Sevan Nişanyan’ın Ceza Alması Ve Gülen’in Bedduasının Analizi

Mapıt

1. Nişanyan:

Sanırım Şirince’de kafasına göre binalar yaptığı için 4 yıl falan hapis cezası almış. Önceden de iki yıl yatmış bunun için…

Kaçak yapılaşma deyince… İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerin tamamı kaçak… Mesela benim bildiğim eski Foça öyle… Foçalı birinden bizzat dinledim, oturduğu binayı nasıl kaçak yaptığını, çevredeki kaçak binaları, bunların nasıl belediye tarafından ruhsatlandırıldığını ballandıra ballandıra anlatmıştı.

Geçenlerde bir yakınım koskoca bir beş yıldızlı oteli şikayet etmiş, otelin ruhsatsız (rüşvetsiz herhalde) olduğu anlaşıldığı için, kapattılar… Yani saymakla bitmez. Bu ülke baştan sona bir kaçak yapıdır zaten… Ona rağmen kendi naif mimari tarzını yaratıyor diye, bir Halikarnas Balıkçısı, bir Nail Çakırhan (Akyaka) örnekleri karışmızda dururken, Nişanyan’ın ceza alması trajedinin komikleşmesidir. (Nişanyan açısından tam tersi tabi.) Ulan, behey adi herifler! Mutasyona uğrayıp da insanlıktan mı çıktınız? Türkiye’de asıl kaçak yapılar bakanlara bilmem kimlere ait be! Onlara niye hapis cezası vermiyorsunuz? Sıkıyor değil mi? Ah, ulan siz var ya, ah! Bu ülkeyi yediniz bitirdiniz lan! F.Gülen Hoca’nın bedduasına uğrarsınız inşallah!

Ayrıca Nişanyan’ın yerinde olsam hapiste şöyle bir kitap yazardım: “Türkiye Cumhuriyeti Tarihinde Yaşanan Saçmalıklar, Adilikler, Zulümler, Yolsuzluklar, Çelişkiler ve Haksızlıkların Tarihi.” Tarih bilgime güvensem, ben yazardım bunu… Nişanyan’ın ceza alması olayı da bu kitaba girmeyi hak ederdi (Saçmalıklar ve Haksızlıklar Babı). Şimdi düşündüm de… böyle bir kitap yazsa bir on sene daha yerdi herhalde.

2. Gülen:

Ele almak istediğim ikinci konu, F. Gülen Hoca’nın bedduasıdır. Yok merak etmeyin siyasete girecek değilim, ben hiç sevmem siyaseti… Ben bu bedduayı başka bir yönüyle ele almak isterim: bedduanın metni, seçilen sözcükler, dil ve anlatım yönünden.

Bedduanın can alıcı kısmı izahıyla birlikte aşağıdadır:

Allah onların evlerine ateşler salsın: Açıklamaya gerek yok.

Yuvalarını yıksın: Malum, açıklamaya gerek yok. Ailenin dağılması, boşanma ile ilgili.

Birliklerini bozsun: Çok iyi bir tespit. Düşmanın birliği bozulduğu anda artık tehlike olmaktan çıkar. Demek ki düşman bir grubu yenmek istiyorsan, her şeyden önce birliklerini bozmaya çalışacaksın. Çin taktiği ya da Bizans oyunu da denir. F. Gülen’in iyi bir makyavelist strateji ve konvansiyonel savaş uzmanı olduğu buradan belli.

Duygularını sinelerinde bıraksın: Çok süper bir psikolojik savaş taktiği… Şöyle bir düşündüm, bir insana “başına şu kötülük gelsin, bu kötülük gelsin” diye beddua etmektense, kısaca “duyguların sinende kalsın” demek çok daha etkili… Çünkü başına kötü işler gelen insanın morali düzgünse, hepsini atlatabilir, hatta daha da güçlenebilir. Oysa duyguları sinesinde kalmış bir insan, zengin de olsa, ünlü de olsa mutsuzdur. Hatta belki de bir insana bundan büyük beddua edilemez diyorum. Biz buna “hevesi kursağında kalmak” deriz. Duyguları sinede kalmak, tamamlanmamış cinsel arzuları, çok yaklaşıp da bir türlü yatağa atılamayan kadınları, son anda iptal edilen konserleri vs. hatırlatıyor bana. Ruh hastalıkların kökenine inerseniz, bir çoğunun gizli kalmış güdüler yüzünden oluştuğunu görürsünüz. F. Gülen hoca, adama koyacak şeyi biliyor gerçekten.

Önlerini Kessin: Eğer burada gerçek anlamda öndeki organın kesilmesini (sünnet) kastetmiyorsa, yine kötü bir ilenmedir. Çünkü yükselmek isteyen hırslı bir insanın önünün kesilmesi kadar ona koyan bir şey yoktur. Hoca bunun farkında…

Bir şey olmaya imkan vermesin: Her insan bir şeyler olmak ister. Bu ilenç bana Maslow ve onun kendini gerçekleştirme piramidini hatırlatıyor. (Kendini gerçekleştirme teorisi…) Buna göre her insan temel ihtiyaçlarını giderdikten sonra kendini gerçekleştirmeye çalışır. Bu onun nihai amacıdır. Kendini gerçekleştirebilen insan mutludur. Hayat bir süreçtir ve kendini gerçekleştirmek temel erektir. Kimi insanın hedefi “çocuklarını evermek” kadar basit olabildiği gibi, bazı insanlar için “bir roman yazmak” bazıları için de “dünyanın anasını bellemek” kendini gerçekleştirme hedefi olabilir. F. Hoca, burada da Maslow kuramından haberli olduğunu, kendini gerçekleştiremeyen insanın asla onmayacağını gayet iyi bildiğini gösteriyor.

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

6 comments

  1. Bu Sevan Nişanyan Cengiz Çandar veya Taraf ekibi gibi ABD güdümlü yazar mı sence?Bence o da bizim gibi küçük yaşta maruz kalınan şövenist şeylerden sıkılmış ama Ermeni olması bir çeşit kuyruk acısı yaratmış,ABD de okuyunca oradaki ırkların karışımında olan millet durumu hoşuna itmiş,ABD yakını olmuş ama bu adamda bir çeşit bağlılık,vefa veya sadakat sorunu gibi bir şey var galiba,ne bilgisayar ticaretinde ne Bilgi Üniversitesinde ne Taraf Gazetesinde ne de AKP’de barınamamış.onun gibi çocuksu radikal olan Murat Belge hem Bilgi’de hem Taraf’ta barınmış,akil adam bile oldu.Çok garip biri ama yine de seviyorum,bilgi birikimden mi,radikal olduğundan mı,kendime yakın hissetiğimden mi bilmiyorum ayrıca sözlüğü ve Yanlış Cumhuriyet muazzam.Sen bu adamın kişiliğinin yapısını söktün mü kafanda.

    • Hani köylerde kasabalarda “deli” diye tabir edilen adamlar vardır, bunlar “mahallenin delisi” ya da “köyün delisi” olarak adlandırılır… Bu adamların bir kısmı zeka özürlü iken bir kısmı gerçekte çok “akıllı” hatta “aşırı akıllı” adamlardır da bir şekilde normal hayata tutunamamışlardır, ya da tutunmak istememişlerdir… Her neyse… Vizontele filmindeki Emin gibi… Bizim köyde de vardı böyle bir Bulgar göçmeni, ilginç bir adam… Bence Sevan Nişanyan, bu tip “deli” tabir edilen adamlardan… Ama onların en süperi… Çok kaliteli, birinci sınıf bir beyin…

      Bu deliler, aynı zamanda gözünü budaktan sakınmayan, aşırı cesur insanlardır… Bunu bir deyimle örnekleyebiliriz hatta: “Adamda deli cesareti var” derler ya işte böyle adamlar için söylenmiştir bu söz. Yani Sevan gibi adamlar cesurdur aynı zamanda… Yine de çok bilen çok yanılır misali, zaman zaman yanılıyor… Yazılarında apaçık şeyleri göremediği de oluyor… Ama bunlar önemli değil… Sevan Nişanyan’ın “deli”liğine ek olarak bir özelliği de aşırı gururlu, hatta kibirli olması… Kendini beğeniyor. Duruşundan belli… Kaşlar kalkık, baş geriye doğru yaslı… Vücut dili direk bunu söylüyor… Ne denli zeki olduğunu biliyor ve bunu herkese kabul ettirmekten hoşlanıyor… Bu nedenle polemiğe girmekten hiç çekinmez, hatta polemiği arar… Yenmeyi sever çünkü, kendinden emindir, çünkü sürekli okuyor ve muazzam bir hafızası var. Her neyse… İnsanları o kadar küçük görüyor ki küçük şeylerin de tehlikeli olabileceğini düşünemiyor, ya da önemsemiyor (mesela böcekler sokar adamı…) Bunlar Sevan’ın kişilik özellikleri… Casus ya da etki ajanı olup olmadığına gelince… Hiç sanmam… Böyle bir adam kimsenin hesabına çalışmaz, bu kadar basit! Bir efendiye hizmet etmez, es kaza etse bile bir süre sonra kafası bozulur, her şeyi açıklayıverir… Zaten istihbarat örgütleri böyle adamları işe almazlar. Sevan gibi adamlar kafalarına yatttığı zaman bir dava için çalışır, ama herkesin toplandığı yerde de duramazlar… O nedenle hep yalnız çalışırlar… Ayaklara düşmüş herkesin davası olmuş davalarla ilgilenmezler, sıkılırlar… Özel, az konuşulan, cesaret isteyen konularla uğraşmak isterler…

      Pire için yorgan yakarlar ama hiç bir yorganın piresi olmazlar…Böyle adamlar kimsenin hesabına çalışmaz, çalışamaz, karakterine aykırı çünkü…

  2. Bana da köyün delisi derler ama aşırı zekadan değildir,daha önce demokrasi yazısında konuştuğumuz hususlardan ötürü olmalı.Ben de onun gibi küçük yaşta söylenilenleri sorgulamıştım,”Asayla denizi böldü”,”Atamız dünyanın büyük güçleriyle savaşıp bizi kurtardı.” Bunlar bana saçma gelirdi ama aşırı inanmış görünürdüm,bilgi toplardım ve caka satardım,bir şekilde kendimi ispat etmem gerekiyordu çünkü.Hocalara bilgi konusunda kafa tutup azar yerdim.Bu adamı bu yüzden seviyorum sanıyorum.Mamafih kibrim yoktur.Bu arada aşırı cesurluk bence salaklıktır,bu dobralık veya mertlik değil patavatsızlıktır.Nerede ne konuşacağını bileceksin,nabza göre şerbet verirsen dikiş tutturursun,uzun süre olmasına gerek yok,menfaatin bitinceye kadar.
    Casus olmadığı zaten belli,ama farkında olmadan güdülmüş olamaz mı?Bu adamın benden farklı olarak Ermeni olma durumu var,tamam ben de sıkıldım ve komik buldum bazı şeyleri ama bu adam “Türk’üm,doğruyum” derken ayrı bir nefret duymuş bunlara,bana tarih dersleri tatmin etmeyen ve saçma gelirken ona atalarının nasıl “bizi” sattığı ve cezalarını aldığı şeklinde gelmiş.Farkında olmasa da bu adamda az çok milliyetçilik var,BDP’lilerin biz ezildik edebiyatı yaparken faşistliğe kaçmalarına benziyor,dikkat et İnkılap Tarihi yazılarında lafı ne yapıp edip “Ermeniler ezildi” ye bağlıyor,göze batmasın diye diğer etnik grupları da araya sıkıştırıyor.Darbeyle birlikte katmerlenip bir de asker düşmanlığı türüyor.Ama ABD’ye gidince iş değişiyor,orada ırklar çorbasını yaşıyor,hoşuna gidiyor.Yazılarında başkanlık sisteminin ne kadar işlevli olduğundan,Kemal Derviş’in getirdiği ekonomik sistemin ülkeye ne kadar katkı sağladığından,orduya yapılan cadı avında en ön saflarda yer almasından,zamanında AKP yakını olup sonradan düşman kesilmesinden kafamda bu görüş doğdu.

    • Ermenicilik yapması milliyetçi duygulardan mı kaynaklanıyor acaba? Olabilir… Her insanın içinde bulunan bir virüs bu milliyetçilik, bende var mesela, ne yalan söyleyim şimdi… Hem kürtleri de sevmediği belli, bazı yazılarından böyle bir sonuça varmıştım. Çünkü Ermenilerle Kürtler az birbirini yememiş ne de olsa…

  3. Einstein'in Kayıp Dölü

    Neden var? Milliyetçi olmak için, hele ki bu ülkede olmak için hiçbir sebep göremiyorum. Milliyetçilik bence politik teorilere girmeden pratik örneklerle çürütülmesi en kolay görüştür. Türk’ ün Türk’ ten başka dostu yoksa neden bir Türk erkeği bir Türk kızına tecavüz ediyor? Veya Almanya’ da gördüğümüz gibi tecavüze uğrayan birini kurtaran bir Türk kızı olabiliyor? Benim en iyi dört arkadaşımdan biri Çerkez kökenli, biri Kürt kökenli, biri Arap kökenli, diğeri de zenci bir Amerikalı. İstanbul’ a, Ege sahillerine bak, eğer biz hiç buralara gelmeseydik dünyanın en güzel yerlerinden sayılacaktı buralar. Hele İstanbul… O yüzden 1920′ li yıllarda İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi olurdum gibi geliyor bana… Zaten olmayanlar da başka çaresi olmadığı için olmadı mı? Wilson Prensipleri Cemiyeti’ nin kurucuları arasında Halide Edip Adıvar, İsmet İnönü gibi isimler var. Bildiğim kadarıyla Meclis’ te Amerikan mandasına karşı çıkan sadece 2 kişi vardı: Kazım (Karabekir) Paşa ve Mustafa Kemal Paşa. Karabekir’ in bakış açısı herhalde gavurun her türlüsü kötü mantığı. Mustafa Kemal’ inki ise reelpolitik zeka (yani Amerika’ nın bunu kabul etmeyeceğini bilmesi) ve bir ulusun bağımsız olmadan ileri gidemeyeceği fikri. Sonunda haklı olan Mustafa Kemal oldu. (o zamanlar) Türkiye’ yi himayesine getirerek çıkar sağlayamayacağını gören ABD bunu kabul etmedi. Ki olmadı da ne oldu? Bunları yazarken kullandığımız aletleri kim üretti? Çocuğumuzun girmesini isteyeceğimiz okulları kim kurdu ya da Türk okullarında almasını istediğimiz kültür kimin?
    İnsanlar ortak bir değerde birleşmek ve bir ideaya bağlanmak istedikleri için çeşitli görüşler meydana getirmişler. Ve daha önce bahsettiğin “gelişmiş çete” olanlar, yani krallar, beyler, generaller, başkanlar, papalar, hocaefendiler, bu görüşleri kullanarak iktidar sağladı. Ve bunlar yayıldı. Kimi demiş: “Biz aynı adama dua ediyoruz,aynı ritüeli yapıyoruz, bu bize peygamber efendimizin, x hocaefendinin, Mohaç’ta ölenlerin, Çnanakkale’de ölenerin mirası, biz biriz”; kimi demiş: “Biz aynı kandan, aynı soydan geliyoruz, dilimiz bir, kültürümüz bir, bu bize başbuğun, Ulu Önder’ in mirası, biz biriz.” ; kimi demiş: ” Biz aynı dertten muzdarip insanlarız , bizi sömürüyorlar, emeğimizin karşılığını alamıyoruz, onlar lüks bir hayat yaşarken biz sefil haldeyiz, bu bize Marx’ ın, yoldaş Lenin’ in, Karaoğlan’ ın mirası, biz biriz.”; kimi demiş” biz aynı renklere gönül verdik, aynı anda soluklarımızı tuttuk, aynı takım için ölüp ölüp dirildik, bu bize Seba başkanın, Baba Hakkı’ nın mirası, biz biriz.” … Bu örnekler çoğaltılabilir. Oysa bana göre bunlar basit bir çıkar ilişkisinden öte değil. Ama artık dünya küçük bir köy, bazı insanlar için hala bu görüşlerin bağlayıcı olması gerekiyor olabilir ama bana bunlar ters, bunlarsız pekala yaşayabiliyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: