Etrüskler Türk mü?

Geçenlerde bir yerde “Etrüskler Türk’tür” diye bir iddiayla karşılaştım. “Yok artık!” dedim kendi kendime… Bazılarının dünyadaki bütün ırkların Türk kökenli olduğunu, bütün dinlerin Kök-Tengri inancından doğduğunu, bütün alfabelerin Türk alfabesinden türediğini iddia ettiklerini biliyorum. Hatta bu kişilere göre dünyada Türk’ten gayrı bir nesne yoktur! Onlara göre, dünyadaki bütün önemli devletleri Türkler kurmuş, bütün keşifleri Türk bilim adamları yapmıştır, falan.

Baştan söyleyeyim: Irk diye bir kavramın bilimsel temeli olduğuna inanmıyorum. Yani bir adamın DNA’sına bakarak, “Bu Türk’tür, şu Sırp’tır, öteki Fransız’dır; berikinde azıcık Ermeni, azıcık da Rus kanı vardır,” demek mümkün değil. Hatta bir insanın DNA’sına bakarak zenci olduğu bile anlaşılamıyor öyle kolayına… Dahası, bir canlının DNA’sına bakıp onun insan mı, şempanze mi yoksa bonobo mu olduğunu bile söylemek zor. İyi ki de öyle! Yoksa düşünsenize, ırklara özgü hastalıklar geliştirmek mümkün olurdu. O zaman sadece Arapları etkileyen gizemli hastalıklar, ya da sadece Kızılderilileri öldüren mikroplar dolaşmaya başlardı ortalıkta.

Yani DNA –bizi biz yapan bütün genetik özelliklerin yazılı olduğu o büyük kitap– hakkındaki bilgilerimiz, ırk kavramını desteklememektedir. Büyük ihtimalle insanoğlu, kendi sandığından çok daha birörnek yapıdadır. İnsan türünün genetik çeşitliliği, bir çok hayvanın genetik çeşitliliğine göre azdır. Dışardan birbirine benzeyen köpekler, kediler, aslanlar aslında kendi içlerinde büyük bir genetik çeşitlilik arzederler. Yani bu hayvanların bireylerinin DNA’ları birbirinden oldukça farklıdır.

Peki, neden insanların genetik çeşitliği diğer canlılara göre bu kadar az?

Bunun nedeni olarak, insan popülasyonununun geçmişte genetik bir dar boğazdan geçmesi gösteriliyor. Bazı araştırmacılara göre, tüm dünyadaki insan nüfusu tarihte bir dönem 30 bireye kadar düşmüş olabilir. Kefeni kıl payı yırtmışız yani… Bir nevi Adem-Havva vakası yaşanmış geçmişimizde. İnsan türü, bir ya da bir kaç kez yok oluşun eşiğinden dönmüş.

İnsan türünün genetik çeşitliliğinin az olması, diğer insanlarla aramızdaki benzerliğin sandığımızdan daha fazla olması demektir. Hepimiz çeşitli ırksal özelliklerin bir kokteyliyiz aslında. Dışardan görünen belirgin özellikler, çekik göz, ten rengi, çıkık elmacık kemikleri, kıvırcık saç gibi ırka atfedilen özellikler, her ne kadar bizim gözümüze çok belirgin özelliklermiş gibi görünse de, genetik olarak devede kulaktır. DNA öyle büyük ve kocaman bir yapıdır ki, sözünü ettiğim ırksal özellikleri belirleyen DNA cümleleri, 100 ciltlik ansiklopedinin kapağında yazan iki üç kelime gibidir. Ama bu kelimeler kapakta olduğu için, gözümüze aşırı önemli görünür.

Yani, Etrüskler Türk olsa ne olmasa ne? Sonuçta, aslında hepimiz biraz Türk, biraz Fransız, biraz zenci, biraz aborjin, biraz pigme, biraz da Amazon yerlisiyiz… Tarihte şöyle bir 300-500 yıl geriye gidersek, o zamanlarda yaşamış herhangi bir adamın bizim dedemiz olma ihtimali neredeyse %50’dir.

Halklar karışıp gitmişler işte!.. Sadece bazı belirgin kültürel özellikler diğerlerine göre baskın hale gelmiş. Mesela, bir coğrafyada belli bir dil diğerlerine göre daha çok konuşulmuş. Bugün dünyada İngilizce’nin hakimiyetine kim karşı gelebiliyor? Alman ve Fransızlar popolarını yırtıyorlar dünya dili olmak için ama İngilizce’nin ezici hakimiyetini kıramıyorlar. Her neyse… Sadece dil değil, bazı inançlar, kültürel, etnik ve etnolojik bazı özellikler de baskın hale gelip, topluma yayılabiliyor.

Etrüskler de Romalıların temeli olmuşlar. Tıpkı Helen kültürünün Makedonya’yı etkilemesi gibi… Tarihte bunun bir çok örneği vardır. Söz gelişi, bütün dünya kültürlerinde Mısır ve Sümer ögeleri bulunur. (Bütün dünya kültürleri birazcık Sümer tuzu, bir tutam Mısır baharatı, bir çay kaşığı Yunan sosu, az biraz da Cengiz Han biberi içeren bir çorbadır.)

İmdi, “O zaman,” diyeceksiniz, “neden bu yazıyı yazıyorsun?”

Çünkü, bu iddiayı okuyunca, yani Etrüsklerin Türk olduğu iddiasını, “Ulan,” dedim kendi kendime, “git şu konuyu araştır; sonra ilerde bu konuyu biriyle tartışman gerekirse elinde sağlam bilgiler olsun.”

Araştırdım tabii. Dedim ya İnternet sağolsun… İlk baktığım yer Wikipedia oldu.

Etrüskler, bir süre Roma devleti ile rekabet ettikten sonra yıkılan, Roma devletinin temelini oluşturan, eski bir uygarlık. Yani İtalya’da Romalılardan önce Etrüskler varmış. Bu adamların nereden geldiği, kim oldukları, dilleri, edebiyatları bir gizem. Haklarında bilinenler çok az. Roma devleti kurulmadan önce İtalya’nın kuzeyinde yaşıyorlarmış. Önceleri Roma şehrini baskı altında tutuyor, yönetiyorlarmış. Sonra Romalılar güçlenip Etrüskleri yenince tarihten silinmişler. Tabii hiç bir toplum tarihten silinmez, sadece asimile olur. Bu Etrüskler de Roma devletinin içinde asimile olmuşlar belli ki.

İşte bu bakış açısıyla konuya yaklaşan ben, kısa bir araştırmanın sonucunda, yukarıda saçma ve komik bulduğum bu iddianın büyük ihtimalle “doğru” olduğunu keşfetmiş bulunmaktayım. (Tırnak içinde doğru, çekinceleriyle birlikte…) Tabii, bu keşfi yapan ben değilim, o ayrı konu. Ben sadece yazıyorum.

Etrüsk figürleri. Yüz, saç ve giyim biçimine dikkat.

Öncelikle, Etrüsklerin Türk olabileceği iddilarının nereden geldiğini açıklayayım. 2004 yılında yapılan genetik bir araştırma, bugüne dek korunmuş Etrüsk iskeletlerinden alınan mitokondriyal DNA’nın, İtalya’da yaşayan halkların genetik yapısından çok, günümüz Türkiye’sinde yaşayan halkların genetik yapısıyla benzerlik taşıdığı sonucuna varmış. Yani günümüz Türkiye’sinde yaşayan halklar –ki bunlar biz oluyoruz– bir insan gen kokteyli olarak düşünülürse, bu kokteyl ile eski Etrüsklerin kokteyli benzer kokuyor, benzer görünüyormuş. Tabii, genetik biliminde bu türden iddialara çok kesin gerçekler, nihai kanıtlar olarak bakılmıyor. Sadece belli bir iddiayı destekleyen nitelikte oldukları düşünülüyor. Çünkü DNA, daha önce de anlattığım gibi, tam bir karmaşa yumağı. Direk sonuç çıkarmaya müsait değil. Buna rağmen, bilim adamları, genetikçiler, bu karmaşa içinde belirgin bir takım işaretleri, benzerlikleri görmeyi başarıyorlar.

Diğer bir kanıt, Etrüsk isminin kendisi. Türkçe Vikipedi’den aynen aktarıyorum: “Etrüskler (türkan, türsen, türsaka’lar) İtalya’nın Tiber ile Arno nehirleri arasında yeralan E’truria bölgesinde yaşamış ve M.Ö. 6. yüzyıla dek varlığını sürdümüş bir halkın adı olup Eski Romalılar tarafından Etrusci veya Tusci adlarıyla tanımlanmışlardır.”

İsim benzerliğine bakın: Etrusci, Tusci… Trük isminin önüne e- eki getirilmiş gibi… Tabii bu sadece bir benzerlikten ibaret de olabilir.

Diğer nokta ise şu: Bu sefer İngilizce Wikipedia’dan alıntı yapıyorum: “The Etruscans called themselves Rasenna, which was syncopated to Rasna or Raśna.”

Yani Etrüsklerin kendilerine Rasenna veya Rasna dedikleri bilinmekteymiş.

Rasenna, Asena’dan geliyor büyük ihtimalle. Bilindiği gibi Asena ya bir dişi kurttur, ya da dişi kurdun doğurduğu bir oğlan çocuğudur ki Türklerin bundan geldiği miti vardır.

Romalılar da kendilerinin dişi bir kurttan türediğini iddia ederler bilindiği gibi. Bu dişi kurt, Romus ve Romulus adlı iki oğlanı emzirmiş; bunlardan Romulus, daha sonra Roma’yı kurmuş (kardeşini de öldürmüş bu arada.)

Dişi kurt Romus ve Romulus’u emziriyor.

Yani aynı mit… Peki Romalılar bu miti kimden almış? Tabii ki Etrüsklerden…

Yani kurttan türeme miti hem Romalılarda hem de Türklerde var. Romalılar bu miti Etrüsklerden almışlar. Bu kurdun Etrüskçe adı Rasena, Türkçe adı Asena… Breh breh breh…

İlginç geldi bana.

Geçimini savaşarak sağlayan iki toplum biçiminin aynı hayvanı –kurt– mitleştirmesi normaldir diyebilirsiniz. Ama o işi yapan başka hayvanlar da var. Şu, kral denen tembel aslan mesela… Nitekim Romalılarda kartal da kutsaldır. Bunlar aslında asalak canlılardır. Geçimlerini sağlamak için çok büyük bir alana gereksinim duyarlar, çünkü başka hayvanları avlayacaklar ne de olsa. Ama birbirinden bunca uzak iki toplumun onca avcı arasından kurdu seçmesi de tesadüf olamaz.

Orta Asya’nın gezgin Türkleri bayağı bir gezmişler anlaşılan. Gezmenin dolaşmanın bir çok avantajı olduğu gibi, bu insanların yapısı gezip dolaşmaya meyilli de olabilir.

Nitekim, Büyük İskender de orta büyüklükte zengin bir ülkeyi ele geçirip vur patlasın çal oynasın yaşayacağına, tutup ta Hindistana kadar gidip, bilmem kaç yıl kıçı rahat koltuk yüzü görmemişse, bunun en büyük nedeni gezip görme isteğidir bence. Ne de olsa o çağlarda yolculuk etmek gayet tehlikeli bir işti. Soyulabilirdiniz, öldürülebilirdiniz. En güvenli seyahat bir ordu ile birlikte yapılan seyahat olsa gerekti. Yoksa insan 12 yıl savaşıp da hala savaşacağım, daha yürüyeceğim diye tutturur muydu? Askerlerinin baskısıyla, isyanıyla geri dönmüştür. Zaten dönüş yolunda da hastalanıp ölmüş. Yani oturacağını anlayınca dayanamamış herif. Bugün yaşasaydı bence gezginin teki olurdu bu İskender, savaşçı falan olmazdı. Ramses de oturduğu yerde oturur, gidip de elin Hitit’ine kafa tutmaz, yenilgisini halkına zafermiş gibi yutturmaya çalışmazdı. Timur ile Cengiz de kıçlarının üstünde oturur, yok Mısır’ı alacağım, yok Müslüman devletlerini yağmalayacağım demezlerdi. Bazı heriflerde kurt mu kaynıyor nedir?

Neyse, konuyu dağıttık galiba.

Sonuç olarak, tarihte birileri gezip dolaşmasaydı, insan ırkları ve kültürleri birbirine karışıp, insan toplumları arasında tuhaf bağlantılar kurup, ilginç benzerlikler oluşturabilir miydi?

Heterojen bir toplum olurduk çorbayı karıştırmasaydı birileri.

About reset

Kimin söylediğini bırak, ne söylediğine bak.

5 comments

  1. Keyifli yazı, peki şu Kızılderililer Türk’ tür tezine ne diyorsun? Onun kanıtı da Türk ve Kızılderili’ lerin flamalarının benzerliği, Kızılderililer’ in Sibirya’ dan Amerika’ ya göçmüş olabileceği… Soru yanlış aslında, Kızılderili deyince Kuzey ve Güney Amerika’ nın yerlileri anlaşılıyor, tüm Avrupa’ lılara ” beyaz derili” demek gibi bir şey, oysa biliniyor ki Kuzey A.’ lı yerliler totemisttir, Güney A.’ lılar ise animisttir, böyle daha çok farklılık var, olsa olsa Kuzey A.’ daki birkaç kabile Türk veya Sibirya kökenli olabilir. Sunay Akın( Türk Edebiyatı’ nda Kızılderililer’ i işleyen tek kişi) ise Kızılderililer’ in hiçbir şekilde Türk olamayacağını iddia diyor, araştırmaları falan var. Neyse ben çok konuştum sahneyi bilim adamına bırakıyorum.

  2. Yazının ana fikrinde de belirtildiği gibi, genetik olarak “şu Türktür, bu Fransızdır” demenin çok da bilimsel anlamı yok. Irk, ya da millet, kültürel bir takım niteliklerin (özellikle de dilin) başat hale gelmesinden başka bir şey değil. Biz bile Türk değiliz, çekik gözlü falan değiliz (ama aramızda asya tipli insanlara da rastlanır. Gerçi avrupa tipliler de çoktur, arap tipliler de…) Kısaca, bizler temel olarak akdeniz tipliyiz ama genetik yelpazemiz bundan geniştir. Orta asya, kafkas, arap, avrupalı (özellikle de balkan) kökenliyiz, bunların bir karışımıyız. Hatta belki de içimizde epey bir rumluk ve hatta lidyalılık, hititlilik vardır. Ancak kültürel olarak Türk olabiliriz. Konuştuğumuz dil milliyetimizi belirliyor çoğunlukla, ya da kendimizi kültürel olarak nasıl tanımladığımız… Ama konuştuğumuz dil de başka dillerden izlerle doludur. Bunda da gocunacak bir şey yok.

    Din de kimliğimizi belirleyen önemli bir etmen… Ancaaaak, gerek dilimiz, gerekse de dinimiz asla saf değildir, olamaz. Nasıl ki türkçe rumcadan etkilenmişse, aynı şekilde islam da başka dinlerden (çok fazla) etkilenmiştir ve etkilenmeye de devam etmekte…

    İslamin içindeki başka dinsel etkileri sayıp döksen upuzun bir yazı olur.

    Kızılderililerin Türklüğüne gelince… Orta asyadan gelen türkik kökenli olmaları ihtimali yüksektir. Ancak son kararı dilbilimciler vermeli… Gelgelelim dilbilimciler de bu konuda tartışıp dururlar. Safkan türkçüler, kızılderili dilleriyle (ki bir çok kızılderili dili vardır) türkçe arasında benzerlikler buluyorlar. Ama kesin, son karar yine belirsiz kalıyor. Esasında kelime alış verişinden çok gramer yapısı önemlidir. Kızılderili dillerinin Türkçeye benzerliği konusunda yapılan araştırmalara bakmak lazım.

    Dil de tıpkı genetik yapı gibi (ve her şey gibi) değişime açıktır ve çok çabuk tanınmaz hale gelebilir. Bugün moğolların bile türk kökenli olup olmadıkları tartışılıyorsa, kızılderililer konusunda karar vermek çok daha zor…

    Esasında, bir proto-asyalı ya da ön-asyalı kimliği var mı yok mu o bile belli değil. Kızılderili göçleri sırasında orta asyada kimler vardı, bu bile belli değil. Kızılderili göçleri bence uzun bir döneme yayılmış olmalı. Belki 30 bin yıllık bir göç tarihleri var, belki daha da fazla… Bu göçler sırasında Türkler var mıydı? Bilmiyoruz. Belki bir dönem türkler de göçmüş olabilir Amerika kıtasına.

    Ama benzerlikler çok. Kilim dokuma desenleri, şamanist dinleri, tipleri… Hatta bir kızılderili yerleşkesinin adı “hava-su” imiş…

    Esasında olaya ırk tabanında yaklaşmak çok yanlış. Kültürel ya da genetik bir birim olarak ele alındığında ırk hatta milliyet kavramı bile çok sorunlu, kolay bozunan, dayanıksız bir birim… Irk birimine göre insanları sınıflandırmak da bilimsel değil. Biliyorsun milliyet kavramı 18. yüzyılda icad edildi. Öncesinde de vardı ama çok önemli bir kavram değildi. Bu yüzden eski çağlarda ülkeleri fethetmek ve dinleri yaymak bu denli kolay oluyordu (başka sebepler de var tabi) ama ırk ya da millet bazlı bir örgütlenme, gerek dinlerin, gerekse de kültürlerin yayılımını çok zorlaştırır. Bu nedenle 17. yüzyıldan sonra kültürel yayılmada bir duraklama olmuştur. Gerçi günümüzde iletişim ve ulaşımın hızlanması nedeniyle yeniden bir kültürel yayılma, karışma dalgası ile karşı karşıyayız ki bu da hiç kötü bir şey değil.

    Hatta yine bu nedenle dinler milliyetçileri kendilerine rakip ve engel olarak görürler. Ümmetçilerin milliyetçileri , ve milliyetçilerin de ümmetçileri sevmemesi bu yüzdendir.

    Gördüğün gibi ben olaya bir dil bilimci ya da etnoğraf gibi değil de daha bilimi temel alan bir tarih felsefecisi gibi yaklaşmaktayım.

    Yazıyı beğenmene de sevindim, ilk yazılarımdandı…🙂

  3. Irk olayını ben de saçma bulurum, bilgiler için teşekkürler. Aslında bu yazıyı aramıyordum, bir tane ten renkleriyle, soğuk yerde yaşayan insanların soyunmasının içgüdüsel olduğuyla ilgili bir azın vardı, kamyoncu resmi vardı ama bulamadım, bunu buldum, aklıma geldi soru sorum, o yazının linkini atarsan da memnun olurum.
    Bu arada zaten yazılarının % 90′ ını beğeniyorum, ama WordPress hesabım olmadığı için “Beğen” butonuna tıklayamıyorum ve sen de bunu göremiyorsun, tabii bazı konularda mutabık değiliz, ki bence bu güzel bir şey, senle uğraşmanın verdiği zevk de cabası… Bir de benim artık fıtratımda mı vardır yoksa sonradan mı kazanıldı bilmiyorum, muhalefet olasım geliyor, elimde değil, birçok kişi başarılı olacağımı söylese de siyasete girmekten bu yüzden korkuyorum, yeni bir Baykal, Kılıçdaroğlu veya Kamer Genç olmaktan korkuyorum…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: