Ay’a Gerçekten Gidildi Mi?

aylı otostop çekiyor renkli

Tavşanın biri eczaneye girip:
–Sizde havuç bulunur mu? diye sormuş.
Eczacı:
–Yok, demiş.

Ertesi gün yine aynı tavşan:
–Havuç var mı?
–Yok!

Ertesi gün yine:
–Havuç var mı?
–Yok!

Dördüncü gün tavşan gene gelmiş:
–Pardon, sizde havuç var mı?
Eczacının tepesi atmış bu kez, tavşana bir yumruk çakmış:
–Yok ulan işte! Havuç mavuç yok! Defol git buradan!
Bu arada tavşanın ön dişleri de kırılmış tabi.

Ertesi gün tavşan yine kapıda belirmiş. Eczacı hayretle bağırmış:
–Ulan yine mi sen!
–Havut suyu vay mı, havut suyu?

Bu fıkradaki tavşan misali, komplo teorisyenlerine ne kadar açıklama yaparsanız yapın, ertesi gün yine tepenizde biterler:
–Ay’da bayrak niye dalgalanıyor?
–Yıldızlar niye görünmüyor?
–Dünya’dan ayrılmak için kocaman bir füze gerekirken, neden Ay’dan niye küçücük füzeyle kalkılıyor?

Şimdi de Buzz Aldrin’in komplo teorisyenine attığı meşhur yumruğu görelim:
https://www.youtube.com/watch?v=wptn5RE2I-k

Yalnız, dikkat ediniz, yumruk “siz bir korkak ve yalancısınız” dediğinde geliyor.

Komplocuların iddialarının hepsi bilimsel bir şekilde yanıtlanmışken ve dünyada bir devletin bu derece büyük bir sahteciliği hiç açık vermeden yapabilmesi imkansızken, yine de neden onca insan Ay’a gerçekten gidilmediğine inanıyorlar?

Bu soruyu kendime sık sık sorarım.

Esas olarak bunun iki nedeni olduğunu düşünüyorum:

1. 1972’den sonra aradan geçen 42 yıla rağmen Ay’a tekrar gidilmemesi,

2. Bir komplo teorisi ile ilgili şeyler okumanın insanları eğlendirmesi.

Ay’a tekrar gidilmemesi ya da Ay’da bir üs kurulmamasının mantıklı nedenleri var. Yazının sonundaki yorumlar kısmında bunlardan bahsettim; burada özetleyeyim: Çünkü Ay’a gitmek çok pahalı, tehlikeli ve oraya gitmekle elde edilecek pek fazla bir şey de yok. Amerikalıların Ay’a gitmesinin ardındaki güçlü motivasyon Soğuk Savaş döneminde SSCB ile olan rekabetti: Uzay yarışında öne geçerek, psikolojik, teknolojik ve stratejik üstünlüğü ele geçirmek istiyorlardı. O dönemde ABD, Ay’a ilk giden ülke olamazsa liderliği SSCB’ye kaptıracağından korkuyordu. SSCB’nin, 1917 devriminin 50. yılını kutlamak için 1967’de Ay’a ayak basmayı planladığı düşünülüyordu ve SSCB’nin de bu yönde adımları vardı: Ay’a insansız araçlar yollamaktaydı. Bütün bunları şu linkte bulabilirsiniz. Burada İngiltere’nin en önemli amatör astronomu olan Sir Patric Moore ile ABD’nin en önemli bilim kurgu yazarlarından biri ve sabit yörüngeli iletişim uydularının fikir babası olan Arthur C. Clark’ın (2001: Bir Uzay Macerası kitabının yazarı) 1963 yılında yaptıkları röportajı izleyebilirsiniz. ABD’nin acele etmesinin esas nedeni budur. Günümüzde Soğuk Savaş ve Uzay Yarışı sona ermiştir. İnsanlar Ay’a gittiğine göre, sırada diğer gezegenler, asteroidler ve büyük uydular kalmıştır ve bu görevler insansız araçlarla çok daha ucuza başarılabilmektedir. Linkini verdiğim röportajda Arhur C. Clarke 10 yıl içinde Ay’a insansız bir araç yollanacağını ve bundan sonra da Ay’a ayak basılacağını söylüyor. Uzay çalışmalarının geleceğini hakkında ise şöyle diyor: “İnsanlar insanlı ya da insansız araçlarla gezegen ve uyduları araştırmaya yönelecek.” Röportajda konuşulanların hemen hemen hepsi bugün gerçekleşmiştir; hem de Arhur C. Clarke’ın tahminlerinden daha hızlı biçimde. Gerçekleşmeyen tek şey insanlı Ay üssü ve Mars’a insan gönderilmesidir. Uzayda insan bulunduruyoruz gerçi: Uluslararası Uzay İstasyonunda (UUİ) sürekli insan bulunmaktadır. Ancak, bunun dışında NASA ve diğer devletler insanlı uzay uçuşlarını bırakmışlardır. Bunun nedeni teknik zorluklar ve insanlı uçuşların aşırı pahalı olmasıdır. Eğer bugün Ay’da bir üs kurulmuş olsaydı, hiç kimse komplo teorisi üretmek zorunda kalmayacaktı. Nitekim, UUİ’nda insan bulunmadığı yönünde kimsenin herhangi bir kuşkusu yoktur.

Amerika (NASA), Avrupa (ESA), Japonya (JAXA), Rusya ve Çin, uzay çalışmalarına halen devam ediyorlar. Bunlardan en aktif olanı kuşkusuz NASA’dır. Uzay teleskopları, uydulara ve asteroidlere yollanan insansız araçlar; Mars roverleri… Üstelik bu çalışmalar büyük bir başarıyla yürütülüyor. Ama bunlar sıradan insanlara ilginç gelmiyor, çünkü işin içinde kendisiyle özdeşleşebilecekleri bir uzay kaşifi yok.

Komplo teorilerinin eğlenceli olmasına gelince… Bu konuda yapacak pek bir şey yok. İnanmadığım halde ben bile komplo teoristyenlerinin iddialarını okumaktan zevk duyuyorum. Ancak, iddiaların nasıl çürütüldüğünü görmek daha büyük zevk veriyor. Yani, olaya tek yönlü bakmamak gerek; bir iddayı okuyorsanız, onun karşıtını da okumalısınız.

Komplo teorilerinin şöyle bir yararı da var: İnsana kuşku duymayı ve sorgulamayı öğretiyor. Bu da bilimsel araştırmanın temel özelliklerinden biridir. Ancak, bir görüşe saplanıp kalmamak, görüşlerimizi değiştirebilmek de aynı derecede önemli bir yetenektir.

Eğlence konusuna tekrar dönersek: Esasında, Apollo Seferlerinin ayrıntıları hakkında bir şeyler okumak ve öğrenmek, komplo teorileri kadar eğlenceli olabilmektedir. Ben, insanların Ay’a gitmesinden çok geri dönebilmelerine şaşırmışımdır her zaman.

İnsansız bir uçuşu planlamak, bu uçuşun güvenliğini ve geri dönüşünü planlamaktan çok daha kolaydır. Yolculuk sırasında insanların güvenliğini nasıl sağlayacağınıza kafa yormuyorsunuz. İnsanlı bir uçuş, çok komplike bir girişimdir. Her şeyi insana göre, onun güvenliğini sağlayacak şekilde defalarca kontrol edip, en üst kalitede iş çıkarmanız gerekir. Böyle düşününce NASA’nın başardığı işin boyutları da ortaya çıkıyor. Böylesi bir maceraya ikinci bir kez atılmak için gereken motivasyon ve mali kaynak bulunamamıştır.

Ancak Çinliler ve Amerikalılar Ay’a yeniden insan göndermeyi planlamaktadır. Tahminler doğru çıkarsa 2020 yılı cıvarında bu iki ulustan biri Ay’a yeniden gidecek, belki de orada insanlı bir üs kuracaktır.

Şimdi komplocuların iddialarına yanıt verebiliriz. Burada çok ayrıntıya girmedim, çünkü bu iddialara yanıt veren bir çok başka kaynak var. Dileyen daha derinlemesine araştırabilir.

1. Amerikan bayrağı dalgalanıyormuş gibi görünüyor, oysa Ay’da bu mümkün değil.

Yanıt: Bayrak dalgalanmıyor, onu toprağa sokmak için astronot kuvvet uygulayınca, doğal bir şekilde titreşiyor.

2. Ay’daki fotoğrafta, astronotun yüz plakasında diğer astronotu görüyoruz, ama fotoğraf çekmiyor. Ay’da iki astonot indiğine göre, fotoğrafı kim çekti?

Yanıt: Yüz plakasında görünen astronot çekti. Fotoğraf makinesi astronotun göğsündedir ve astronotlar vizörden bakmadan fotoğraf çekerler. O zamanlar LCD ekranlı fotoğraf makineleri yoktu. Astronotlar vizörden bakmadan fotoğraf çekebilmek için bu makinelere alıştırıldılar. Fotoğraf makinelerini evlerine götürmeleri ve bol bol fotoğraf çekmeleri söylenmişti, dolayısıyla bu şekilde fotoğraf çekmeye alışkındılar. Peki, niye vizör kullanılmadı? Eh, o koca başlıkla vizörden bakılamadığı için tabi, işe yaramazdı.

3. Ay’da Çekilen fotoğraflarda niye yıldız görünmüyor?

Yanıt: Görünmez. Gayet doğaldır. Yıldız ışıkları Ay yüzeyinden yansıyan ışıktan çok çok daha zayıftır. Işık ayarı Ay yüzeyine göre yapılır, o nedenle yıldızlar görünmez.

4. Ay modülü niye Ay toprağında iz bırakmadan indi?

Yanıt: Evet, Ay’a iniş böyle sessiz ve tozsuz dumansız oluyor. Modül tam yere konmadan önce itici roketler ateşlenir, dolayısıyla bu iniş böyle tüy gibi olur. Başka türlü iniş çok tehlikeli olurdu.

5. Astronotların modülden çıkış fotoğrafında giysileri aydınlık görünüyor, ama yerdeki modülün gölgesi simsiyah? Astonotun giysisini aydınlatan ışık nereden geldi? Bunlar stüdyo ışığı mıydı?

Yanıt: Hayır, o ışık çeşitli yerlerden geliyor: Ay yüzeyinden yansıyan ışık, çevreden yansıyan ışık, Dünya’dan yansıyan ışık… Peki o zaman neden yerdeki gölge siyah? Bunun iki nedeni var: birincisi, ay toprağı aslında yeni dökülmüş zift gibi siyahtır, onu beyaz görmemiz bir yanılsama, dolayısıyla Ay toprağı üzerine düşen gölge çok daha karanlık olacaktır. Astronot giysisi ise beyaz ve ışığı çok iyi yansıtıyor, siyah görünmesi imkansızdır. İkinci neden, Ay toprağının açısı dar ama astronotun açısı (fotoğraf makinesine göre) dik. Yani astronot tam karşıdan fotoğraflanırken, Ay yüzeyi epey yandan fotoğraflanıyor. Bilindiği gibi açı daraldıkça ışık şiddeti azalır.

6. Ay’da çekilen bazı fotoğraflarda garip ışık parıldamaları var, bunlar stüdyo ışığı olmalı.

Yanıt: Hayır, onlar güneşin fotoğraf makinesinde yansıması sonucu oluşan ve fotoğrafçıların gayet iyi bildiği “lens flare” denen bir olgudur.

Kaynak: http://news.nationalgeographic.com/news/2009/07/photogalleries/apollo-moon-landing-hoax-pictures/#/moon-hoax-light-flares_10055_600x450.jpg

Şimdi Ay’a gidildiğinin somut kanıtlarına bakalım:

Ay’a Bırakılan Reflektör: Astronotlar tarafından Ay’a üç tane reflektör bırakılmıştı. Reflektör (kedi gözü de denir), üzerine gelen ışığı geldiği yöne geri yansıtan özel bir çeşit aynadır. Reflektörler halen orada. Bilimadamları, bu aynaya lazer ışını yöneltiyor; ışığın bu aynadan yansıyıp geri dönmesi için geçen süreyi ölçüyorlar. Böylece Dünya-Ay uzaklığı milimetre mertebesinde ölçülebiliyor. Texas’ta bir gözlemevi yılda ortalama 240 defa bu ölçümü yapıyor. Dünya’nın herhangi yerindeki herhangi bir araştırmacı da bağımsız olarak aynı ölçümleri tekrarlayabilir. Bilimin temel özelliklerinden bazıları: bağımsızlık, nesnellik, tarafsızlık ve tekrarlanabilirliktir.

Ay’ın Dünya’dan yavaş yavaş uzaklaştığı da bu ölçümler sayesinde kanıtlandı.

Japonların Onayı: Japon Uzay Ajansı (JAXA) tarafından 2007’de aya gönderilen “Kaguya/Selene” adlı uzay aracı, ayın çok ayrıntılı incelemesini yapmış, yüzeyinin yüksek çözünürlüklü görüntülerini çekmiş, bu görüntülerden yola çıkılarak, ayın üç boyutlu modeli yapılmış. Bu model üzerinde, Apollo’nun aya indiği noktadan çektiği bir fotoğrafın nasıl görüneceği hesaplanmış. Bu görüntü ayda astronotlar tarafından çekilen gerçek fotoğrafla yanyana konduğunda, neredeyse pixel pixel çakışmakta. Soldaki Japonların ay modelinden oluşturdukları görüntü, sağdaki ise Apollo astronotlarının çektiği fotoğraf.

Rusların Onayı: Soğuk savaş sırasında ABD ile Sovyetler arasında muazzam bir uzay yarışı sürmekteydi.  Uzayda (göklerde) üstünlüğü ele geçirmek çok önemli hale gelmişti. (Aslında bu bir savaş kuralıdır, yüksekte olan daha avantajlıdır.)

Başlangıçta Ruslar Amerikalılara peş peşe gol attılar. Dünya yörüngesine ilk uyduyu yerleştirenler de (Sputnik), uzaya ilk insanı  gönderenler de Ruslardı (Yuri Gagarin). Amerikalılar, uzay yarışında çok geri kaldıklarının farkındaydılar. II. Dünya Savaşı’nda Hiroşima ve Nagazaki‘ye attıkları iki atom bombası sayesinde elde ettikleri dünya liderliği rölünü kaybetmek üzereydiler. Çünkü Sovyetler ve Çin’in de artık nükleer silahları vardı. Şimdi uzay yarışı daha da önem kazanmıştı.

Amerikalıların bu prestij kaybını telafi etmek için çok radikal bir adım atmaları gerekiyordu. Öyle bir şey yapmalıydılar ki Ruslar’ın başarıları gölgede kalsın, unutulsun. Ay’a gitmek en uygun adım olacaktı.

Ay’a gidişin zorlukları biliniyordu ve bu iş Ruslar tarafından imkansız olarak görülüyordu. Bu nedenle Amerikalılar bu işi kendilerine hedef olarak seçtiler. Kennedy meşhur konuşmasında: “Amerikalılar Ay’a gitmeye karar vermiştir. Bunu kolay bir iş olduğu için değil, bilakis, zor olduğu için yapacağız,” dedi.

Böylesi kıran kırana bir rekabet ortamında Amerikalılar sahtekarlık yapabilir miydi? Ruslar bu hileyi ortaya çıkarmazlar mıydı? Ruslar bir sahtekarlık varsa bunu ortaya çıkarmak için çok çalışmışlardır. Bir çok casusları vardı. Uzayı inceleyen güçlü teleskopları da vardı. Amerikalıların Ay’a gidişini saniye saniye izledikleri kesindir. Amerikalıları dünyaya rezil etmek için güzel bir fırsat yakalamışlardı. Sonuçta, Amerikalılar Ay’a gitmek için çok büyük yatırımlar yaptılar. 40 bin kişi bu işte görev aldı. Milyarlarca dolarlık denemeler, füzeler, araştırma istaysonları, tesisler, platformlar, havuzlar, simülatörler inşa edildi. Böylesine büyük bir sahtekarlık düşünülemez. Bu iş Hollywood’da film çekmeye benzemez. Apollo programının bütün tesisleri ve kullanılan malzeme ile araç-gereç halen müzelerde sergilenmektedir.

LRO Uydusundan Alınan Görüntüler: Aşağıdaki linkteki görüntüler Ay gözlemcisi LRO adlı uydudan alınan görüntüler. Burada Apollo 13’ün kalkış platformu ve astronotlar tarafından bırakılmış olan izler açıkça görülüyor. (2:34’ten itibaren…)

Ayrıca bu konuda bir haber de burada

Ay’daki Bayrakların Gölgesi: Günün farklı zamanlarında çekilen Ay fotoğraflarında bayrakların gölgelerindeki değişim açıkça görülüyor. Bayrakların, ayak ve tekerlek izlerinin doğrudan doğruya dünyadan görülmesi söz konusu değil. Ancak, bunların gölgeleri özellikle güneş doğup batarken uzuyor (dünyada olduğu gibi) ve teleskoplarla görülebiliyor. Eşit zaman aralıklarıyla peşpeşe çekilen fotoğraflardan bir video görüntüsü elde edildiğinde, gelen ışığın açısındaki değişim sayesinde gölgelerin hareketini izlemek mümkün oluyor.

Bu görüntüler Apollo 12 seferinin iniş yaptığı yere ait. Bayrağin ve ayak izlerinin gölgeleri açıkça gözlenebiliyor:

Yalnız bu arada Apollo 11’in bıraktığı bayrak (Ay’a ilk kez bu seferde ayak basılmıştı) ortadan kaybolmuş. Neil Armstrong, kalkış sırasında bayrağın yerinden fırlamış olabileceğini söylemiş. İlgili bağlantı burada.

Çinlilerin Onayı: Çinliler Çang-2 uydusuyla yaptıkları araştırmalar sonucunda ABD’nin Ay’a gidişinin kanıtlarını gördüklerini söylediler. Haberi:

çin_onayı

Ayrıca geçenlerde Çin Ay’a insansız iniş yaptı. İniş aracından çekilen kamera görüntülerini NASA’nınkilerle karşılaştırın, hemen hemen aynı olduğunu göreceksiniz. Yani Ay’a yaklaştıkça elde edilen görüntüler arasında hiç fark yok. Bence bundan sağlam kanıt olamaz, çünkü NASA’nın böyle bir şeyin sahtesini yapması mümkün değildir.

http://io9.com/chinas-moon-rover-snaps-a-view-of-earth-we-havent-see-1499679375

Yukarıdaki linkte bu iki uzay aracının çektiği fotoğrafları görüyoruz. Bu fotoğrafta görünen Ay yüzeyi yapısı tam olarak Amerikalıların Apollo seferlerinde çektikleri fotoğraflarla uyuşmaktadır. Amerikalıların çektiği fotoğraflarda beyaz ayarı daha iyi yapıldığı için, Ay yüzeyi ve toprak yapısı daha çok siyah beyaz iken, Çang’ın büyük ihtimalle elektronik CCD’Li kamerası daha koyu yeşil-kahverengi bir renk elde etmiştir. Ancak her durumda Ay toprağının koyu renkli olduğunu biliyoruz. (Güneş ışığını yansıtma oranı ziftinkiyle aynı, %4.) Bu beyaz dengesi farklılığı dışında, toprak yapısı ve genel görünüm aynı.

Ay’dan Getirilen Kayalar: Bir başka kanıt da Ay’dan getirilen kaya ve kum örnekleridir. Bu örnekler dünyanın çeşitli ülkelerinde araştırmacılar tarafından incelenmiş/incelenmektedir ve bugüne değin bu örneklerin Dünya kökenli olduğuna dair hiç bir kanıt bulunamamıştır. Bu kayaların ve taşların yaşı çeşitli yöntemlerle ölçülmüş ve 3,9 milyar yıl bulunmuştur. Oysa dünyadaki en yaşlı kaya 165 milyon yıllıktır. Yani Ay’dan getirilen kayaçlar Dünya’daki en yaşlı kayaçtan 23 kez daha yaşlıdır. Yerkabuğu sürekli değiştiği için (Dünya jeolojik olarak çok aktif bir kabuğa sahiptir) yaşlı kayalar dünya yüzeyinde ya hiç bulunmaz ya da çok nadir bulunur. Yer kabuğu tektonik hareketlerle, kıtaların kayması denen olgu ile sürekli yenilenmektedir. Bu nedenle dünya kökenli kayalar gençtir. Oysa Ay kökenli kayalar yaşlıdır, çünkü jeolojik olarak Ay ölü bir ortamdır.

Ay’da Yapılan Yerçekim Deneyleri: Astronotlar tarafından Ay’da bir takım yer çekimi deneyleri yapılmış ve bunların video görüntüleri kaydedilmiştir. Bunlar, bir çekiçle tüyün eşit yükseklikten bırakıldığında yere aynı anda düşmesi, bir sarkaçın hareketi gibi deneyler. Ayrıca fırlatılan cisimlerin havada çizdiği yollar da fiziksel bir kanıt oluşturuyor. Bu hareketler analiz edildiğinde yerçekim ivmesi 1,62 m/sn^2 olarak ölçülmüştür. Bunu dünyanın yerçekim ivmesi olan 9,98 m/sn^2 değeri ile karşılaştırınız. Ay’da çekilen videoların dünyanın yerçekim ivmesine eşit değer vermesi için videoların %246 oranında hızlandırılması gerekiyor. Videoların hızı bu oranda arttırıldığında astronotların hareketleri gülünç derecede hızlanıyor ve gerçek dışı görünüyor. Bu durumun tek bir açıklaması olabilir: Bu görüntüler gerçekten Ay’da çekilmiştir, Dünya’da kaydedilen videoların yavaşlatılması ile elde edilemez.

Eski Yugoslavya’nın Yardımı: Sovyet döneminde Yugoslavya’nın cumhurbaşkanı Tito döneminde gizli bir uzay programı yürüttüğü iddiaları vardır. Sovyetlerle arası bozulan Tito, gizli uzay programını 1961 Mart’ında ABD’ye satmış, aynı yılın Mayıs ayında ABD başkanı Kennedy, Amerika’nın Ay’a adam göndereceğini duyurmuştur. Bu olayla ilgili bir belgesel çekilmekteymiş, eğer finans bulabilirlerse 2014’te vizyona girecek olan belgeselin adı: “Houston, we have a problem!” Tanıtımı da aşağıda…

Ay’da çekilen fotoğraflara buradan ulaşılabiliyor.

Kaynaklar:

1. http://blogs.discovermagazine.com/badastronomy/2008/08/12/moon-hoax-why-not-use-telescopes-to-look-at-the-landers/#.U8kUcfl_vXp

2. http://www.popsci.com/blog-network/vintage-space/proof-we-landed-moon-dust?src=SOC&dom=fb

Reklamlar

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

44 comments

  1. Nasa’nın geçtiğimiz yıllarda “ayda çekilen görüntüleri kaybettik” demesi şüpheleri artırdı.

  2. Ay’da çekilen görüntülerin bir kısmının kaybolduğu doğrudur. Daha komik bir şey var ki o da sanırım sonuncu ay seferinde astronotlardan biri kamerayı Ay’da unutmuştu… Nasa’nın arşivinde binlerce fotoğraf var, siteden yayınlıyorlar. Bütün bu belgeler kamuya açıktır. İsteyen girip bakabilir. Apollo 17′nin fotoğraf arşivi burada: http://www.hq.nasa.gov/office/pao/History/alsj/a17/images17.html

    Ayrıca bu arşivde Ay seferi sırasında astronotların konuşmalarına da ulaşılabiliyor. Örneğin:
    http://www.hq.nasa.gov/office/pao/History/alsj/a17/images17.html#MagG

    Aslında Ay’a gidilmediğine dair neden bunca komplo teorisi üretiliyor, bu da ayrı bir yazı konusu olabilir. Bunun çeşitli nedenleri vardır, Ay’a gidişin gerçekten çok zor olması gibi… Ama bence temel neden 40 yıldır Ay’a gidilmemiş olması. İnsanlar şöyle düşünüyorlar: “Eh, madem 40 yıl önce Ay’a gittik, neden bir daha gitmiyoruz ki?!…” 40 yıl içinde telefon, bilgisayar, uçaklar, tıp gibi şeylerin hepsinde büyük gelişmeler yaşandı, peki neden Ay’a yolculuk konusunda bir ilerleme olmuyor?

    İnsanlar bu soruyu sormakta haklılar. Şimdiye değin Ay’da bir üs kurulmuş olmalı, düzenli olarak bu üsse seyahat edebiliyor olmalıydık…

    Dediğim gibi, bu soru haklı ve yerinde… Doğal olarak bunların gerçekleşmediğini gören insanlar Ay’a seyahatin bir uydurma, bir komplo ya da İngilizcede dendiği gibi “hoax” olduğuna inanmaya daha meyilli oluyorlar.

    Ancak Ay’a düzenli olarak seyahat edilmemesinin, ya da orda bir üs kurulamamasının birçok nedeni var. Bunlardan birincisi Ay yolculuğunun çok çok pahalı olması. İkinci neden de Sovyetler ile olan uzay yarışının bitmiş olması (soğuk savaşın sona ermesi.) Soğuk savaşın bitmesi askeri teknolojide bir yavaşlamaya neden olmuş olabilir. Özellikle de Ay’a yolculuk konusunda bunu hissediyoruz.

    İnsanlar Amerika ya da başka ülkelerin uzay çalışmalarına son verdiğini sanıyorlar. Oysa durum hiç de öyle değil. Şu an uzay çalışmaları bir nevi altın çağını yaşıyor diyebiliriz. Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS), Hubble ve birçok bilimsel uydu-robot şu an uzayda araştırmalar yapıyor. Bunlara çok örnek verebiliriz, ama en bilinenleri Mars Rover’leridir. (Sonuncusu Curiosity). Mars’a bir araç göndermek olağanüstü zor bir işlemdir, hele hele o aracı Mars’a indirmek, mucize gibi bir şey. Bunu Erzurum’dan atılan bir basketbol topunu İstanbul’daki bir potaya deliksiz sokmaya benzetebiliriz. Yine de Ay’a insan göndermek daha da zor bir girişimdir, çünkü bu görev insanları içermektedir. Alınan güvenlik önlemleri olağanüstü olmalı, ayrıca insanların doğal ihtiyaçları (tuvalet gibi mesela) karşılanmalıdır. Bu durum Ay yolculuğunu tehlikeli ve pahalı yapıyor. Apollo Ay’a insansız olarak çok daha ucuza ve kolay bir şekilde gönderilebilirdi. Kısaca, eğer Sovyetlerle askeri ve silahlanma yarışı (rekabeti) olmasaydı, Amerikalılar Ay’a insan göndermezlerdi, çünkü bilimsel anlamda bunun hiç bir mantığı yok. Ama psikolojik önemi büyük (gerek insanlık açısından gerek ABD açısından olağanüstü bir prestij kazanmalarına yol açmıştır.) Bilimsel açıdan baktığımızda bugün çok daha az paraya mal olan küçük robotik uydularla çok daha önemli araştırmalar yapılabiliyor. Uzaya gönderilen bir çok teleskop var (en meşhurları Hubble).

    Şu an uzay araştırmaları robotların alanıdır. İnsanların uzay yolculuğu hayali biraz daha bekleyecek gibi görünüyor.

  3. ozan

    Ya bırakın bu işleri japonlar çekmiş amerikanın çektiği resimle aynıymış falan filan.Amerika istediğine istediğini söyletir.O resimler gerçek değil ve asla gerçek olamaz Çünkü ayın pürüzzüs ortamında yıldız görememek imkansızdır resimlerde yıldızlar nerde?

    • Amerika Japonlara istediğini söyletemez, bunu da nereden çıkardınız. Size bir soru sormak istiyorum, Ay’a gidildiğine inanmamanızın asıl nedeni nedir? Yani sizin mantığınıza mı aykırı geldi yoksa düşündünüz düşündünüz “yok olamaz, çünkü ayda çekilen fotolarda yıldız yoktu” mu dediniz. Gerçekten merak ediyorum.

      Yıldızların görünmemesi meselesine gelince: Sizden bir deney yapmanızı rica edeceğim. Bulutsuz bir yaz gecesi balkonun ışığını yakın ve duvara yakın durun, göğe bakın, yıldızları görebilecek misiniz?

      Tabi şehirde yaşıyorsanız zaten normal şartlarda yıldızları göremezsiniz (kirlilik yüzünden). Bu deneyi havası temiz bir yerde yapın, mesela yaylada. Balkon olması şart değil, yayladaki evin kapısının önünde mutlaka bir ışık vardır, o ışığı yakıp, gök yüzüne bakın, yıldız görebilecek misiniz?

      Sonra karanlık, hiç ışığın olmadığı bir yere gidin ve tekrar gök yüzüne bakın, bu sefer kaç yıldız göreceksini?

      Ben size sonucu söyleyeyim: Birinci durumda, hiç yıldız göremeyeceksiniz (bir iki parlak yıldız hariç). İkinci durumda ise bulunduğunuz yerde göğün temizliğine bağlı olarak bir çok yıldız göreceksiniz. Hele rakımı yüksek bir yaylada iseniz, pırıl pırıl samanyolunu bile görürsünüz.

      Ay’da da durum aynıdır. Güneş ışığı ayın yüzeyini öyle şiddekli bir şekilde aydınlatıyor ki bu sert ışık fotoğraf makinesinin poz değerini arttırıyor, bu nedenle gök yüzü görünmüyor. Yani fotoğraf makinesi Ay’ın parlak yüzeyine göre kendini ayarlıyor, gök yüzüne göre değil. Eğer, Ay’da çekilen fotoğraflar Ay’ın göğüne göre ayarlansaydı, o zaman yıldızlar görünürdü, ama ayın yüzeyi görünmezdi, dağlar tepeler bembeyaz görünürdü. Bu çok basit bir olgudur ve bütün fotoğrafçılar tarafından bilinir. Böyle basit şeylere takılıp kalmayın. İnsanlar Ay’a gitmiştir, emin olabilirsiniz. Hem madem Ay görüntüleri stüdyoda çekildi, o zaman neden yıldızları unuttular, tavana üç beş lamba asarlardı, olur biterdi… Esasında o fotoğraflarda yıldızlar görünseydi, asıl o zaman bu işin sahtekarlık olduğunu düşünürdüm. Çünkü gökyüzündeki yıldızlardan gelen ışıkla Ay yüzeyinden yansıyan ışık arasında milyonlarca katlık bir fark vardır.

  4. ozan

    İnsanlar ay’a gitmiş olabilir fakat o bize anlatılan hikaye bence yanlıştır.Nedenini açıklıyım Video kayıtlarının kayboluşu kayada görülen c işareti ve fotorafların radyasyona uğramadan sağlam olması o tarihte imkansızdır.Amerika 100 yıldır entrikalar çeviriyor.Vietnamda yenilip rambo filmleriyle halkın aklını yıkadı.1 milyon asker ölücek bahanesini kullanarak japonyaya atom bombasını attı fakat amaçları sadece rusyaya gözdağı verip yeni avrupa düzeninde kendisine karşı durmasını önlemekti.11 Eylül saldırılarını anlatmama gerek yok.
    Amerika o dönemde uzay savaşını kazanmalıydı ve kazanmak için bu sahte yolu seçtiler.Ben komploculara karşı nasa’nın verdiği cevapları tatmin edici bulmuyorum ve o tarihte ay’a gidildiğine %90 inanmıyorum.Emin olamamamın tek sebebi bukadar bariz hatalar nasıl yapabildiler.Ben hala o bayrağın yaylanmadan dolayı yada titreşimden dolayı rüzgarda sallanıyormuş gibi olduğuna inanmıyorum videoda izlediğim kadarıyla pek nasanın anlattığı şekilde değil.Nasa’nın verdiği cevaplar kesinlikle ezberdir örneğin fotoraf makinası ısıya dayanıklımıdır sorusuna verdikleri cevap:Isının fotoğraf filmlerine ulaşması, ısı önleyici optik kaplama ve boyalarla sağlanmıştır.Tamam bende inandım buna.

  5. Peki, madem öyle, Sovyetler, Çin gibi ülkeler niye ABD’nin Ay’a insan göndermek olayını yalanlamadılar? Sonuçta en büyük rakipleri değil miydi ABD? Niye bu sahteciliği ortaya çıkartmadılar? Siz benim yazımı dikkatli biçimde okudunuz mu? Ya da söyle sorayım: herhangi bir yazıyı ‘gerçekten’ dikkatlı bir biçimde okuduğunuz oldu mu hiç?
    Bayrak dalgalanması, C harfi, gölgeler, radyasyon meselesi… Bunları ben yazımda konu etmedim, çünkü bunların hepsi tartışıldı ve her bir iddia tek tek (inandırıcı biçimde) çürütüldü, benim yazımın konusu pek tartışılmayan, bariz başka kanıtlardı.
    Hiroşima konusunda bir yazım: https://haberinvarmitasduvar.wordpress.com/2012/07/21/hirosima/
    Ayrıca ikinci dünya savaşında ABD’nin rolü konusunda bir yazım: https://haberinvarmitasduvar.wordpress.com/2013/02/24/hitleri-kim-durdurdu/
    Radyasyon konusundaki iddianıza da yanıt olarak ‘zararlı ışınlar’ adlı yazımın en sonunda bir yoruma yazdığım yanıtı okuyabilirsiniz: https://haberinvarmitasduvar.wordpress.com/2012/04/12/zararli-isinlar-mi-ayvayi-yedik/

  6. ozan

    Peki, madem öyle, Sovyetler, Çin gibi ülkeler niye ABD’nin Ay’a insan göndermek olayını yalanlamadılar? Bu okadar saçma bir yorumki amerikanın bugüne kadar çevirdiği entrikaları tüm ülkeler bildiği halde kimse ses çıkarmadı bunamı ses çıkarıcaklar komik olmayın.

  7. Nasıl ses çıkarmadı? Vietnam savaşı, soğuk savaş, kuba krizi?… Hiç mi yakın tarih okumadınız?

  8. ozan

    Kübadan füzelerini çeken rusya değilmiydi?Ses çıkarmaktan bahsettiğim şudur.Uzay yarışında’da rusya ses çıkarmamış değildir evet. Propagandaların ana merkezi rusyadır(bu propagandadan öteye gitmemiştir) fakat ne rusya nede başka bir ülke amerikayı doğrudan suçlayamamıştır hiçbir zaman.Sürekli tarih bilgimi sorgulamaktan vazgeçin bilgim normal türk insanı kadar fazlasını iddia etmiyorum.

  9. Ozan, lütfen konuyu biraz daha araştır. Ayrıca bu “güçlü ABD” algısı, ABD’yi güçlü yapan şeylerin başında gelir. Onu güçlü algılamak, aslında ona teslim olmaktır. Eğer, soğuk savaş olmasaydı insanlık Ay’a gitmeyecekti, her müsibetin bir de olumlu tarafı vardır, işte soğuk savaşın olumlu tarafı da bu oldu, yani bilim ve teknolojide bazı şeyler başarıldı. ABD Ay’a gitti, çünkü düşmanından korkuyordu, onu ezmek istiyordu. Şimdi gitmiyor, çünkü çok pahalı ve riskli bir girişim, getirisi de fazla değil. Uzay araştırmalarında daha ucuza yapılacak daha önemli işler var, o yüzden yeniden gidilmiyor. Ama gidilecek. Göreceksiniz 2020’ye kadar yeniden Ay’a gidileceğini sanıyorum ve öyle olacağı da söyleniyor.

    Bir çok insanın Ay’a gidişten şüphelenmesinin temel nedeni, 40 yıldır bu girişimin tekrarlanmamış olmasıdır. Ve bundan şüphelenmekte de haklıyız. Ben de şüphelendiğim için bu konuyu (oldukça) araştırmış, ve emin ol dibine kadar da kanıtları ve karşı kanıtları incelemiş biriyim. Ama gidilmediğine yönelik iddialar zayıf, gidildiğine yönelik kanıtlar ise çok fazla ve çok güçlü… Güneş balçıkla sıvanmaz, gerçeği gerçek yapan şey gerçeğin güçlü kanıtları olmasıdır. Yoksa siz şimdi dünyanın yuvarlak olmadığını da iddia edebilir ve buna yönelik bir çok kanıt gösterebilirsiniz ki böyle diyen bir kesim de var (düz dünya hipotezi diye … hala buna inanan insanlar var…) Galile de teleskopundan Jüpiter’in uydularını gördüğü zaman ona bir çok insan inanmamıştı. Ama bugün herhangi bir dürbünle bakarsan, Jüpiter’in uydularını sen de görebilirsin, üstelik bir kaç saat arayla baktığın zaman bu uyduların yer değiştirdiğini de… O halde bir zamanlar kilisenin (ve zamanın bir çok aklı selim insanının yaptığı gibi) “böyle bir şey olamaz, her şey dünyanın çevresinde döner, evrenin merkezi dünyadır” diye inatlaşmanın anlamı ne?

    Tarih vs. konularında bilgini sorgulamamın nedeni seni daha çok okumaya teşvik etmekti. Sonuçta ben bu blogu yazıyorsam, çok fazla okuduğum, insanları da buna teşvik etmek istediğim içindir. Lütfen sürüden ayrılmaya, biraz daha kritik düşünmeye çalış.

    Ay’a gidilmediğine dair, bunun bir sahtekarlık eseri olduğuna dair merakım yıllar önce küçük bir çocukken izlediğim bir Amerikan filminden dolayıydı. (belki 20 yıldan fazla oldu bu filmi izlediğim…) O gün bugündür bu konuyu araştırıyorum. Sonuç: maalesef, doğru, insanlık Ay’a gitmiştir.

  10. ozan

    Düşüncelerinize saygı duyuyorum.Amerikanın güçlü olduğunu kabul etmekten bahsetmişsiniz aslında herkez amerikanın gücünü bilse ve neler olduğunu kavrayabilse daha iyi olucak..

    Şunu kabul etmeliyizki medya ellerinde ve bize istedikleri şeyi inandırabiliyorlar.Bugüne kadar pek çok yanlış şeyi doğru olarak bize gösterdiler.Önemli olan bize anlatılan yalanların yalan olduğunu kavrayabilmek.Örneğin michael jackson insanlar tarafından cocuk tacizcisi diye bilinir.Benim bildiğim michael jackson şarkı sözlerinde amerikanın bu düzeninin yanlış olduğunu vurguladığı için(bu yüzden yasaklanan şarkısı bile var) medya tarafından karalanan bir insandir.Yaklaşık on yıl önce amerika kanadayla bir konu üzerinde tartışma yaşamıştı ozamanlar orta okul lise çağlarımda olduğum için tam hatırlayamıyorum konuyu.Bu olaydan bir kaç hafta sonra south park dizisinde kanadılıları inanılmaz aşağılayıcı ve amerika olmadan yaşamayacaklarını konu eden bir bölüm yayınlamışlardı.

    Yani amerika sizi yenmek için kafanıza bomba atmaya gerek duymuyor medyayı kullanarak sizi mahvediyor.Şimdi benim inandığım şey amerikanın bize gösterdiği ay’a gitmek hikayesinin doğu olmadığı yönündedir.İster önyargı deyin ister cahillik deyin sizin görüşünüzdür ben izlediğim videolar okuduğum yazılar sonununda bize anlatılan hikayenin gerçek olmadığına inanıyorum.Belki amerika uzay’a gitmiş olabilir fakat ilkokullarda anlatılan neil amstrong 1969 yılında ay’a ayak bastı hikayesi doğru değil.

  11. Doğru maalesef.

    Burada temel olarak anlamamış gereken şudur. Aydan gelen kayalar dünyadaki bütün bilim adamlarının incelenmesine açıktır, gizli saklı bir durum yok. Kayaların yaşı tartışma götürmez bir şekilde bunların Ay’dan geldiğini kanıtlıyor.

    Ay’daki reflektöre lazer ışını göndermek de yasak falan değil. Güçlü bir lazer ve iyi bir teleskopa sahip olan herhangi bir amatör bile bu deneyi yapabilir, yani Ay’daki reflektöre lazer gönderip geri yansıyan ışığın parıltısını görebilir, bunda da bir sorun yok.

    Bunun dışında herhangi bir ülke Ay’a insansız bir uydu gönderebilir veya indirebilir, burada bulunan ve Apollo görevlerinden kalan cihazları gözleyebilir, fotoğraflarını çekebilir, Çinlilerin ve Japonların yaptığı gibi…

    Eeee… Sıkıntı ne o zaman?

  12. ozan

    Dimi herşey bukadar basit ozaman nasa’dan şu taşları alıyımda evde bir inceliyim 😀 Allah aşkına herşey bukadar basit olsa dünya bu konuyla çalkalanırmıydı milyon tane site milyonlarca kişi bu konuyu tartışırmıydı? Gidildi gidildi diyorsunuz ama zaten nasa’nın verdiği ve kimsenin tatmin olmadığı cevapları veriyorsunuz sizin söyledikleriinizi herkez biliyor zaten çok pahalı vs vs yada taşla ilgili araştırmalar yapılmış taşı araştırdığını iddia eden zaten amerika.O para bahanesini geçin bikere ay’ı araştırdılar tatmin oldular mars’a geçtiler Curiosity kâşif robotunu yolladılar.Çinlilerin izleri gördüğüne dair ntv’den kaynak göstermişsiniz bu kaynağa göremi izler bulunmuş izleri buluyorlar fotoraflarını çekemiyolarmı akıllarına gelmiyo heralde:D

    • Ozan kardeş, seni ikna etmek için ille de Ay’a mı göndermek gerekiyor? Seni binlerce bilim adamı ikna edemiyorsa, ya senin mantık sisteminde bir arıza var ya da kanıtları gerçekten tartıp, doğruyu yanlıştan ayırmaya yetecek kadar bilgin yok. Neye ikna olmadın, neyi tam anlamadın, sor da hepsini yanıtlayayım, ikna etmeye çalışayım. Yoksa sen gözünle görmediğin şeylere inanmıyor musun? Ya da çevrende gerçekleşen bunca bilimsel-teknolojik gelişmeye kör müsün?

  13. ozan

    Tutarlı cevaplar veremiyorsunuz verdiğiniz cevaplar hep alıntı bilinen şeyler.Bunca konuşmada extra bi bilgi edinemedim sizden verdiğiniz cevaplar karşınızdakinin zekasını ve bilgisini sınamaktan başka birşey değil boşyere zaman harcamya gerek yok konuyu kapatmak en iyisi.

    • Ozan, blog yazımın ilk paragrafında ne diyor? “Ben burada herkes tarafından konuşulan konular dışında olan başka kanıtları ele alacağım diyor” öyle değil mi? Yani ben bu yazıda kendimi sınırlandırmışım, “yok bayrak niye dalgalanmıyormuş, yok şu gölge şu tarafa gidiyormuş da bu gölge niye bu tarafa gidiyormuş, yok yıldızlar niye görünmüyormuş, yok kayanın üstünde niye C harfi vamış” gibi argümanların her birini ben değil başkaları binlerce kez ve ikna edici bir biçimde çürütmüş, ben bunları geyik olarak görüyorum, bu nedenle yazımda konu etmedim. İnternet zaten bu tartışmalarla dolu. Benim yazımda pek tartışılmayan, diğer ‘bariz’ kanıtlar ele alındı. Sen beni sürekli yukardaki geyiklere çekmeye çalışıyorsun. Ama ben yine de sana “istediğini sor, cevap vereyim” diyorum sen bundan da kaçıyorsun. Senin bilimsel düşünmeye, iddiları ve karşı-iddilaları bilimsel anlamda incelemeye ve tartmaya niyetin yok ki… Sen “vaay, olum aya gidilmemiş lan, vay anasını” mantığının kölesi olmuşsun, onun dışındaki her şeye gözünü kulağını tıkamışsın. Şüphecilik değil bu, buna olsa olsa “inatçılık” denir. “Dünya kendi etrafında dönüyor” diyen Galiye’ye, “Dünya güneşin etrafında dönüyor” diyen Kopernik’e, “kıtalar hareket ediyor” diyen Alexander von Humboldt’a karşı çıkanlardan ne farkın var şimdi senin? Sürekli “beni ikna edin” diyorsun ama sana sunulan bütün bilimsel kanıtları “bunları da ABD uydurdu, kimse ABD’ye karşı gelemez” diye reddediyorsun. Eh, ne yapalım o zaman, selametle…

  14. Mehmet

    Ozana tamamen katılıyorum.. reflektör olayına gelince insansız araçlar tarafından yerleştirilmiş olabilir..

  15. oguz

    hocam bende inanmıyorum o zamanda yapılan en iyi şey bence mustang ve chevrolet ve bir bilgisayarın ne kadar büyük olduğunu az çok biliyorum ve birde düşünsenize aydan canlı yayın yapılıyo veya film canlı canlı ayın heryeri gösteriliyo tüm dünyada ve bu hala yapılamıyoken bırakın bu palavrayı mustang e bakın….

  16. Yani diyorsun ki Oğuz, Ruslar Çinliler Avrupalılar, 100 bin civarı NASA çalışanı, astronotlar, medya, hükümet hepsi iş birliği yaptı, Amerikalıların Ay’a gittiği yalanını uydurdu… Öyle mi?

  17. neil armstrong'un aya ayak basarken kalp atışları

    yorumları okudum, en hararetli tartışma ozanla olduğu için o tarafa bir değerlendirme getireyim. uzay rekabeti amerika ve sovyetler arasında olmasına rağmen(komiktir ki bunu ozan beyin kendisi de söylüyor) buna karşılık kimse(sovyetler dahil) amerika’ya laf edemiyor amerika çok güçlü. bu mu sizin teziniz? amerika çok güçlü olduğu için tüm dünyayı kandırdı. e o zaman siz her zaman xxxxxx xxxxxxx’ye razısınız. nasıl olsa amerika çok güçlü, her yaptığını meşrulaştırır kimse ona laf edemez. yani şu kadar yorumda savunduğunuz tezin sadece “amerika’ nın güçlü olması” gerçekten komik.

    şurada inanmıyorum diye yorum yapan herkesin ortak noktası da teknolojik yetersizlik. kimse açıp iki kelime okumuyor, gelmiş burada bilgi olmadan kafasına göre atıp tutuyor. ciddiye almak bile yersiz aslında.
    neymiş mustang yapsınlarmış…

    insanlık için büyük önem taşıyan bu olayda bile kıskançlık ve paranoyayla her şeyin üstünü kapamaya çalışıyorsunuz ya, size daha ne diyeyim.

  18. neil armstrong'un aya ayak basarken kalp atışları

    ayrıca şu fotoğrafa bakıp duygulanmamak elde değil.

  19. Mücahit KARAN

    “….. çevresinde yaptığı düşük yörüngeli uçuşları sayesinde, Ay’ın tozlu atmosferinden örnekler almayı başaran LADEE’nin üzerinde bulunan, Ay Tozu Deneyi (LDEX) adlı aygıt sayesinde, Ay yüzeyini kaplayan toz bulutunun tanımlanması mümkün olmuştu.
    Bilim adamları, LDEX’in, atmosfer yerine toz parçacıklarının bulunduğu Ay yüzeyindeki toz bulutlarını tanımlayan ilk aygıt olduğunu belirtiyor.” kaynak:http://haberkibris.com/nasanin-araci-aya-carpti-gorev-sona-erdi–2014-04-20.html
    Aya 40 yıl önce gidilmiş olsaydı yüzeydeki toz yapısının tanımlanması bugüne kalırmıydı sizce?

    • Evet, kalırdı. Çünkü Ay’a gidiş esasında geniş çaplı bilimsel bir deney olmasına rağmen her deney gibi Ay’a gidişin de temel bir amacı vardı ama bu Ay ‘ın tozdan atmosferini incelemek değildi. Temel amaç Ay’a insanlı bir gidişin mümkün olduğunu kanıtlamaktı. Bu amaçla Ay’da fotoğraf çekmek, Ay taşından ve toprağından örnekler almak öncelikli hale geliyordu. Başka ‘yan’ deneyler de programın bir parçasıydı ama esas amaç, dediğim gibi, insanlı Ay yolculuğunun ve geri dönüşün mümkün olduğunu tüm dünyaya kanıtlamaktı. Apollo programının da geri planında siyasi amaçları vardı, tıpkı nükleer silahların da aslında birer deney olmasının yanısıra siyasi ve askeri amaçla üretilmeleri gibi… Apollo programının siyasi amacı dünyaya Amerika’nın gücünü göstermekti. Böylece SSCB ile olan uzay yarışında üstünlük ele geçirilecekti. ABD bütün bu amaçlarına ulaşmıştır. Ne yazık ki tam olarak da bu yüzden, (yani programın başarılı olması yüzünden) bir daha aynı görevi tekrarlamamıştır. Çünkü SSCB bu yarışta havlu atmış, Ay’a insan gönderememiştir. Böylece de ABD bu yarışta kendisine yeni bir meydan okuma hissetmediği için çok pahalı ve tehlikeli olan Ay deneylerine son vermiştir. Esasında, insanların Ay’a gidişten şüphelenmesinin temel nedeni, 40 yıldır yeniden gidilememesidir. Fakat bunun altında yazımda bahsettiğim gibi bir çok başka faktörler rol oynar.

      Sorunuza dönecek olursak, Apollo görevinin amaçlarından biri Ay atmosferini incelemek olmadığı için Apollo programına bu görevi yerine getirecek donanım dahil edilmemiştir; sorunuzun yanıtı bu kadar basittir. Ay’da yapılabilecek başka deneyler de vardı, ama onlar da programa dahil edilmemiştir.

  20. bir ara bu aya gidilmediğine dair komplo teorileri benim de oldukça ilgimi çekmişti ama kabullenmemiz gerekiyor ki gittiler:).Saddam’ın elinde inanılmaz silahlar var balonu bir seneden az bir zamanda patlamışken bu balon 40 sene üfürülmez.:)…sadece 40 yılı aşkın bir süredir aya tekrar ayak basılmamış olması hakikaten enteresan ve komplo teoricilerine malzeme veriyor…belki de son seferde (apollo 18 ) büyük bir felaket yaşandı ve kamuoyundan gizlendi..
    ”kimse amerika’ya laf edemiyor” iddiaları da oldukça komik….son Ukrayna krizinde-bırakın SSCB’yi- rusya lideri Putin’ in Amerika ile nasıl da laf etmenin ötesinde restleşebildiğini soğuk savaş dönemini yaşamamış veya okumamışların da görebilmesi gerekir…
    bir de” medya ellerinde” olayına takıldım…elbette birleşik devletlerin iktidara veya devletin çıkarlarına yakın bir büyük medyası var ..ama bir Michael Moore’si de var…bir Oliver Stone’si de var…onların onda biri kadar kendi ülkesine, sistemine, iktidarına çakabilen biri yetişsin bu ülkede ve bu ölçekte sesini çıkartabilsin de görelim.. ..mümkün mü…?aydınlarının beyinlerinin ve vicdanlarının çok daha fazla denetim altına alınmış bir ülkede yaşarken ona buna laf çakmaya çabalamak da hakikaten komik…

  21. İsim Bulamadım

    Çin’in, Japonya’nın ve diğer ülkelerin de bu komploya dahil olduğunu düşünüyorum. Dünyada artık sınırlar kalmadı. Ülke sınırları dünya vatandaşlarını oyalamak için. Dünyayı yönetenler elit aileler ve örgütler. Mason localarının da faaliyet göstermediği ülke kalmadığını düşünürsek bence gayet normal. Tabii bu sadece bir düşünce. Fakat gerçekten mantıksız bulduğum olaylar da var. Aya inerken itici roketleri açıp iniliyor ise zaten tepki olarak ay yüzeyinde bi toz duman olması gerekir. Anlamadığım diğer olay ise fotoğrafların üzerindeki artı işaretlerinin, objelerin arkasına geçmiş olması.

    • Komplo teorilerinin ne kadar çok insanın ilgisini çektiğini ve ne kadar yaygınlaştığını görmek gerçekten beni şaşırtıyor. Diğer konulara gelince (iticilerin toz dumanı çıkarmaması, artı işaretlerin nesnelerin ardına geçmesi), bunlara internet ortamında cevap verilmişti, ama bir kez de ben yazayım.

      1) Ay toprağı bildiğimiz anlamda toprak değildir, güneş radyasyonu ve kozmik ışın bombardımanı altındadır. Şiddetli radyasyon Ay toprağından elektron sökerek onu iyonlaştırır. Suyun bulunmaması ve vakum koşulları, Ay toprağının iyonlaşmasını kolaylaştırır. İyonlaşan Ay toprağı Ay yüzeyine yapışır. Ayrıca Ay’da atmosfer bulunmadığından hava hareketleri de olmaz. Ay’a iniş sırasında ateşlenen ay roketleri bu yüzden Ay yüzeyinden toz kaldırmamıştır.

      2) Artı işaretinin yok olması çürütmesi en kolay iddialardan biri (hepsi öyle aslında). Öncelikle “+” işaretinin ne olduğunu söyleyelim. Bu işaret fotoğraf filmi üzerinde iz bırakması için objektifin arkasına yerleştirilmiş bir cam tarafından oluşturuluyor. Amacı, panaromik fotoğrafların daha kolay birleştirilmesini sağlamak. Sizin de fark etmiş olabileceğiniz gibi, beyaz zeminde siyah bir tel, siyah görünürken, siyah zeminde beyaz görünür. Bunun kontrastla bir ilgisi vardır. Herhangi bir zemin önünde bulunan bir nesne genellikle zeminin zıt renginde algılanır. Kimi zaman fotoğraflarda siyah “+”nın bir kısmı beyaz zeminde bir kısmı da siyah zemindedir. Beyaz zeminde siyah bir çizgi görünür ancak devamında (zemin renginin farklı olması yüzünden) beyaza dönüşebilir (zemin rengi ile ön plan renginin kontrastının yüksek olmasından dolayı). Kimi durumlarda beyaza dönüşen çizgi zeminin dokusuna karışarak kaybolabilir. Aslında kaybolmuyor ama göz algılayamıyor. Görme olayı basit fotoğrafik bir görüntünün beyne faks çekilmesinden ibaret olsaydı, hiç bir şey göremezdik. Görme bir işlemdir. Yani bir bilgi işleme sürecidir. Bu nedenle zaman zaman göz yanılgıları oluşabilir.

      • İsim Bulamadım

        Bi de bunlara bak.



        Beyaz bayrağın üzerinde siyah artı kesinlikle gözükmesi gerekirdi. Kontrast belli seviyelerdeki renkleri koyulaştırır belli seviyelerdeki renkleri de açar. O artılar da orta tonlardan çok siyaha yakın. Dolayısıyla o artıların hiç yoktan yarısının gözükmesi lazımdı. Küt olarak kesilmiş olması bana hala mantıklı gelmiyor.
        Ayrıca ayda hava olmayışı üzerinden bir tutam dahi toz kalkmayacağı anlamına gelmiyor. Çünkü mekikten çıkan gaz ay yüzeyine çarpıyor. Ayın yer çekimi fazla olmadığına göre toprağın havalanması dünyaya göre çok daha kolay. Hoş toprağın birbirini çektiğini söylüyorsun o yüzden çok bir şey farketmiyor ama aydan kalkarken tozun çıkıp da inerken çıkmaması garibime gidiyor. Tamam mekik kalkarken daha çok enerji harcıyor ve tepiyor ama inerken hiç mi tepme yok o kadar mı güçlü bu toprak?

  22. Benim de bir sorum olacak. Aya kaç kere gidilmiş şöyle bir liste buldum.

    Apollo 11, 1969, Neil Armstrong, Buzz Aldrin, Michael Collins
    Apollo 12, 1969, Charles (Pete) Conrad, Alan Bean, Richard Francis Gordon
    Apollo 14, 1971, Alan Shepard, Edgar Mitchell, Stuart Roosa
    Apollo 15, 1971, David Scott, James Irwin, Alfred Worden
    Apollo 16, 1972, John Young, Charles Duke, Thomas Mattingly
    Apollo 17, 1972, Eugene Cernan, Harrison Schmitt, Ronald Evans

    Madem o kadar inanılmaz büyük meblağlar gerekiyordu. Peki neden bu kadar kısa sürelerle sürekli gidişler olmuş ? Ekonomi bu durumda çökmüş olması gerekiyordi belki de 🙂 Birisi abartıp şöyle demişti. Konserve kutularıyla o zamanlar Ay’a gidilmiş şimdi mi gidilemeyecek diye 🙂 Gerçekten şu anki teknoloji ile eskiden olduğu kadar büyük meblağlar mı gerekiyor ? Ama size katılıyorum gidildiğine dair ortaya atılan kanıtlar bence daha tutarlı görünüyor. Dediğiniz gibi tek sebep yıllar boyunca gidilmeyince ister istemez bu teoriler üretiliyor. Belki de ilk seferi soğuk savaşı kazanmak için yapılmış bir sahtekarlıktı ama sonraki seferler ile gerçekten giderek bunu perçinlemek istemiş olabilirler. Ama 3 senede belki de onlarca başarısız deneme ile birlikte bu kadar gidilmiş olması usa’yi iflas ettirmiş olması gerekiyordu diye düşünüyorum.

    Bu arada birisi de Ayın aslında olmadığını hologram olduğuna dair iddialarda bulunuyor. Her ne kadar kanıtlarını ortaya koyamadı ise de youtube da şu kanalda tartışmaya girdi benimle 🙂 Mehmet Cetintas adında şu videonun altında benimle tartışmaya girdi. https://www.youtube.com/watch?v=ePSwkbfUrwA Çok meczup insanlar var ya 🙂

    • Hologram olayına sesli güldüm…

      Altı kere gidildiği doğrudur. Ayrıca bunda şaşılacak bir şey de yok. Aya gidilmesinin pahalı olması, hazır araçlarla gidilmesinin zor olmasından değil; zorluk, bu araçları tasarlamak, denemek, yanlışları düzeltmek için gereken Ar-Ge çalışmasının çok pahalı olmasıyla ilgili… Yoksa bir kez bir parça geliştirildi mi ondan bir tane üretmekle on tane üretmek arasında pek de fark yoktur.

      Bir örnekle açıklayayım… Örneğin, Ay’da giyilecek giysinin alt ve üst parçalarını birleştiren çember şeklindeki kilidi düşünelim. Bu kilidin aşırı derecede güvenilir olması gerekiyor. Sızdırmaz olacak, aynı zamanda astronotun hareketini engellemeyecek, defalarca giyilip çıkarılsa bile yıpranmayacak, hafif olacak, yağlama gerektirmeyecek vs. vs. gibi bir çok kriter var. Şimdi bu parça diyelim bir teknoloji şirketine ısmarlandı… Bu şirketin sorumluluğunun büyüklüğünü düşünün… Ay’da herkesin gözü önünde Neil Armstrong’un bel parçasının oksijen kaçırması yüzünden öldüğünü mesela… Berbat bir durum.

      Bu yüzden uzayda kullanılan bir matkapın fiyatı on bin dolar oluyor mesela….

      Apollo Programı sırasında on binlerce teknolojik araç gereç geliştirilmiş, patenti alınmış. Bunların pahalıya gelmesinin iki nedeni var: 1) Kullanılan malzemelerin kalitesi, 2) Ar-Ge maliyeti.

      Bir kez bunlar geliştirildikten sonra aynı parçadan altı tane yapılmasında şaşılacak bir şey yok.

      Günümüzde Ay’a gidilmesi kararlaştırılsa, bir çok ürün ve makine demode olacağı için sıfırdan geliştirilmesi gerekecek. Çünkü aynı teknolojiyi kullanamazlar, o çok riskli bir girişimdi. Bir fark yaratmaları gerekecek, 1960’ları tekrarlayamazlar. Yepyeni bir şey yapmalılar. Ayrıca Apollo programında olduğu gibi Ay’a çoğunlukla fotoğraf çekmek ve Ay toprağı getirmek için gidemezler. Daha gelişmiş deneyler yapmaları gerekir, daha gelişmiş araçlar götürmeleri ve daha çok insan tabi…

      Bütün bunlar maliyeti arttıracaktır. Üstelik 1960’lara kıyasla ABD’de nitelikli iş gücü ve nitelikli üretimin maliyeti çok artmıştır. Artık hiç bir şey ucuz değil.

      Yeniden Ay’a gidildiğinde farklı bir şey yapmaları gerekir demiştik, örneğin oraya kalıcı bir üs kurmak gibi…
      Bu ise maliyeti astronomik boyutlara fırlatıyor. Ve şu an NASA’nın buna yetecek bütçesi yok. Kongre’nin NASA’ya bütçe ayırması için bir zorunluluk olmalı, çok önemli bir neden….

      1960’larda bu neden apaçık ortadaydı, uzay yarışı vardı, SSCB’ye üstünlük çabası, göklere hakim olması isteği, kısaca göt korkusu…

      Şimdi bu yok. Rahatlar.
      Bu yüzden kongre NASA’ya zırnık koklatmıyor.

      Aslında bu bir yönden iyi de oluyor. NASA elindeki kısıtlı bütçeyi çok daha akıllıca, bilimsel ve verimli çalışmalara yönlendiriyor. Maliyeti düşürmek için kafasını çalıştırmak zorunda kalıyor.

      Roverler, insansız uzay araçları, uzay teleskopları, kuyrukluyıldız sondaları, Uluslararası Uzay İstasyonu… Bütün bunlar nispeten ucuz, kolay, hafif, maliyeti nispeten düşük ve bilimsel değeri ve önemi yüksek çalışmalardır.

      Bir de şu var ki, ABD uzay çalışmalarını yavaş yavaş özel sektöre devretmek istiyor. Bildiğim kadarıyla şu an Space-X gibi bir kaç özel şirket uzay çalışmaları yapmakta. Mesela Space-X yeniden kullanılabilir roketler üzerinde çalışmalar yapıyor.

      Kimbilir belki de gelecekte uzay çalışmaları tamamıyla özel sektöre devredilecek. Umarım soruna yeterli cevap verebilmişimdir.

      • Öncelikle yanıt için teşekkür ederim.

        Ar-Ge dediniz ama Mars’a gidilmesi planlanmıyor mu ? Demek mi Ay için çoktan beri bunun yapılmış olması gerekiyordu. Yani ortadaki Ar-Ge çoktan bitmiş olmalıydı.

        O zamanlar rusya ile soğuk savaş halindelerse neden 1 kere gidilip olayı bitirmediler ??

        Bir yerden şöyle bir alıntı yapayım.
        Elbette uzay görevlerinde robotların tercih edilmesi binlerce kez daha “mantıklıdır” ancak bence Ay’a bir kez daha insan gönderilmesinin zamanı çoktan geldi… Nedeni: Uzay araçlarında ve teknolojisinde yeni gelişmeler olmuş, yeni kamera sistemleri ve iletişim biçimleri geliştirilmiştir. Bu nedenle Ay’a yeniden insan göndermenin zamanı gelmiştir. Böylece Ay’daki o muhteşem manzarayı Nasa’nın 1960’in geri teknolojisine sahip ilkel TV kameraları yerine üç boyutlu 4K kameralarla ve her bir astronotun kaskına yerleştirilmiş GoPro’larla sanki oradaymışız gibi izleyebileceğiz, tabi içinde insan olan görüntüler, robotlu görüntülere göre binlerce kat daha etkileyici olacaktır. Ayrıca, günümüzde yapılacak herhangi bir Ay görevi internet üzerinden etkileşimli olarak canlı yayanılanabilir. Böylece insanların gerek insanlı gerekse de insansız uzay görevlerine olan ilgisi canlandırılabilir. Günümüz teknolojisi sayesinde Ay görevleri eskiye oranla çok daha hızlı, güvenli ve etkileyici bir şekilde yapılabilir. Bu görev bence çeşitli yollardan NASA’ya büyük paralar kazandırabilir. Her şeyi bir kenara bırakalım, yeni teknoloji kullanılarak yapılacak bir Ay görevi hem komplocuların çenesini kapayacak, hem de insanlığa olağanüstü bir gösteri sunarak, geleceğe olan umut ve inancımızı pekiştirecektir. Bu görev için sponsor olacak firmalar sayesinde, yeni bir Ay görevinin çok daha ucuza mal edilebileceğini tahmin ediyorum.

        Başka bir alıntı.

        – Amaç uzay yarışını kazanmaksa neden apollo 11’den sonra 5 kere daha gidildi. Tamam gittin kazandın ve bitti.
        – Yok eğer amaç bir yarışın kazanılması değil bir süreçse neden 1977 den sonra bıçak gibi kesildi proje.
        – Diğer uluslar neden aya gidilme konusunu amerika gidince rafa kaldırdılar?
        – Örneğin ayda kurulacak bir sistem ile elektronik uydulardan çok daha stabil olarak dünyaya veri aktarımı yapan bir uydu olarak kullanılabilirdi. Ya da dünya atmosferinin negatif etkileri olmayan ve uzayı daha net izlememizi sağlayan hubble alternatifi ama ayın hem aydınlık hem karanlık yüzüne konuşlandırılmış teleskoplar ile aydan neden faydalanılmıyor?

  23. Sorunuzun yanıtını vermiştim, yine sormuşsunuz.
    Gerekli çalışmalar ve alt yapı hazırken, neden bir kere gitmekle yetinesiniz? Önemli olan düşman tarafın moralini bozmak değil mi? Sürekli giderek, her defasında düşmanı demoralize edersiniz… Sonra bütçeniz biter, zaten görev başarılı olmuştur, kamuoyunun ilgisi azalır ve siz de bırakırsınız. Ama insanlığın imgeleminde “Amerikalılar Ay’a bile insan gönderiyor” algısı beton çivisi gibi çakılmıştır. İşte asıl görev budur ve başarılmıştır. Bizde bile yıllarca “eller gider Ay’a, biz gideriz yaya” sözü dillere pelesenk olmadı mı?

    Yaptığınız alıntıya gelince, yüzde yüz katıldığım bir görüştür. Ay’a ikinci kez gitmenin zamanı çoktan geldi. Sanırım 2020 civarında yeni bir Ay yolculuğu bekleyebiliriz.

    Mars olayına gelince… Bence bu imkansız ve Mars One gibi projeler de uydurma. Şu anki teknolojiyle Mars’a gitmek mümkün, ama bu yine de başarılamayacak, çünkü Mars bildiğin cehennem gibi bir yer. Oraya gittikten sonra geri dönüş çok zor. Çünkü Mars’ın çekimi aydan daha fazla, aradaki mesafenin uzunluğu (2 sene kadar sürüyor bir sefer). Ve daha burada yazmaya üşendiğim bir çok nedenden dolayı, önümüzdeki 40-50 yıl boyunca bir insanlı Mars seferi olmayacak.

  24. Bir kere gitmekle yetinmenin sebebi bütçenin çok fazla olması ve soğuk savaşın kazanılması zaten. Gerekli çalışmalar ve alt yapı hazır olsa bile başarısız sonuçların olma ihtimali ve yine de maliyetli bir durumun olmasını sadece düşmanın moralini bozmak olarak değerlendirmek bana pek geçerli bir sebep gibi görünmedi. Ama o zamanlar böyle düşünmüş olabilirler.Yanıtınız için teşekkür ederim.

  25. cenk

    Benim merak ettiğim herhangi bir platform olmadan dünyaya göre az da olsa yerçekimi ne rağmen nasıl havalandı. Teşekkür ederim

    • Bunda merak edecek bir şey yok ki… Ay’dan yeniden yörüngeye çıkmasına yetecek kadar yakıtı var. Bu yakıt ateşleniyor. Ay yörüngesine çıkmak çok da zor bir şey değil. Hem yerçekimi az, hem hava direnci sıfır, hem de taşınması gereken yük çok daha az. Bütün bunları bir araya getirin, gerekli hesapları yapın, az bir yakıtla ve kolayca havalandığını anlarsınız.

  26. OmerH

    Helal olsun çok güzel yazı yazmışsın. Artık Amerıkanların aya gittiğini kabullenememe mantığından vazgeçmemiz lazım.

  27. Artık, gerçeklere ve kanıtlara göre düşünmeyi öğrenmemiz lazım. Yoksa benim çocukken kuzenim gibi oluruz. Saçma sapan konularda iddiaya girer, her seferinde de kaybederiz.

  28. Sinan

    Aklima Ay meselesi tekrar gelince,internette yine dolasmaya basladim ve bu sitede bazi arkadaslarin tartismalarini okudum.Nacizane bendeniz de bu ise inanmiyorum.Bilimsel aciklamalari bir kenara koyup,
    Amerikalilarin dunya uzerinde yedikleri herzeleri inceleyince,kendi cikarlari icin her turlu rezilligi yaptiklari
    Anlasilir.Uzay yolculuklari tarihine bakiniz,uzaya ilk canli,ilk insan,ilk yuruyus vs… her konuda ruslar onde gidiyorlardi hatirlayin….Amerikalilar da yirtiniyordu o yillarda,kazalar ve basarisizliklar birbirini kovaliyordu.
    Daha yorungeye bir uydu tasiyacak roket bile yapamamislardi.Sonra ne olduysa Amerikalilar birkac sene icinde one gecti…ve Aya inis gerceklesti.?
    1969 li yillarda biz de elektronik ile ilgiliydik.henuz silisyum transistor yeni yapilmis,henuz mikrochip yok.
    Bilgisayar yok.daha elektron tuplu aptal veri isleme yontemleri var…RF guc transistoru bile yok,RF modulleri
    20 yil sonra ortaya cikacak.
    Amerika hayranlari bir zahmet gidip gorsunler NASA ya ve o araclarla aya gidilip gidilmeyecegine oyle karar versinler.Ben gidip gordugumde,gozlerime inanamadim,gidildi denen manyetik bantli bilgisayarlar.Baskili devre teknolojisi bile olmayan,ilkel otesi cihazlar,birak delik ici kaplama,surface mounth teknoloji,PLL
    bile olmayan,hartley osc li.telsizler vs vs…yahu bunlarla birak Aya,Newyork tan Boston a gidilmez…
    Bosuna,golge vardi,yoktu;ayak izi vardi yoktu tartismayalim.Aya inisi basaracak bilgisayar o zamanlarda
    Bir oda kadardi,ama Amerikalilar hisleri ile indilerse onu bilemem.
    Ayni olay 11 eylul de de tekrarladi.Capricorn 1 filmini bosa cekmemisler,her yolu dener bu coniler.

    Sg

    • Yazıyı gerçekten okudunuz mu? Şimdi ben size karpuzu gösterip “bakın bu karpuzdur, çünkü dışı yeşil, kokusu karpuza benziyor, içine kesip baktım, içi de aynı karpuz, bunu şuradaki pazardan satın aldım, hatta tadına bile baktım,” desem, siz “yok canım, bu karpuz olamaz, bu mevsimde karpuz imkansız aga” diye itiraz edeceksiniz.

      Bundan bir on-on beş yıl sonra Ay’da Ay modülüyle selfi çektirip altına “Sahte Ay modülüyle selfi keyfi” yazacaksınız.

      En sonunda şunu demek zorunda kalacaksınız ama: “Aga, ben Ay’a gidilemez demedim ki Amerika 1969’da gidemedi dedim.”

      Çin Ay’a uydu gönderip bakıyor, “Tamam ABD’liler Ay’a gitmiş, kanıtlarını gördük” diyor da size ne oluyor!

  29. Sinan

    Karpuz orneginden birsey anlamadim ama anladigim bir sey var,biat kulturu budur iste…
    Ne diyor Namdar ;
    Bir kapiya kul olursan her isin asan olur
    Efendinin her azari en buyuk ihsan olur.

    Siz Amerika hayranligi ile yasamaya devamedin…

    • Ya sizdeki nasıl bir kafadır? Ne biadı? Ne bilmemnesi?
      Şimdi ben Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü kabul ettim diye İtalyanlara biat mı etmiş oluyorum?
      Amerika kıtasının varlığını kabul ettim diye İspanyollara biat mı etmiş oluyorum?
      Görecelik Kuramı’nı kabul ettim diye Almanlara biat mı etmiş oluyorum?
      Fotoğraf makinesi satın aldım diye Japonlara biat mı etmiş oluyorum?
      Nasıl bir mantık var sizde arkadaş!

  30. Sinan

    Sayin Arkadas,
    Sapla samanin bu sekilde karistirilmasini sizde gordum.Rolativistik bir takim kuramlar hala tartisilirken siz kuramin tamamini kabul ediyorsunuz,Rolativite ile Quantum teorisi..arasindaki uyusmazliklar ortada iken,bilimdeki kuramlar hergecen gun yapilan baska deneylerle,tekrar tekrar sinanip uygunluk gostermesi beklenirken,siz de herseyi pesin kabul etme egilimi var…
    Aya inis ile ilgili olarak suphecilere karsi gosterilen kanitlarin hicbiri bilimsel degil,Cinliler resim cekmis,
    Ruslar bunu yapmis… Mis ile bilim olmaz.Ne kadar elektronik ve fizik bilginiz var bilemiyorum ama ben
    Uzaya kendi yaptigi transponderi gonderen bir ekibin elemani olarak,uzay kosullarindaki,zorluklari,cok iyi biliyorum,bu isler iskembeden atmakla olmaz.1969 yilinda siz aydan dunyaya data transferi bile yapamaz
    siniz,o yillarda digital elektronik sifirdi,koca bir elektron tubu bir anahtar yerine gecerdi.Bu isler analog mu yapildi.bant kayitlari kayboldu dendigine gore oyle olmali,analog sistem ile,o teknoloji ile bu is olamaz diyoruz.
    Olur derseniz ispat etmek size duser.Nasa da sistemleri gordum.o devreler uzayda calismaz,Bize maval okumayin,o sicaklik farkinda,siz termodinamik dengelerin nasil oldugundan haberiniz var mi.O zamandaki
    Teknoloji ile siz bir transistoru bile sogutamazsiniz.Ay yuzeyindeki sicaklikta,military spect bir transistoru bile Calistiramazsin,neymis fotograf makinasi sicakliga karsi izole imis,buna kargalar bile guler.Niye fotograf makinesi,Uzaya gonderilen sondalar resmi ne ile gonderiyor;resim data olarak gelir,sen burada alirsin,AY
    ekibi de data gonderseydi ya,niye gonderilmedi,teknoloji yetersizliginden mi,yoksa baskalarida data yoklugunu gormesin diye mi?eger teknolojin yetmiyor ise,biz de ayni seyi soyluyoruz.
    Siz bir seyi pesin kabul ettiginiz icin biat kulturu dedim.siz suphecilere karsi gosterilen aciklamalara,-isiklar,golgeler,ayakizleri vs…-inaniyorsaniz bu sizin inancinizdir.Biz inancla,bilimi ayiriyoruz;siz inanabilirsiniz,ama bilimsel kanitlar yeterli degil,ama siz hala mi inanmiyorsunuz diyorsunuz,ben de evet hala inanmiyorum cunku yeterli kanit yok diyorum;Siz inancinizda devam edin,ben bilimden yanayim cunku;
    inanc dogmadan,karaliktan gelir,bilim ise aydinliktan ve akildan.

    • Görecelik ile Kuantum kuramları arasında uyuşmazlık olduğu yönündeki bilginiz yanlış. Böyle bir uyuşmazlık söz konusu değil. Her iki kuram da çok başarılı kuramlar. Bilimadamları bu ikisini tek bir kuramda birleştirmeyi başaramadılar sadece. (Şimdilik.) Çünkü böyle bir işi yapmak gerçekten zor. Bazı Büyük Birleşik Kuram adayları var ama şimdilik kesinleşmiş değiller. (Mesela bunlardan biri Sicim Kuramı…)

      Anladığım kadarıyla siz elektronik meselesine takılmışsınız. 60’ların elektronik teknolojisinin Ay’a gitmek için yeterli olmadığına inanıyorsunuz. Şimdi bunun üzerinde duralım:

      Entegrelerin tarihi 1949 yılına kadar gider. Alman mühendisi Werner Jacobi (Siemens) ilk silikon diyotlu amfilikatörün patentini almıştır. Ama bu devre ticarileşmedi.

      Entegre devre fikri Geoffrey W. A. Dummer adlı bir radar mühendisi tarafından ortaya atıldı. Bu bilimadamı 1956 yılında ilk entegre devreyi üretmeye çalıştı. Ama başaramadı.

      1958 yılında Jack Kilby (Texas Instruments) tarafından 1958’de ilk defa çalışan bir entegre devre üretildi ve 1959’da patenti alındı. Entegre devrelerin ilk müşterisi Amerikan Hava Kuvvetleri’ydi. (Kilby entegre devrenin gelişimine katkılarından dolayı 2000 yılında Nobel aldı.)

      Kilby’den altı ay sonra Noyce (Fairchild Semiconductor) tarafından silikon tabanlı entegre devre geliştirildi (Kilby’ninki germanyum tabanlıydı.) p-n diyotları da bu sırada geliştirildi.

      CMOS ve CPU’lara giden yolu açan da yine Fairchild Semiconductor şirketidir.

      1968 yılında bir entegre devreye 500 tane transistör sığdırılabiliyordu.

      İnsanlar 1969’da Ay’a ayak basmıştır. Yani o tarihe kadar basit düzeyde de olsa silikon transistör tabanlı entegre devreler çoktan piyasadaydı.

      Şimdi Wikipedia’dan aldığım bir cümleyi aynen buraya yazıyorum: “By 1963, Apollo was using 60 percent of the United States’ production of ICs.”

      Bu cümlenin çevirisi aynen şu: “1963 yılına kadar Appollo programı Amerika’nın entegre devre üretiminin yüzde 60’ını kullanıyordu.” Yani NASA üretilen entegrelerin en büyük müşterisiydi. Neden? Çünkü insanları Ay’a göndermek için güvenilir bir teknolojiye ihtiyaç vardı da ondan.

      Ben Selanik Bilim ve Teknoloji Müzesi’nde Ay’a gönderilen kütle spektrometresinin bir kopyasını görmüştüm. Hiç de öyle dandik bir şeye benzemiyordu. Küçücük bir cihazın içine kocaman laboratuvarı sığdırmışlar. Öyle lambalı falan bir model olsaydı devasa bir şey olurdu. Küçücük, el kadar bir cihazdı. Hatta fotoğrafını çekmiştim, bulursam buraya koyacağım.

  31. Sinan

    Sizin internetten bulup yazdiklariniz teorik bilgileri, ben bizzat kullanarak hepsini kendim yasadim.De Forest ‘e yetisemedim Ama, germanyum transistor ve vacum tuplerini kullanarak onlarca devre yaptim,o yillar Galen
    Dedektor yillari idi.Sizin muzede ne gordugunuzu bilemem,ama bu kadar merakli iseniz,bir zahmet Amerikaya kadar uzanip gorun,zaten yapilan sovu gorunce anlarsiniz.uzay da isler cok farklidir,dunya uzerinde cok mukemmel ve teknolojik gordugunuz birsey orada calismaz.Ben hangi entegrenin hangi yil yapildigini cok iyi biliyorum.cunku biz bunlari zaman icinde kullandik ve yasayarak ogrendik.Burada onemli olan Apollo programini % kac entegre kullandigi degil,hangi entegrelerin oldugu,bakin ilk PLL entegresi 1969 da yapildi.belki de prototipini kullanmislardir!..Faz kilitli halka olmadan bir telsiz iletisimini uzayda ve sicaklik degisimlerinin oldugu yerde yapamazsiniz ,Ama bu Amerikalilar kristal osilatorlu bir Collins ile de iletisim saglamislardir kim bilir,biz yaptik oldu,ister inan,ister inanma….Sonuc olarak bu tartismalar Amerikanin emperyal yalanci ve cikarci bir ulke olmasinin verdigi guvensizlikten kaynaklaniyor,ayni konu 11 Eylul icin de soz konusu,kaldiki burada cok daha fazla hata yapmislar.Ben daha ilk goruntude,binanin yikilis modellemesi
    ne bakarak,duzmece oldugunu anladim,baska seye bakmaya gerek yok,bektasinin sarap hikayesi gibi…
    Ozetle;ay meselesi bana pek inandirici gelmiyor,keske inansam,burada suphe yaratan pek cok sey daha var.
    Istatiksel olarak baktiginizda ,pespese gelen olumsuzluklar ve pespese gelen ay yolculuklari basarilari,araya sokusturulan Apollo 13 masali vs…Rolativite ve Quantum meselesine gelince,bu konuya giremeyecegim cunku is cok uzayacak.Ama bir sey var ki;Biz 1905 e kadar Newton fizigini tek saniyorduk,eh bir 300 yil daha bekleyelim bakalim,neler degisecek gorelim,bu ucu acik bir alan,bu alanda mutlak dogru diyemazsin,ertesi gun baska birsey cikar,Rieman geometrisi Oklit ten yuzyillar sonra cikti.Standart modelciler,sicimciler,super
    Simetriciler vs…vs…bunun sonu yok,eger ki biri bir gun herseyin teorisi diye oyle mukemmel bir denklem ortaya koyar ki,vay canina herseyi aciklar,bu da Faraday gibi bir deneyci ile Maxwell gibi bir matematikci nin arasindaki cap farki gibi birinin yeniden ortaya cikmasini bekliyor dur belkide…

    SON

    • Belli ki sizin sandığınız gibi değilmiş. NASA o zaman da uzayda çalışabilecek telsizler vs. yapabiliyormuş. Ruslar da yapabiliyordu. Çünkü arkalarında devlet var, amatör projeler değil bunlar. Her neyse…

      Siz belli ki elektronikte uzmansınız. Ben de kendi çapımda bir kaç konuda uzman sayılırım. Fizik ve matematik konularında da epey bir bilgim vardır.

      Video ve fotoğraf konularında oldukça bilgim vardır. Yani profesyonelce uğraşmasam bile, amatör olarak yıllarımı verdiğim konulardır bunlar. Çok iyi photoshop, adobe after effects, adobe premiere bilirim. Kendim kısa filmler çektim, hatta önemli bir festivalde finale kalmış eserim vardır. Bunları geçelim, bunları sadece bu işlerden biraz anladığımı belirtmek için söylüyorum. Çocukluğumdan beri de film efektleri konusuna meraklıyımdır.

      Yani kısaca sahte görüntüyü gerçeğinden ayırma konusunda çok eğitimli bir gözüm vardır.

      Apollo seyahatlerinin videolarını, Ay’da çekilen fotoğrafları ve yolculuk sırasında çekilen fotoğrafların çoğunu teker teker, çok dikkatli bir şekilde ve defaaten incelemişimdir. Size şunu söyleyebilirim. Görüntüler tamamen otantik.

      Görüntüler öylesine otantik ki biri çıkıp da “Ay’a gidilmedi” dendiği zaman gerçekten çok gülesim geliyor. Hiç bir sinema teknolojisi (hele de 1960’larda) bu derece otantik görüntü üretemez. Şimdi bile bunu başarmak çok zor. Ortaokul çocukları bile animasyon sahnelerini derhal fark ediyor.

      Görüntü ve videolar arasında müthiş bir tutarlılık, otantiklik ve asla taklit edilebeyecek yönler var. Ben Ay’a gidildiğini sadece bu görüntülere bakarak bile söyleyebilirdim rahatlıkla.

      Ama konunun her yönünü araştırdım. Sayenizde elektronik konusuna da bakmış oldum. Biraz daha bu konuyu araştıracağım.

      Zaten önümüzdeki 20 yıl içinde Ay’a ticari uçuşlar başlayacak diyorum. Hatta şöyle bir şey de bekliyorum. Şimdi nasıl yörüngeye kişisel uydular gönderiliyor (yumruk büyüklüğünde küçük uydular), yirmi yıl sonra üniversiteler vs. Ay’a kendi minik uydularını, roverlarını ve drone’larını gönderebilecek. O zaman şüpheciler Apollo’ların iniş bölgelerine kendi dronlarını gönderip, fotoğraf çekebilecekler. Buna gerçekten inanıyorum.

      Bir de şu olay var. ABD yalnız değildi, Rusya ve Çin gibi süpergüç rakipleri vardı. Onlar enayi miydi? ABD’nin her adımını teleskop ve uydularla takip ettiler, kanıtları incelediler. Bu devletler muhtelif vesilelerle Apollo programının otantikliğini onaylamışlardır.

      Yazımın başında da belirttiğim gibi, insanlar Ay’a gidiş olayından şüpheleniyorlar çünkü 40 yıldır Ay’a tekrar gidilmedi. Şüphelerin asıl kaynağı budur. Yoksa kimse Mars’a rover gönderildiğinden ya da yörüngede uluslar arası bir istasyon bulundurulduğundan falan şüphelenmiyor.

      Oysa Mars’a rover göndermek de gerçekten çok çok zor bir iştir mesela.

      Konuyu burada kapatmak istediğini anlıyorum, iyi günler diliyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: