Arabistanlı Lawrance

Bugün ilk defa Arabistanlı Lawrance filmini izledim. 3.5 saatlik olması gözümü hep yıldırıyordu bugüne değin…

Filmin ilk yarısında Lawrance özgürlük ve evrensel değerler aşığı bir romantik olarak gösteriliyor. Filmin ikinci yarısı ise bana çok yapay ve saçma geldi. Arap/Osmanlı savaşını çok tek taraflı ele almış, İngiliz bakış açısı hakim. Yer yer objektif olma çabaları da görülüyor, ama yetersiz kalıyor. Bugünü şekillendiren sorunlara pek az ve yüzeysel değiniliyor (Musul petrolleri, İsrail’in kuruluşu, Arap/Osmanlı savaşının bir Arap birliği ile sonuçlanamaması gibi…) Bu kadar önemli konular bir özgürlük romantizmi içinde nasıl ele alınabilir ki? Sonuçta o dönemde koskoca Orta Doğu coğrafyasının kaderi çizilmiş.

Romantik özgürlük savaşçısı da kim bu arada? Bir casus! Aman da aman!… Ama İngilizlerin çok iyi casus yetiştirdiğini kabul etmek lazım. Bir tek insanın bir coğrafyanın kaderi üzerinde bu denli etkili olabilmesi gerçekten şaşılacak başarı sayılır. İngiliz casuslarının kalitesine bir başka örnek de büyük yazar George Orwell, o da casus çıkmadı mı? Adam iki kitabıyla sosyalist bloğu çökertti neredeyse… (Hayvanlar Çiftliği ve 1984)

Ayrıca filmin özellikle ilk yarısına tam bir kadercilik hakim. Yani, Lawrance’ı sanki tanrı göndermiş gibi anlatıyor film. Adam kendi de ne için gittiğini, ne için savaştığını tam olarak anlamadan savaşın içinde buluyor kendini. (Prens Faysal’ın yanına gitmeyi sebebini bilmeden neden kabul ettiğini soran bir siyaset adamına “Muhakkak orda bana ihtiyacınız var da ondan…” diyor.) Herkesin (hatta Arapların bile) cehennem olarak gördüğü çölü daha ilk günden benimseyip bağrına basıyor. Sanki ilahi bir gücün yönlendirmesi altındaymış gibi. Kendisini çöle yollayan siyasetçi aynen şöyle diyor: “Çölü iki kişi sever. Birincisi Bedeviler, ikincisi ise Tanrı. Sen ikisi de değilsin.” Lawrance’nin öyle bir gülümsemesi var ki o sahnede, sanki ilahi bir gücün etkisi altındaymış gibi, kendinde değilmiş gibi…

Bu iddiamı destekleyen başka kanıtlar da gösterebilirim. Söz gelişi filmin bir yerinde çölde unutulan bir adamı ölüm riskini göze alarak kurtarmak ister Lawrance. Şerif Ali, adamın ölümünün kader olduğunu, yazgı olduğunu söyler ve onu bırakmasını ister. Lawrance “yazgı mazgı yok, insan kaderini kendi yazar” der ve adamı kurtarır. Sonra çölü sağ salim geçip başka bir kabileyi güçlükle Osmanlılarla savaşmaya ikna ederler. Güçlükle bir araya gelen iki kabiledir bunlar. Çünkü hala Arabistan’da kabilecilik, aşiretçilik egemendir insanların davranışlarına. O esnada Lawrance’nin savaşmaya ikna ettiği kabilenin bir üyesi öldürülür. Bu cinayet yüzünden güçlükle kurulan kabile birliği daha yolun başındayken sona erme tehlikesiyle karşı karşıya gelir. Krizi çözmenin tek yolu, katilin idamıdır. Bu işi de Lawrance yapacaktır. Bir de bakar ki katil, çölde kurtardığı adamdır. Yani yazgı her şeye rağmen gerçekleşmiştir. O adamın demek ki çölde ölmesi gerekiyormuş mesajı verilir.

Bir kaç yerde Lawrance’ın işleri kendisinin bile anlayamadığı bir biçimde, neredeyse mucizelerle yoluna girer.  (Sanki tanrı yardım ediyormuş gibidir.) Hatta filmin ortalarında Lawrance kendisinin bir çeşit seçilmiş insan (belki de peygamber) olduğuna inanmaya başlar. Hatta kendini görünmez sanmaya başlar ve Osmanlıların elinde olan bir kentte pervasızca ortalarda dolanır. (Bedeli ağır olacak bir davranıştır bu… Kendisine bir Türk Bey’i (ne demekse… yine bir tarih çarpıtması…) tarafından tecavüz edilir ya da böyle olduğu iması vardır… Nedense, Türkleri kötülemek isteyen bir çok filmde Türkleri eşcinsel tecavüzcüler olarak gösterme huyu vardır. Örneğin Gece Yarısı Ekspresi, örneğin Ararat… Ararat filminde Türklerin sembolize eden adam yönetmenin oğlunun eşcinsel partneridir… Yanlış hatırlamıyorsam tabii…)

Ayrıca filmin gene bu ilk yarısında sık sık Musa’dan bahsedilir. Bilindiği gibi Musa yahudilerin en önemli peygamberidir ve onları firavunun elinden kurtarmıştır. (Çölü geçmiş ve Kızıldeniz’i ikiye yarmıştır. Filmde de Lawrance iki kez çölü geçer.) O esnada İsrail’in kuruluşu ve Gazze Şeridinden söz edilir. Burada Gazze’ye bağlantı kurulmuş.

Aynı Musa ve kurtarıcı sembolü bir başka mistik filmde de işlenmişti: Schindler’in Listesi… Dikkatle izleyin göreceksiniz ki o filmde Schindler’in tanrı tarafından yahudileri kurtarmak için gönderildiği ima edilmektedir. Schindler, kendi iradesi dışında, ilahi bir motivasyonla hareket eder; yahudileri kurtarmak onu yazgısıdır. Tıpkı Musa gibi..

Yani bu film, Lawrance’ı tanrının inayetiyle hareket eden, gizemli, mistik bir kişilik olarak sunuyor. Anasının gözü, üç kağıtçı, yalancı bir casus olarak değil… Ulan İngilizler, inanılmaz adamlarsınız yahu siz! Bir casusu bile peygamber gibi gösterdiniz ya, helal olsun valla size.

Oysa tarihten biliyoruz ki Lawrance uyanık pezevengin tekidir. Saftirik Arapları nasıl kandıracağını da iyi bilir. Orasına burasına lamba takarak gece çölde tek başına yürüyüşe çıktığı, sonra lambaları yakınca salak Arapların “Ahanda Lawrance’ye nur inmiş, kutsal adam!” diye coşacaklarını bilir.

Filmde de Lawrance sık sık yalnız başına çölde gezer, ama bu tabii üç kağıtçılığından değil de mistik bir şekilde tanrının etkisi altında olduğu içinmiş gibi algılatılır izleyiciye…

Yemezler yavrum.

Ayrıca, bu herifin eşcinsel eğilimleri olduğu, hatta eğilim meğilim değil, düpedüz eşcinsel olduğu bilinmektedir. Çölde yanında taşıdığı iki çocuk vardır. Hatta birinin ölümüne neden olur. O çocuklarla arasındaki ilişki biraz böyle aşık maşuk ilişkisi gibidir.

Ayrıca bir Türk Bey’i (ne demekse) tarafından tecavüze uğradığı ima edilir. Bence kendisi önüne gelenle düşüp kalkan bir kenar mahalle ibnesi kadar orospu ruhluydu. (İbnelerden özür dilerim bu arada…)

Lawrance filminin mistik havası filmin ikinci yarısında dağılıyor. Bu mistik hava yerini biraz daha gerçekçi reel politik bir anlatım tarzına bırakıyor, ama kesinlikle yeterli olmuyor. Burada sadece Arap birliğinin neden kurulamadığı haklı gösterilmeye çalışılıyor gibi geldi bana. Yani şu demeye getiriliyor: Arap birliği konseyi büyük bir kargaşa içine düşüyor, kabile şefleri birbirine bıçak çekiyor falan… Yani filmde, bu Araplar demokrasiye ve ulusal birliklerini oluşturmaya henüz hazır değiller mesajı veriliyor. (Biz de elimize cetveli alıp, onları böldük, ne yapalım yani!…)

Tarihsel gaflarına ve bu hatalarına rağmen, Peter O’toole denen herifin oyunculuğu, sinema tarihinin en büyük oyunculuk örneklerinden biriydi diyebilirim. (Aklıma gelen diğerleri Baba’daki Marlon Brando ve 1948 yapımı Hamlet’teki Laurance Olivier’dir bence…)

Musa halkını çölden geçiriyor…

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

9 comments

  1. Osmanlı uçaklarının Arap Bedevileri bombalaması en absürd olan yeriydi.En güzel sahnelerinden biri(aklımda kalan)Arap kılığındayken Lawrence’ı döven ama sonrasında elini sıkmak isteyen komutan.Tacizci komutana gelince,gerçekten Lawrence o adamın(Hacim Muhittin Çarıklı) kendisini taciz ettiğini iddia ediyor oğlu Turgut Çarıklı’nın bir kitabı bile var bu olay hakkında.Ömer Şerif’in ve Alec Guiness müthiş oyunculuğunu da geçmemek lazım.

  2. Evet, iyi ki yazmışsın, çünkü ben orayı es geçmişim. Benim yazıda asıl vurgulamak istediğim, bu tür filmlerde hep böyle “tanrı yönlendirmesi” tarzı, mistik bir hava vardır. O ilginç gelmişti bana…

  3. Bu film fena değil bence.Blog’da propaganda filmleri(hem siyasi hem ilahi) hakkında geniş kapsamlı bir yazı yazmayı düşündüm senden sonra,yazdıktan sonra atarım ve okumanı isterim.

  4. Yahudi mistisizmi oluyor çoğunlukla, içine bizim anlamadığımız sembolleri de koyuyorlar. Ama hemen komplo teorilerine sarılmaya gerek yok derim. Bütün sanat eserleri sanatçının inancından, yetişme biçiminden, içinden çıktığı kültürden izler taşıyacaktır. Bazıları bunu napıp edip satanizme falan bağlıyor ya, komik bence.

  5. Kuruntu!Dikkat et bu Micheal Sikkofield olsun,Adnan Oktar olsun veya Facebook gibi ortamlardaki komplo teorisi sayfaları olsun hepsi dindar çıkıyor.Banu Avar da öyle,kemalizmin dindarı o da.Yani Batı’nın gelişmişliğinden geri kalmış insanlar,çamur atmak için yer arıyor ama bunu yaparken kendi masallarını kullanıyorlar.

  6. Aynen katılıyorum.

  7. Yeni bir şey öğrendim, bilmek istersin diye düşündüm. Bu sene içinde yeni bir film geliyor Queen of Desert, Lawrence’ ı Twillight’ taki Robert Pattinson oynayacakmış. Twilligt’ ı duyunca yüzün burkuluyor olabilir ama bir başka sinema tanrısı Cronenberg’ in son filminde bu çocuk gayet iyi oynamıştı. Yani sırf tip değil adam. Ama film Lawrence ekseninde olmayacakmış, arkeolog bir kadın ekseninde, onu da Nicole Kidman oynuyormuş, Gertrude Bell, o da Lawrence gibi başka bir ajan, o daha çok Irak ve çevre ülkelerdeki Araplar’ ı kışkırtmış. Irak’ı ın bugünkü sınırlarının belirlenmesinde büyük rol oynamış, Paris Barış Konferansı’ nda delegeymiş. Mamafih Lawrence’ dan bir farkı var, direk kışkırtsın diye gönderilen biri değil, zaten oraları seviyormuş, arkeolog kimliğiyle gitmiş, Arap hayranı olup oranın kültürünün Batı’ ya anlatan kitaplar yazmış, daha sonraları bunu kullanmışlar, artık manipüle mi ettiler, tehdit mi ettiler veya çok para mı verdiler bilmiyorum. Lawrence’ la çekilmiş fotoğrafları bile var. Ayrıca arkeolog demiştim ya, bu Karkamış Antik Kenti’ nin kalıntılarıyla uğraşmış,
    Yönetmeninin portföyüne baktım, belgesel yönetmeni, yani tarihi bir şey çıkabilir. Ayrıca James Franco da oynuyor, nemrut bir herif ama genel olarak iyi bir sinemacı.
    Filmi Fas ve Ürdün’ de çekmişler. Bu Amerikalılar’ da Fas’ a karşı bir şey var, Casablanca ve The Men Who Knew Too Much var bunlara örnek, WW2′ den sonra ABD’ nin Afrika’ da ayak bastığı yer olmasından ötürü herhalde.

  8. Şu an işler biraz karışık, taşınıyorum falan… sonra yorumlarına yanıt yazacağım…

  9. Üstünde baskı hissetme, ben sadece bil istedim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: