Hiroşima

Doğada Uranyumun en bol bulunan şekli yarı ömrü 4,5 milyar yıl olan Uranyum-238’dir. Her 4,5 milyar yılda bir dünyadaki Uranyum’un yarısı kendiliğinden bozularak kurşuna dönüşür. Dünya ilk oluştuğundan bugüne yer kabuğundaki Uranyum’un yarısı kimseye zarar vermeden yavaşça bozunmuştur. Uranyumun doğal bozunumu yerin içinin sıcak kalmasına yardımcı olarak yer kabuğunun tazelenmesini sağlayacak şekilde kıtaların kaymasına yardım etmektedir.

Doğal Uranyum cevherinin az bir kısmı hızlı biçimde bozunan, yarı ömrü çok az olan Uranyum-235’tir. Uranyum-235 bozulurken nötron denen hızlı ve enerjik parçacıklar çıkarır. Nötronlar başka Uranyum atomlarına çarparak onların bozunmasını tetiklerler. Eğer bir Uranyum kütlesinde çok fazla Uranyum-235 varsa bunun çıkardığı nötronlar zincirleme bir reaksiyona neden olabilir. Böyle bir olaya termonükleer tepkime, patlayan kütleye de atom bombası denir.

Termonükleer tepkimenin mekanizması burada anlattığımızdan elbette çok daha karmaşıktır. İnsanoğlu bu karmaşık olayın doğasını anlamayı ve çözümlemeyi başarmıştır.

Bütün bunlar Hitler’in Polonya’yı işgal ettiği zamana denk gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı başlamak üzeredir. Almanların da termonükleer bomba üzerinde çalıştıkları bilinmektedir.

Bir atom bombası yapılabileceği anlaşıldıktan sonra böylesi bir gücün Hitler’in eline geçebileceğinden endişe duyulmuştur.

Yahudi olduğu için Almanya’dan kaçmak zorunda kalan Einstein ABD’ye sığınmış ve bombanın yapımı ve yol açabileceği tehlikeler hakkında ABD başkanına kısa bir mektup yazmıştır. Belki de böylece tarihsel bir sorumluluktan kurtulmak istemiş olabilir.

ABD atom bombasının yapımı için bir çok bilim adamını bir araya getirerek kısa zamanda da bombayı yapmayı başarmıştır.

Yapılan bu bombanın denenmesi gerekiyordu. Bunun için zaten yenileceği belli olan Japonya seçilmiştir.

Burada Alfred Hitchkok’un sinema üzerine söylediği bir söz aklımıza geliyor: “Filmin başında bir silah gösterirseniz o silahı mutlaka ateşlemek zorundasınız.”

Silah gösterilmiştir.

Her ne kadar silahın gücü çöldeki denemelerden anlaşılmış olsa da silahın korkunçluğunun bütün Dünyanın beynine kazınması için tarihi bir şov gerekmektedir.

Bahane de hazırdır. Japonya teslim olmamakta, inat etmektedir.

Eh, sonunda biri Hiroşima’ya biri de Nagazaki’ye olmak üzere iki bomba atılmıştır.

Atılan bombanın adları: Little Boy yani Küçük Oğlan ve Fat Man yani Şişko Adam… (Süper bir espri anlayışı…)

Sonuç itibariyle bombalar 200 binden fazla insanı öldürmüştür. Bu insanların bir kısmı doğrudan doğruya buharlaşmış ya da erimiş, bir kısmı yanıp kül olmuş,  bir kısmı da kansere yakalanmıştır. İlk anda patlamadan sağ kurtulabilenler de ya kör olmuşlar ya da radyasyon hastalığı yüzünden etleri dökülerek ölmüşlerdir. Patlamadan yıllar sonra bile bomba yüzünden insanlar kanser olmaya ve kadınlar sakat doğum yapmaya devam etmişlerdir. Halen de Hiroşima yüzünden sakat doğumlar gerçekleşmektedir.

Bombaların bir başka sonucu da dünya çapında bir nükleer silahlanma yarışı başlatmasıdır. 90’lı yıllara kadar çocuklar Üçüncü Dünya Savaşı çıkacak korkusuyla yaşamak zorunda kalmışlardır. Ayrıca yüz binlerce nükleer başlık başa bela olmuş ve halen de olmaya devam etmektedir.

Bombalar zaten sona ermek üzere olan İkinci Dünya Savaşını kesin olarak sona erdirmiştir. Japonya kayıtsız şartsız teslim olmuş, Amerikalılar Japonya’ya girerek, Japon anayasasını kafalarına göre yeniden yazmışlardır.

Bu arada İkinci Dünya Savaşı’nda 20 milyon Rus ve 9 milyon Alman ölmüştür. Buna karşılık sadece 450 bin Amerikalı hayatını kaybetmiştir. Yani savaş gerçek anlamda Almanya-Rusya arasında gerçekleşmiş sayılır. Almanları asıl durduran Ruslar olmuştur. ABD ise elindeki büyük gücü dünyaya gösterdiği için süpergüce dönüşmüştür.

İkinci Dünya Savaşı sonucunda ABD, Alman anayasasını da kafasına göre yazmıştır. Bu işler zorbalıkla, yani bombanın sayesinde gerçekleşmiştir.

Neyse ki daha sonra karşısına Rusya ve Çin çıkmıştır da biraz denge sağlanmıştır.

Günümüzde de durum pek farklı değildir. ABD’nin kontrolsüz gücünü yine aynı ülkeler dengelemektedir.

Hiroşima kurbanlarının fotoğrafları aşağıdaki linktedir, ancak bu fotoğrafları görmeni tavsiye etmem.

Resimler burada. Ama dikkatli olun!

Bu da bombayı geliştiren dangalakların nükleer denemelerinden biri:

Aşağıda tarihçi Howard Zinn’in “bombayı atarak savaşı çabucak bitirmekle ABD aslında bir sürü hayat kurtardı” diyenlere yanıtı yer alıyor.

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

19 comments

  1. Hümanizm de misantropi kadar saçma bence.Almanya,Japonya kazansaydı şöyle olurdu,şöyle olsaydı Rusya kazanırdı,iyi ki ABD kazandı gibi varsayımlar yapmak tarih incelemenin dışında olduğu için bunlara girmeyeceğim zira kim ne dese yanılmış olur.Kinayeli dilinden ABD’nin politikasına karşı olduğun aşikar.Ama savaş bir doğa kuralıdır,onun nasıl olacağını günün koşulları belirler,en akıllı ve güçlü olan kazanır,Rusya’nın insan gücü kazanmasından çok kaybetmemesine yol açtı demek daha doğru olur(coğrafyanın etkisi de var tabii).En çok aklını kullanan ABD oldu,ilk bombayı o attı,halkını fazla öldürmeden işi halletti,sonra da mis gibi progandasını yaptı.Bugün kullandığımız bilgisayarlar,izlediğimiz filmler ABD ‘nin rekabete ve özgürlüğe dayalı dahice ekonomik sistemi sayesinde.O yüzden benim eleştirdiğim bir şey yok.

  2. Ölen sivillerin resimlerine baktıktan sonra yazsaydın keşke bu yorumu…

  3. O fotoğrafları çok önce görmüştüm.Belki ben çok zalimim,belki sen çok insancılsın ama bu savaşın kaçınılmaz sonucu,ABD olmasa Japonya bunu yapacaktı,hem Çin’de onlarda katliam yaptı,boyutunun ne kadar ağır olduğu önemsiz sonuç olarak yaptılar.Almanya da,Rusya’da insan öldürdüler,hem de korkunç şekillerde,bu iş başka türlü olmaz,doğal seçilim diye bir şey var,birilerinin ölmesi gerek,o da başarısız olan olacak,senin yapacağın ölen tarafta olmamaya çalışmak.Ben kimsenini katliamını meşrulaştırmaya çalışmıyorum.Ara ara savaşlar iyidir,uzun süreli barış ortamı rahatsız edici ve sıkıcıdır,gelişimi durdurur,Osmanlı’nın altın çağı en çok insan öldürdüğü,en çok savaş yaptığı yıllardı.Dersen ki savaşta sen,ailen falan ölürse böyle konuşabilir misin diye,ona cevabım da şudur ki,eğer biri başarısız olmuşsa hak etmiştir,eğer savaşta ben ölmüş isem,desteklediğim taraf kaybetmişse bunun sebebi benim veya tarafımın güçsüz olması,aklını kullanamaması,gerekli yerde gerekli stratejiyi yapamaması,pragmatist davranamamasıdır.Ama ne şekilde olacağı şansa bağlı,gaz odası mı,atom bombası mı,vurulmak mı artık ne çıkarsa bahtına.Diyorsan ki ben bunları biliyorum,kabul ediyorum ama komple karşıyım,John Lennon’ı dirilt yanına al kendinize yer altında bir sığınak yapın,yemek stoklayın falan filan…(Alaycı dilim seni rahatsız etmiyor umarım)

  4. On sene sonra böyle düşünmeyeceksin.

  5. “Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak”.Ben de 11 yaşındaydım ve 9.sınıfa gidiyordum zaten,tövbe tövbe.Tahmin ediyorum kafanda bilgisayarda savaş oyunu oynamayı sevip savaş meraklısı olan bir çocuk portresi çizdin,kırk yılın başında muhabbet edilecek düzgün bir adam çıktı diyordum o da ciddiye almadı beni.

  6. İyi de 15-25, hadi bilemedin 15-30 yaş arası herkes böyle düşünür. Sonra evlenir çoluk çocuğa karışır, sonra aynı şeylerin kendinin, ya da çocuğunun başına geldiğini düşündükçe korkmaya başlar, ömür azaldıkça, hayatın değeri artar, giderek her hayatın değerli olduğu, savaşların anlamsız olduğu düşüncesi, bir düşünce olmaktan çıkar, acı veren bir gerçek haline gelmeye başlar, kendi yüreğinde başkalarının acısını duymaya başlar… Sanki genç ken biz farklı mıydık? Uzaktan davulun sesi hoş gelir, kendini bir savaş meydanında bulsaydın ne demek istediğimi anlardın. Hearts and Minds, diye (yanlış hatırlamıyorsam) bir belgesel izlemiştim (Oskarlı). Vietnam savaşıyla ilgiliydi. Orada Vietnamda Napalm bombaları atan bir bombardıman uçağının pilotunu konuşturmuşlar. “Bizim için sadece küçük bir hedeftiler, bombalayın diyorlar, haritada işaretliyorlardı, biz de gidip bombalıyorduk. Ne ölenleri görüyorduk, ne de attığımız bombaların yarattığı yıkımı… Umurumuzda da değildi… Savaştı bu…” Sonra belgeselci soruyor: “Peki, bir başkası aynı şeyi size yapsa, ne hissederdiniz?” Adam ağlamaya başlıyor: “Benim çocuklarımın ve ailemin başına böyle bir şey gelmesini düşünmek bile bana acı veriyor.” Sonra konuşamıyor uzunca bir süre. Vietnam’da 50 bin ABD askeri ölmüş, 50 bin asker de savaştan döndükten sonra bunalıma girip intihar etmiştir. Neden acaba? Seni ciddiye almadığım için mi?

  7. Benim bu düşüncelerim bunun başıma gelmesini istediğim,gelirse de üzülmeyeceğim anlamına gelmiyor ki.Ben kafasına bomba yiyen değil,bombayı atan veya atılmayan taraf olmaktan yanayım,bir ülke kafama bomba atarsa tabii ki karşı çıkacağım,çünkü orada aktif bir zarar var,nesnel bakamam ama kafasına bomba yememiş bir tarafsam nesnel bakabilirim.Her tartışmada rast geldiğim çocuk argümanına gelirsek,sanki generallerin,siyasetçilerin,iş adamlarının çocukları yok mu?Çocuğunu savaşlarda kaybetmiş bir sürü figür var,Vanderbilt,Marx,Stalin,Troçki,Mao…Hayatın değeri gibi mantıksız bir şeyi baştan çöpe at zaten,Bencillik kokan bir düşünce,hayat değil kendin değerlisin,yediğin tavuklar,giydiğin koyunlar,avladığın geyikler,ilaçladığın haşereler,aldırdığın tümörler,temizlediğin kasık biti,bu hayatlar ne alemde?Binaenaleyh herkes senin gibi sevgi pıtırcığı olmak zorunda değil ama senin gibilere de insanlık muhtaç,çünkü savaş kadar barış da doğal bir gerçek.Barış zamanı gitarın başına birinin geçmesi gerekiyor,ama savaş zamanı da kendi insanının kurtulması için düğmeye basabilecek bir savunma bakanı müşteşarına da ihtiyacı var,o da senin gibilerden olmaz.Tabii akıllı ulus kendini savaşa sokmaz,dışarıdan kazanç elde etmeye bakar veya hiç bulaşmamaya,ayrıca ben haydi savaş olsun taş da taşırım giderim canımı veririm demiyorum,ki savaşın illa füzeli dünya savaşı olması da gerekmiyor,kalemle de savaş olur.Gezi Parkı da bir savaştır,özgürlüğünü alana karşı bir savaştır.Mamafih ben bu durumdan memnun değilim,keşke böyle bir dünya olmasa ama yapacak bir şey yok,sen ABD’yi yok et,savaşı önlemeye çalış,baskıyı,mutsuzluğu yok etmeye çalış,sadece isimlerini değiştirebilirsin,kökeni aynı kalır.Gecikme nedenim bir vecize vardı onun özgün halini aradım ama yazının içine koymadım çünkü sonradan alakasız olduğunu fark ettim,vecize ise G.K. Chesterton’a ait :”The true soldier fights not because he hates what is in front of him, but because he loves what is behind him.”

  8. Benim sevgi pıtırcığı olduğumu da nerden çıkardın? Ben çoğu zaman “duygusuz” olarak tanımlanan bir insanım. Beynimi kullanarak ABD gibi ülkelerden nefret ettim ben.

  9. Koca yazıya göt kadar bir cevap gelince ne desem bilemedim.

  10. Boş ver… Anlarsın zamanla!🙂

  11. Sevan Nişanyan taktiği,göt gibi konuşana göt gibi cevap ver.Ama ben göt gibi konuşmayı seviyorum,cevap verilmeyi değil,o yüzden bu konuşmayı bırakıyorum artık,bunu herkese yaparım,kardeşlerime bile,eğer fikrim sorulduysa söylerim ve tartışırım,eğer fikrime değer verilmediyse susarım(dikkat et çoğu yoruma cevap vermeye tenezzül etmiyorsun,ben de uzatmıyorum,çoğu yerde cevap ver lan öküz falan dediklerine şahit oldum) ama göt gibi konuşmamdan sonra kibarlık veya sert tepkiler gelirse keyif alırım gizlice,mamafih kimi zaman akıllı kişiler göt gibi cevap verir o zaman tat kalmaz.Gene de yazdıklarını gündelik takip eden ve yorum yazan tek kişi olmaktan vazgeçmeyeceğim çünkü Nişanyan hapiste,Sözcü elindeki tek kaliteli yazar olan Soner Yalçın’ın yazılarını sırf üç kuruş fazla kazanmak için irternet sitesine koymuyor ve HBBA doğru düzgün yazmayı bıraktı,elimin altında kalan son düzgün yazar da sensin.Her ne kadar bu durumdan çok hoşnut görünmesen de.

  12. Küfürbaz insanları çok severim. Eski bir arkadaşım vardı, biz onunla arkadaşlığı nasıl ilerlettik biliyor musun, birbirimize küfür ederek. Onun fikriydi… Ama o arkadaşımın anasına avradına küfür etmek gerçekten beni rahatlatmıştı, ve rahatlatmaya da devam etti, çünkü zaman zaman çok göt bir herif olabiliyordu. Her neyse… Benim dayım küfür etmeyi bir sanat haline getirmiştir, çok güzel sülalesine söver insanın. Ben kişisel olarak pek küfürbaz değilimdir, ama zaman zaman hayvan taklidi yapmak ve zaman zaman da küfür etmek çok iyi bir şeydir. Sana kızdığım falan yok. Dümdüz söv gitsin. Sorun bu değil… Sorun şu, ben bu yazıları birilerini resetlemek için yazıyorum, biliyorsun. Yazılarımın çok hanım evladı işi olduğu izlenimi uyandırıyorsun bende, o rahatsız ediyor. Yani kendimle ilgili… Blogu ilk açtığımda sağa sola sövmek amacındaydım, ama nası bi süper egoysa bendeki, sövemedim. Kibarlaştım. Ama senin gibi ağzı bozuk bir okurumun olması (inşallah dediğin gibi bir tek sen değilsindir…🙂 ) hoşuma gidiyor. İşin doğrusu bu.

  13. Madem sen anlattın,ben de anı anlatayım:lisedeyken bir arkadaşım vardı,şuursuz öküzün biriydi.Dedesi eski milletvekiliydi ama 5-6 dönem falan,ondan çok mal mülk kalmış,okumaya ihtiyacı yok.Baba sert diye anne de çoğu şeyi gizlemiş,şımartmış bunu.Hocalara saygısı olmayan,sırf piçliğine müdüre bile ülkücü hareketi yapan,derste tesbih çeken,kabaca konuşan,çoğu kişinin sevmediği mal bir tipti.Ben tabii ilk geldiğimde bilmiyorum,alnında yazmıyor ya.Kimseyle yakın olmadığı için bana yanaştı,ben de kimseyle yakın değildim,tek tük bir iki kişi dışında hiç yakınlık kurmadım,kurmam,kurmayacağım,çünkü bir toplumda biriyle iyileşirsen diğeriyle kötüleşirsin,en iyisi yalnız olmak,ben seviyorum yalnızlığı.,ya da ortalama toplum bireyi olmadığım için insanlar beni sevmedi,kendimi böyle avutuyorum,neyse…Onu zamanla tanıdım,bir kere küfretti,sonra özür diledi falan,ben de küfrü hiç takmam,hele anneye gelenleri,çünkü orada kişi anneni tanımıyordur bile,sana gelir o küfür ve manasızdır,benim üzüldüğüm daha çok bir şey başaramayınca “gerizekalı mısın sen” gibi hakaretlerdir,çünkü onlar manalıdır.Ona dedim böyleyken böyle,ben küfre kızmam,sen misin diyen,ondan sonra her gün anneni nasıl siktim,yok annem tarlaymış,çıkışta sizin eve gideceğim falan,bir şey de diyemezsin,en başta kızmam dedim,karizma çizilir,zaten küfre kızmıyordum ki,istismara kızmıştım ve millet duyuyordu da,senelerce çektik o ayıyı.Anlayacağın sonucu her zaman iyi olmaz.Ama zannedersem bir yanlış anlaşılma oldu,ben “Sevan Nişanyan taktiği,göt gibi konuşana göt gibi cevap ver.” cümlesini kurarken,senin yaptığını kast etmiştim,küfürbazlıkla ilgili bir şey söylemedim,ama gene de iyi oldu,konuşurken fazla dikkat etmeyeceğim,tabii bahsettiğim adam gibi de istismar etmem ki zaten küfür etmiyordum,alayı yazıyordum.Benim seni okumayı sevme nedenim ise hem bilimsel ve tarihi konularda yazman,böylece farklı fikir görüyorum,hem de taş duvarla konuşma konseptini beğenmiş olmam,ama buranın bir kolektif çalışma olduğunu düşünmüyor değilim,çünkü İMDb yazında benim de bir filmim var dedin,sinemacı herhalde dedim ama sinemacılık hikaye anlatıcılığıdır,sen ise pozitif bilimsel konulara kafa yoruyorsun,iki ayrı alan.Ayrıca bir başka yazıda matematikçiyim dedin.Ama diyorsan ben çok yakışıklıyım herkes beni filminde oynatır,o zaman bilemem.

  14. Kısa filmci, öykücü (birinciliklerim vardır), matematikçi, iyi resim yapan hıyarın tekiyimdir, ama bugüne kadar bunların bir faidesini gördüm mü? Gördüm tabi ama ne bileyim ya… Ödüller falan aldık ama devamı gelmedi… Daha büyük işlere soyunamadık… Neyse boş ver bunları övünmeyi sevseydim, blogu kendi adımla açardım zaten. Ama parayı bunlardan kazanmıyorum, bildiğin düz memurusum…

  15. Ayrıca; o bahsettiğin lisedeki arkadaş, bir insanın başına gelebilecek en kötü arkadaş tipi… Şanssızlık olmuş derim.

  16. Aslında bana kattığı şeyler yok diyemem,dedesi milletvekili demiştim ya,onun üzerinden ilginç anılar anlatırdı ve genelde eğlenirdik derste yaptığı dengesizliklerden.Bir gün hocanın biri kızın birini tahtaya kaldırmıştı,oturan biri tahtadaki kızı külotlu çorabında küçük bir yırtık olduğuna dair uyarmıştı,bu şuursuz “e uzun zamandır var.”demişti,hocadan tekmeyi de yedi.Ne gülmüştüm ona.Bir de milliyetçi,muhafazakar veya ülkücü olduğunu bildiği hocalara bozkurt işareti yapardı,müdüre yaptı bir gün,”adama bak ya,aykırılık istemiyorum git dersine çalış” dedi alaycı ifadele,pamuk şeker gibi adamdı müdür,beden eğitim hocasına yaptı,adam bahçe boyu kovaladı bunu,yakalayınca üstüne atladı,yere yatırdı,hırpaladı biraz,sonra “dalın lan şuna” dedi,yirmiye yakın kişi daldı,takdir edersin bendeniz de onlardan biriydim,tabii ciddi bir şekilde dövülmedi.He birde yobaz bir edebiyatçıya yapmıştı,adama hep selamin aleykum diyordu,adam bunu sokakta yapsan sevinir ama okulda rahatsız oluyordu,bir gün kitaplarını eliyle itti,sırayı tekmeyle başka bir yana itti,”lan oğlum bak beni delirtme,seni bir döversem kimse elimden alamaz” dedi,hocayı çok seven bir tip tuttu adamı,ama dövemezdi adam o çocuğu,çocuk ayı gibi bir şeydi.Şimdi olsa güler miyim bunlara bilmiyorum.O değilde kendimi Hıncal Uluç gibi hissettim.

  17. Filmciliğe gelince,filmci olmayı isterdim,her olaydan güzel bir hikaye yaratıp anlatabilirim,akımda kurduğum her hikayeyi kağıda dökseydim yazar da olurdum.Ama bende laf çok icraat yok.

  18. Senaryo yazmayı kolay bir şey mi sanıyorsun? He he he… Maalesef, işin en zor kısmı orası…

  19. Hiçbir şey ilk bakışta kolay değildir,kişinin ilgi,yetenek ve çalışma azmi doğrultusunda kolaylaşır.O yüzden kendi mesleği hakkında şu zor bu zor diyen veya başka birinin mesleği hakkında “bu iş de zor be abi” “kolay mı lan onu yapmak” şekline kurulan cümleleri pek iplemem.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: