Russell’i Okurken—3

Eski Yunan felsefesinde (Sokrates ve Platon’da) önemli iki kavram var. Bunlar:
1. Adalet Kavramı: Adalet kavramının anlamı bizdekinden biraz farklı. Eşitlik değil, herşeyin ait olduğu yerde bulunması anlamına geliyor. Russell bu kavramın doğru anlaşılmadığı taktirde Platon’un anlaşılamayacağını farketmemi sağladı.
Platon da en az değişen yada hiç değişmeyen şey adaletli (tüzünlü) kabul edilir. Yani herkes ait olduğu yerde ise ve bulunduğu yeri değiştirmiyorsa o zaman adalet var demektir.
Bir hırsız niçin cezalandırılır? Başkasına ait olanı aldığı için. Yani bir şeyi ait olması gereken yerden alıp kendine mal ettiği için. Bu tüzünsüz (adaletsiz) bir davranıştır…
Bu ilke öyle genel ve kuvvetlidir ki en yüce tanrı Zeus bile ona boyun eğer.
Doğa güçlerinin davranışını, doğadaki hareketleri de tüzün (adalet) ilkesiyle açıklar eski Yunanlılar.
Bir taş neden düşer? Yine adalet yüzünden. Çünkü taş topraktan yapılmıştır; bu yüzden ait olduğu yere doğru hareket eder. Dumanın yükselmesinin nedeni de benzer bir şekilde açıklanır. Buna göre, adalet, doğa kanunlarıyla eş anlamlı oluyor. Zaten Eski Yunan’da adalet tanrıçası olan Themis, aynı zamanda doğa kanunlarının da temsil eder.
2. Değişmezlik Düşüncesi: İyi olanı değişmeyen olarak tanımlamak yukarıda sözü edilen adalet ilkesi ile ilişkilidir. Dünya tam olarak adaletli oluduğu zaman hiç bir şeyin yeri değişmez, çünkü her şey ait olduğu yerdedir.
Buna göre değişimin varlığı, adaletsizlikle ilgili olmalıdır.
Yunan inancında ve halkın sağ duyusunda yer etmiş bir düşünce olmalıymış bu adalet kavramı.
Bu ilkeyi herhangi bir şeye uygulamak, o düşünceye bir avantaj sağlıyor olmalı. Çünkü halkın ön yargısına ve inançlarına sesleniyordu.
Aslında bu şekilde tanımlanmış bir adalet kavramı hiç de aptalca değildir.
Bu şekilde tanımlanan adaletin demokrasi ile çeliştiğini görülür. O halde Sokrates demokrasi karşıtı olduğu için öldürülmüştür… Onu çürütemiyorlardı, çünkü halk sağ duyusunda kökleşmiş olan gelenekselleşmiş ahlak kavramına hitap ediyordu.
Sokrates önemli devlet görevlerine seçimle gelinmesine tümden karşıydı ve bu karşı oluşunun altında yukarıda sözü edilen adalet duygusu yatıyordu.

Değişim kavramının bu adalet anlayışına ne denli zıt olduğunu görülüyor.

Yanlış anlamadıysam Sokrates, Platon ve Pisagor’u etkileyen Parmenides’te de benzer bir felsefe var. O değişimi yadsımıştır. Daha doğrusu bütün değişimin görünüşte olduğunu iddia etmiştir. Böyle düşünmesi de doğaldır, çünkü değişim ilkesinin adalet ilkesiyle çeliştiğini gördük.

O halde tanrının yarattığı adaletli dünyanın değişmez olması gerekirdi.

İlk Çağ Yunanistan’ında Heraklit’in değişim ilkesini ortaya koyması oldukça sarsıcı ve radikal bir yaklaşım olmalıydı.

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: