Yazarlık Kursları

Yaratıcı yazarlık kurslarından anca “nasıl çok satan kitap yazarım”la ilgili bir takım tüyolar alırsınız. Fakat insana başarılı bir şekilde yazı yazdıran dinamik, ruhta, beyindedir. Yazma gücü biriktirdiğiniz kültürde, yeteneğinizde, sorun çözme pratiğinizde, farklı düşünebilme cesaretinizde, her şeyden ve hepsinden önemlisi edebiyata ve onun halesi olan kültüre duyduğunuz aşkta, sevgidedir.

Özellikle Amerika’da hareketli bir kitap piyasası var. Bir yazarın kitap yayınlatma macerası her adımı belirlenmiş ve ücrete bağlanmış bir endüstri sürecine dönüşmüş… Piyasaya çıkacak bir mal gibi, bir yazar da belli süreçlerden geçerek yetişiyor. İşin tuhafı, bu süreçlerin her bir adımı parayla satın alınabiliyor.

Kitap yazmaya karar verdiğiniz andan itibaren pek de hoş olmayan bir takım zorunluluklara doğru itilirsiniz.

Bu süreç, yazdığınız kitabı yayınlatmanın ne denli zor olduğunu anlamanızla başlar.

Bazen yazmak istersiniz ama ne yazacağınızı bilemezsiniz… Bu durum nereden ve nasıl başlayacağınızı bilmemekten kaynaklanıyor olabilir. Patlama yapacağınız bir noktaya gelinceye kadar biraz rahatlayıp çeşitli tavsiyeler almanız gerektiği inancına kapılmanız çok kolay olacaktır.

Belki de siz sadece yazar olmak istiyor, ama yazmak istemiyorsunuz. İşte o zaman yaratıcı yazarlık kurslarının ideal müşterisi olursunuz. Kurs üstüne kurs bitirirdiğiniz halde eserinize bir türlü başlayamazsınız. Aslında bilinç altınızda sizin istediğiniz de budur…

Yaratıcı yazarlık kurs süreci sonunda, eğer ortaya bir eser koyabildiyseniz, yayınlatma süreciniz başlar.

İlkin bir menajer (ajan) bulmalısınız kendinize… Onunla yaptığınız anlaşma önemlidir. Ama bu anlaşmadan çoğunlukla pek de karlı çıkmazsınız. Çok dürüst ve çok başarılı bir menajer olmalı, siz de iyi bir yazar olmalısınız…

Akabinde editörler süreci geliyor. Eserinizin kopyalarını profesyonel editörlere yollamalısınız. Bu editörler sizin kitabınızı okuyup bildirim yollarlar. Ama öyle çok ayrıntılı, çok düzeltici bir eleştiri beklemeyin. Son tahlilde onlar genel bir değerlendirme yaparar belirgin bir kaç hataya değinirler. Kitabı sizin yerinize yazacak halleri yok ya!.. Her bir editör değerlendirmesi size bir miktar paraya mal olur…

Sonunda ticari düşünmeye alışırsınız. Bu durumda tek düşündüğünüz şu olur:  “Eserim çok satacak mı? Köşeyi dönecek miyim? Hem ünlü hem zengin olacak mıyım?”

Eğer tek derdiniz buysa o zaman eserinizi risk teşkil edecek şekilde (cesurca) yazmanız mümkün değildir.

İlla ki her zaman işe yarayan stratejilere başvuracaksınız.

Okuyucuyu meraktan çatlatmak, kitabı beklenmedik bir şekilde sonlandırmak, aşk ve sekse baş vurmak, ucuz romantizm klişeleri, okuyucuya gaz vermek (her şeyi yapmak mümkün, hadi çık dışarı, ona sevdiğini söyle!).

İnsanoğlu ruhsal ve bedensel arzuların açlığı içinde yaşamaktadır. Böyle olması da çoksatar yazarların işine gelir.

Aşk, sevgi, para, sıkıcı yaşamın ötesine geçtiğiniz duygusu…

İşte bunlar çok sattıran klişelerdir.

Ülkemizde de yayıncılık anlayışı giderek Amerikan anlayışıyla çakışmaya başladı. Kitaplar işlevsizleştirildi, yazarlık çağına karşı sorumluluk duyan aydın konumunu yitirdi… Roman, bir takım olmayacak tarihi fantezilerin çatkısına indirgendi.

Al eline tarihi bir dönemi, olmayacak seks ve aşk üçgenleri kurgula, kısa cümlelerle, herkesin anlayacağı şekilde yaz. İşte sana kitap, roman!

Türkiye’de bir de para ile kitap bastırma sahtekârlığı var. Yani seni hem yazarlık kurslarında sömürüyorlar, hem de kitabını basalım diye paranızı yoluyorlar.

Bazı yazarların ise gizli kapaklı casusluk faaliyetlerinde (etki ajanlığı) yer aldığını tahmin ediyorum. Bunlar ülkeyi manipule etmek isteyenlerin etki ajanları olabilir.

Sonuçta Amerika’daki gibi büyük bir kitap sektörü yok ülkemizde, olmaz da… Amerika’da hiç olmazsa arada iyi yazarların kitapları da basılıyor… Çünkü işleyen bir endüstri var ve bu endüstri çeşitliliğe ihtiyaç duyuyor.

Oysa ülkemizde bir takım güçler, kafaları dizayn etmek için medya, kitap, TV, cemaatler gibi etkilerden faydalanıyorlar. Bunu görmemek için adamakıllı kör olmak gerek.

Eh, siz bütün bunlara kulak asmadan, klişelere dayalı, çok satması garanti edilmiş bir kitap yazdınız diyelim.

Tebrik ederiz, nihayet bir çoksatarınız oldu.

Peki neyin karşılığında?

Sizin yaptığınız, parmak kemiğinden kolye yapmak için bir balinayı avlayıp, çöpe atmak gibi bir şeydir.  (Evet, balinaların da parmak kemikleri vardır!)

Buna başarı denmez, buna duygu sömürüsü denir.

Ya da halkı kasıtlı olarak aç bırakan bir toplum yapısından çıkar sağlamak…

Hadi reset, reset!

Bize göre değil bu işler.

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: