızlar tarafından ısıtıldıkları için, soğumaları çok önemli… Gezegenler kızılötesi ışıma yaparak soğurlar. Bir gezegenin bu şekilde ışıma yaparak soğuması, yani enerji kaybetmesi önlenirse (ki küresel ısınma bunu önlüyor) o zaman sıcaklığın sürekli bir şekilde katlanarak artması kaçınılmaz hale geliyor. Böyle bir gezende ise yaşam imkansızdır. Venüs’ün nasıl bir yer olduğunu internette araştırırsan ne demek istediğimi anlarsın.

  2. Ben yaşamı yok edemeyiz demedim,gezegeni yok edemeyiz dedim.”Doğa” deyince madde ve enerjilerde giriyor diye biliyorum, bilmem yanılıyor muyum?Bu gezegen güneş patlamalarına,manyetik fırtınalara,doğal afetlere,Reha Muhtar’a dayanmış,bizim ürettiğimiz gazlar,plastikler ne kadar sorun yaratabilir ki?

  3. Mizahi olarak yaklaşıyorsun! Ama gerçekten baş belası tipleriz.

  4. Reha Muhtar’ı eklememeliydim.Doğa deyince yaşam mı demiş oluyoruz,aydınlat bu cahili.Baş belası olsak da gezegen bizden daha kötülerini atlattı(bence).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: