Bırak Da Biraz Uyusun

Atatürk hakkında konuşmayı da yazmayı da sevmem. Damarımdaki muhalif kan, otoriteyi temsil eden her şeye biraz gıcık olmama neden oldu, küçüklüğümden beri böyle. Atatürk’ü de bir “temsilci, sembol, timsal, ilah, olağanüstü, üstün kişi” vs. sıfatlarla düşünmedim, düşünmek istemedim hiç. Kişisel kanıma göre, birilerini yüceltmek, tepeye çıkarmak, aslında onu öldürmekle, hatta onu reddetmekle birdir.Atatürk de böyle olsun istemezdi, eminim. Aklını kullanan, bağımsız bireyler görmek isterdi, istemişti kanımca. Yazdıklarından ve sözlerinden bunu anlamak mümkün.

İlkokul sıralarından beri, mavi gözlü, sarı saçlı diye onu öven yalaka şiirlerden hoşlanmamışımdır hiç. Öyleyken, insanların kahraman bulma, kahraman yaratma ihtiyacının da bir çeşit iç güdü, sosyal sürü hayvanı olmanın sonuçlarından biri olduğunu bildiğim için, hoş görmüşümdür.

Madem Atatürk’ü bu kadar seviyorduk, o halde neden onun uluslararası çapta bir filmini yapamadık, Gandhi’nin filmi gibi mesela… Neden onu soğukkanlı ve objektif bir biçimde ele alan, dünya çapında bir kitap yazamadık? Heykellerine bir bakın; hiç biri ona benzemez, hatta insana bile benzemez. Çarpık orantılar, iğreti bir duruş… En güzel heykellerini de Alman sanatçılar yapmıştır, ne yazık ki.

Hayran mı olacağına yoksa nefret mi edeceğine bir türlü karar verilemeyen bir lider türettik Atatürk’ten… Freud’un Odipius kompleksini bilirsiniz… Bir yandan korkulan, bir yandan hayran olunan bir baba figürüne dönüştürdük onu. Anlamaya çalışmadık, beynimizle tabi…

Ona karşı isek, var gücümüzle vurduk: Diktatör, katil, asan kesen bir tip yaptık.
Ona bağlı isek; yücelttik de yücelttik, baba, ilah, tanrı… Tıpkı eski Romalıların Sezar’a yaptıkları gibi.

Atatürk, ne her kötülüğün kaynağıydı, ne de cennet kapısının bekçisi.
Onu bir insan olarak görmeye çalıştık mı?
1920’lerde yaşasaydık ve az biraz vicdanlı bir insan olsaydık, peşinden gitmeyecek miydik?
Çanakkale’de es kaza savaşan bir er olsaydık, öl deyince ölmeyecek miydik?
O dediği için değil, öyle olması gerektiğini düşündüğümüz için, arkadaşımız, dostumuz için ölecektik. Yaşamı sevsek de, gencecik olsak da, gidip görevimizi yapmak zorunda hissedecektik kendimizi…

Savaş, böyle farklı bir psikolojidir.

Hataları olmuş muydu? Kesinlikle. Doğruları var mıydı? Kesinlikle.

Peki, biz niye orda takılıp kalıyoruz? Niye aşamıyoruz?
Bize bir ödev vermişti, “çağdaşlaşmak, Batılılaşmak.”
Bazılarına göre yanlış bir ödevdi bu, ama zamanın konjonktürü öyle gerektiriyordu. Üstelik Atatürk’ün de icadı değildi bu ödev. Osmanlı kendisi de farkındaydı, Batılılaşmak gerektiğinin…
Atatürk’ün her devrimi, Osmanlı da ya düşünülmüş, ya uygulanmaya çalışılmıştı. Ama yapamamıştı. O yaptı, eline geçen fırsatı değerlendirdi.
Niye kızıyoruz?

Diktatör müydü? Belki biraz…
Ama hangi çağda yaşıyordu? 1930’lar… 1930’larda dünyada kimler iktidardaydı, bir düşünelim: Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, Rusya’da Stalin…
Elbet konjonktürden etkilenmiştik biz de. Sade o değil, herkes… Bayraklar, milliyetçilik, izcilik, üniforma, yeni geliştirilen silahların cazibesi (tanklar, toplar, füzeler, uçaklar…) Üstelik Avrupa yeni bir denge arayışı içinde, kaynıyor, kızılca kıyamet kopmak üzere… Türkiye bundan etkilenmeyecek miydi yani?

Üniter devlet kurmuştu, diyorlar. Devletin doğru düzgün bir nüfus sayımı yapamadığı, etnik kavgaların ülkeleri çökerttiği bir çağın hemen ardından gelen bir devlet, elbet, birlik ve bütünlük arayışını üniter yapıda görecekti, ya ne sanmıştınız!

Üstelik Atatürk’e mal ettiğimiz bir çok şey, aslında ona ait değildi. Onun yalakaları tarafından, etrafındaki papağanlar tarafından ortaya atılmış mitler, efsaneler… Ya da karşıtlarının yalanları…

O görevini yapmış, yapmaya çalışmış bir insandır sadece. Devletin kurucusudur. Her devletin bir kurucusu vardır ve saygı gösterilir. Bırakın da adam rahat rahat uyusun artık.

Bana gelince, onu yazılarından ve yaptıkları işlerden tanımaya çalıştım. Karşıma çıkan kişiyi bir çok yönüyle sevdim. Güçlü bir karakter, sevmemek mümkün değil. Ama ben en çok onun sözlerinden etkilenirim. Bir çok sözün altına imzamı atabilirim. Aklı ön plana alıyor, kesesini düşünmüyor, ülkesinin insanlarını düşünüyor. Güçlü bir lider ama güç peşinde değil, sevilmek peşinde.

Ülkenin geri kalmışlığını bizzat yaşamış, insanına acımış, onu kurtarmak için eline geçen fırsatları değerlendirmiş, gerektiğinde kendi fırsatlarını kendisi yaratmış bir kişi. Osmanlı subayı… İyi yetişmiş, zamanın eksikliklerini ve sorunlarını görmüş, bu konularda kafa yormuş, çözüm üretmiş.

Sade o değildi ki… Kurtuluş Savaşı’nın çoğu kadrosu gibi bir Balkanlı. Balkanlı olmanın önemi şu… Avrupa ile doğrudan temas halindeler ve sonra doğuya gittiklerinde, aradaki farkı görüyorlar. İşte bu yüzden batılılaşmanın önemini vurguluyorlar. Selanik’teki Türklerle Yunanlıların arasındaki farkı görüyorlar. Arap ülkelerini görüyorlar. Savaşı ve onun acılarını görüyorlar. Savaşları görüyorlar ve bağımsız, batılı bir cumhuriyet kurmanın ve bir takım reformlar yapmanın gerekliliğini kavrıyorlar. İçlerinden biri de güçlü kişiliği ve taktik zekası ile ön plana çıkıyor, hepsi bu.

Kişisel olarak çok okuyan yazan biri Atatürk. Oturmuş geometri terimlerinin Türkçesini bulmuş. Böyle birisi.

Ama Mü kıtası, güneş dil teorisi gibi saçmalıklarla da uğraşmış. İhtiyarlamıştı ne yapsın. Emeklilikte bulmaca çözmek gibi bir şey bu da. Bir soruna kafayı takar, araştırırsın. Eh, ne yapalım.

Sakin ol ve oku… Dinle, karşıt görüşleri de dinle…

Artık rahat bırakalım da biraz uyusun.

Reklamlar

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

One comment

  1. Akıllı ve karizmatik olmanın yanı sıra onu o yapan pragmatist olmasıydı.Sözlerinin çoğu günlük siyasettir,bu çok belli,her kesime yaklaşmayı bilirdi,onu sindiririz kafasıyla onu destekleyenlerin hepsini kendi sindirdi,hayran olmamak mümkün mü?(kinaye veya gönderme yok sözlerimde gayet ciddiyim.)Ama İsmet İnönü de onun kadar ilginçtir,askeri başarısı çok olmasa da ikinci adam o oldu,çünkü her liderin bir yancıya ihtiyacı vardır,sosyal gruplar da bile lider ruhlu,güçlü,kibirli,zengin veya güzel görünümlünün yanında hep mülayim,ezik bir tip olur,onlar birbirini tamamlar.(İnönü’ye ezik demiyorum,varyasyon diye bir şey var di mi?)Atatürk’e laf atamayanların hepsi ona yüklenir.Yok ezanı Türkçe yapan oymuş,halbuki Atatürk zamanıydı bu;yok Atatürk’ün resmini paradan kaldırmış,27 Anayasası’na göre parada reisicumhurun resmi olurdu,tepki alınca kaldırttı;yok Kürtler’i azdırmış,falan filan.Bugün bile capslere kurban giden İsmet Paşa’dır.Severim ben onu ya.Ama oğlunu sevmem,genelde tam tersi görülür.Tamam komik adamdı,yakışıyordu makamına,iyiydi hoştu ama siyaset adamı değildi,fizikçi kalsaydı keşke,Türkiye’de sosyal demokrasinin ölmesi Baykal’dan sonra en çok katkıyı yapmış kişidir.Partisine genel olarak bakarsak,SHP ki Klasik CHP,Ecevit CHP’si,Halkçı Parti,Baykal CHP’Sİ ve Yeni CHP serisinin en başarısızıdır.(Baykal CHP’si hiçbir şey kazanamadı tamam ama en azından kazan(ama)dığını batırmadı,Nurettin Sözen,Sefa Sirmen,Murat Karayalçın fiyaskolarından söz ediyorum.)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: